| Ahmet Urfalının Yeni Şiir Kitabı Çıktı |
1955 Emirdağ Doğumlu eğitimci yazarımız Ahmet Urfalı’nın “Ve Gözyaşı” isimli son şiir kitabı yayınlandı. Ve gözyaşı ile ilgili edebiyatçıların görüşleri şöyle: “
Eğitimci kişiliğinin yanı sıra tarihe ve halk kültürüme yönelik araştırmalarıyla, millî-manevî değerleri yücelten şiirleriyle tanıdığımız Ahmet URFALI altıncı şiir kitabıyla şiir severlere yeniden merhaba diyor.
Araştırmalarında ve şiirlerinde doğup büyüdüğü, yaşadığı coğrafyanın kültürünü, tarihini (Afyon-Emirdağ,Kütahya-Tavşanlı-Domaniç) ilmek ilmek, nakış nakış işleyen hocamız beslendiği iklimin mümbitliği sanatına yansımışçasına yeni nefesler üflüyor ruhlarımıza. ‘ Ve Gözyaşı’ adını verdiği altıncı şiir kitabındaki her şiirinde gönlümüze akan farklı bir soluğu hissediyoruz.
Akif’in bir şiirinde dediği’ Şiir için gözyaşı derler.’ ifadesi hocamızın bu eserinde ruhen de ismen de tam yerini bulmuş desek mübalağa etmiş olmayız.Yıllarını eğitime vermiş, yarınların emanetçisi gençlerle bir ömür hemhâl olmuş, adanmış bir ruhun bazen Mevlâ’ya, bazen Leyla’ya, bazen millî benliğimize, tarihimize, bazen de yitirilmiş, kadir-kıymet verilmeyen değerlerimize karşı hissettiklerini gözyaşı gibi samimi, gözyaşı gibi etkili sözlerle ifade ettiğini görüyoruz.
Hüzün gözyaşıyla örülmüş şiirlerin yanında öğüt, hasret, müjde, ümit temalı şiirleriyle de bizleri millet olarak, birey olarak sevinç gözyaşı akıtacağımız aydınlık yarınlara çağırıyor ve gönüllerimize ümit, güven aşılıyor. Hocamıza onca yoğunluğu içinde gönül-kültür dünyamıza yaptığı katkılarından dolayı teşekkür ediyor ve şükranlarımı sunuyorum. Noktayı da bu son kitabının arka kapağındaki iki mısra ile koyuyorum. “Sakla son damlasını sevinç gözyaşının Yeni efsanelerin ödülü olsun.”
İrfan AKBAŞ”
“Ahmet URFALI, acılar yaşayan Anadolu’nun hüzünler içinde olan insanımızın kurtulacağına inanan ümitli bir gönül insanıdır. Bu yüzden karamsarlığı barındırmaz çevresinde.
Mehmet Nuri Yardım”
ESERLERİ
A.ŞİİRLERİ:
1)Sevdalar Sevdalar 1 (1990)
2)Sevdalar Sevdalar 2 (1992)
3)Al Şafakların Müjdesi (1999)
4)Kayı Destanı (2004)
5)Gül ve Taş (2005)
6)Ve Gözyaşı (2008)
7)Adı Yemendir (Baskıda)
B.ARAŞTIRMALARI:
1)Hayme Ana Ve Karakeçili Aşireti (1994)
2)Vilayetlerin Sultanlığından Sultanlığına Osmanlı (1999-ortak yayın)
3)Kuruluşun Toprağı Domaniç (2003)
4)Efsane Kent Tavşanlı (2004)
5)Türkmen Destanı Emirdağ (2006)
6)Bir Zamanlar Tavşanlı (2008)
7)Tavşanlı Mevlevihanesi (2008)
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
ADANANLAR
1.
Gittiler
Uzak şehirlerin karanlığına
Bir kurt gibi cesur ve yalnız
Yiğittiler
Cennet kapılarına yakın durdular
Dillerinde seferberlik türküleri
Bittiler
Verimli ovalarda ıssız dağlarda
Fışkırdılar bereket olup
Kilittiler
Kutsal değerlerin hazinesine
Alp-erenlerdi adları ve andları ile adanmış
İttiler
Ellerinin tersiyle mevki-makam hırsını
Gözleri olmadı parada pulda
Yittiler
Tan yeri ağarmadan Kızılelma’da
Kaybedilmiş vatanların buruk hayâliyle
2.
Çekinmeden vererek canlarını
Şehitler kanıyla bayrak oldular
Gül olup yeniden hasbahçelere
Vatan yapılacak toprak oldular
Yüce gönülleri sevecen geniş
Anadolu gibi yaylak oldular
Kutsal değerlere mahfaza olup
Korku tanımayan koçak oldular
Toplaştılar ulu çağrıya gelip
Erenler mekanı ocak oldular
Çoban ateşleri yakıp her dağda
Oğuz’un nesline durak oldular
Işık ışık aydınlandı şehirler
Güvenle varılan uğrak oldular
Dillerden düşmedi millet sevgisi
Destanlar misali kaynak oldular
Kurbanlık koçtular Allah yolunda
Derinden Hu çekip adak oldular
Bir karasevdadır bu büyük ülkü
Turan’a yürüyen ayak oldular
BOZLAK
Eski çağlardan kalma bir acının yüzü
Kerpiç duvara yaslanmış oturur öylece
Irmak ırmak derin çizgileriyle ağlar yalnızlık
Uzun yola gönderilmiş oğulların kederi gözlerde büyür
Haber getirmez göçmen kuşlar çiçek açınca ağaçlar
Yakup’un çilesini artırır ancak Yusuf’un hasreti
Haneler gurbet ocağına döndü kapılar kapandı bir bir
Uğursuz baykuşlar tünedi viran oldu yuvalar
Hüzünler dolaştı sokaklarında boynu bükük ağıtlarla
Ufuklar yasta umutlar tükeniyor günle beraber
Yüreğe düşüyor yüksekten ve derinden göğün buğusu
Yorgun bakıyor hayata ikindi güneşi dertler içinde
Bir gönül sızısıdır hatırası yitik aşiretin
Yaylalarda izi kalmamış oğulların ses yok seda yok
Bu fetrete bakıp maveradan yasını tutuyor mezar taşları
GÖZYAŞI KASİDESİ
Nadide bir divâneyim baştan başa efsâneyim
Hicranım ahvâline mâtem güler ben ağlarım
Esrar Dede
BİR: Günahsız bir çift gözden akar gözyaşı
Sanki masum çimenler üstünde çiğdir bahar sabahı
Titretirken naif dudakları tuzlu tadı
Bir şebnemdir kırmızı gül yaprağında
Bir annenin ağlayışıdır çocuğu için
Derin denizlerden çıkarılmış inci tanesi gibi
Büyük sevdaların hüsranlı sonudur acıyla yoğrulmuş
Hüzzamdan bir ezgidir hüznün yanında
Yıldızlar kayarken gökyüzünde ve köpürürken denizler
Kimsesiz yetimlerin son sığınağıdır gözlerde büyüyen
İnsanlar azalıyor güleç yüzü sadaka bilen
Yoksul sessizlikler kuşatılıyor dar zamanlarda
Yaradanın yüce bir bağışıdır ihsanlarla dolu
Ulu yönelişlerde ıslanırken seccade
Gözlerin duasıdır eller açılmadan diller söylemeden
Rahmet kapısının girişinde dileklerle yüklü
Ruhlardaki depremi riyası olmayan tövbelerin
Bir göçmendir gözyaşı göz yurdunun ayrılmış
Ki bu yüzden çığlığına karışır hıçkırıkları
Soylu hasretler akıtır güzelliklere yorgun
Ululardan emanettir devredilir gözyaşı
İKİ:
Kalbini yatırır bağlamanın koluna
Kahrını yüklüyor nağmesine şimdi gurbetin
Yüzünü dönüp sılaya doğru
Bir bozlak haykırır Anadolu yaylasına
Eşliğinde süzülür gözyaşı solgun yanağa
Ağır ve kahırlı sevdalar gencecik omuzlarda
Birbirine hüzün sunarlar yaşanmış kederlerden
Uzun bir haykırıştır sevdaları kutlu kılan
Unutulurdu köşesinde tanık olmasaydı göçmen kuşlar
Kimseler bilmezdi kopup gelmeseydi yürekten
Sus ve ağlama artık gözyaşların ele veriyor seni
Matemini sarıyor gece korkulu karanlığıyla
Çılgın kısraklar üstünde uğulduyor rüzgar
Ölümü hatırlatıyor gök gürlemesi
Sus ve ağlama artık sabırla sessizliğine dön
ÜÇ:
Ağlayın diyordu ağlamayana
Gözyaşı akıtıp o güzel insan
Dualar edildi gözyaşı ile
Rahmetin ümidi kabule yakın
Kalbe şifa verir içten ağlayış
Korkuyu dağıtan şefkat ışığı
Katı taşta ne ot biter ne de gül
Yeşerir toprakta binlerce çiçek
İnsan ki duygudur baştan aşağı
Gözyaşını dökmek insana mahsus
DÖRT:
Bir yetimin elleri arasındaysa başı
Hıçkırıkları duyulmuyorsa kanadı kırık güvercinlerin
Izdırabın kıvranışına duyarsızsa gönüller
Ölmeye uzanıyorsa bir ceylan gözleri açık
Çıplak ayaklara batan diken batmıyorsa yüreklere
Gece yıldızlara bakıp şarkılar söylenmiyorsa
Artık gözyaşı dökmenin vakti gelmiştir
BEŞ:
Ne şikayet etti ne boyun büktü
Razı oldu ondan gelen her derde
Bir hicran bürümüş ufuklar sisli
Gözyaşı damlamış mezar taşına
Gizledi yaşını öz gözlerinden
Acıyı akıttı gönül yurduna
Baharda açmadı tomurcuk güller
Sonbahar gazeli şimdi ümitler
Unutulmuş hikayesi Mecnun’un
Büyüsü bozulmuş efsanelerin
ALTI:
Bahar gelmişken mavi gözlerine binbir çiçekle
Doğumları çoğalırken az olan
Donanırken türlü rengini dünya mor-yeşil
Sarı saçlarınla sen nereye gidiyorsun
Niçin geriye dönüp dönüp bakarak gidiyorsun
Öğleye ulaşamamış güneşler gibi batıyorsun
Sensin gül tomurcuklarının ardından ağladığı
Baharına kırağı dokunan gül de sensin
Annelerin en dehşetli depremidir hayatlarında
Ansız ve birdebire gelmişken ölüm
Asude yaşantıların üstüne devrilirken dağlar
Yası hatırladıkça büyür sustukça çoğalır ızdırabı
Uzanmışsın yabanın toprağına boylu boyunca
Al-kanın kına olmuş o nazik ellerine
Sonra nurlu yüzündeki tebessümle kime bakıyorsun
Nereye gidiyorsun kanatları üstünde meleklerin
Yeni değil hayat karşısında yenilgisi masalların
Ve acımasızlığı gurbet ellerde hüzünlerle gelen akşamların
Tanımsız bir çiledir kor ateşin düştüğü her yürekte
Ve uzak şehirlerin tenha sokaklarında kim duyar ağıdımızı
Artık gözyaşı dökmenin vakti gelmiştir
YEDİ:
Gökten damla damla iner gözyaşı
Ebemkuşağıyla taçlanır hüzün
Acının içine siner gözyaşı
Fırtınalar başlar toprak yarılır
Pınar kuruyunca diner gözyaşı
Viraneye döner gönül çaresiz
Kederin üstüne biner gözyaşı
Hayat tuz basılmış kılıç yarası
SEKİZ:
İçten kopan gözyaşı
Eritir en sert taşı
Kederler üstüne gam
Hüzünle gelir akşam
Yanağa süzülen su
Bir hicranın kokusu
Kalpte matem yazısı
Ruhun derin sızısı
Başlıyor gönül yası
Tükenirken hülyası
Kırık dal solgun çiçek
Görülen acı gerçek
Geldi ayrılık anı
Şimdi gurbet zamanı
Kirden arıt nefsini
Sen bulursun kendini
Bir hasretin türküsü
Gönüller üzüntüsü
Dert ile titrer sesi
Hayatın son gecesi
Her acıyla beraber
Buruk gözyaşı iner
DOKUZ:
Sakla son damlasını sevinç gözyaşının
Yeni efsanelerin ödülü olsun
HÜZNÜNLE ÇOĞALIYOR SEVGİN
Mazinin gülistanında ayak izlerim
Büyütürken hasretini alca güller
Senin hatıran için çiğ düşürür
Dikenleridir şimdi kalbimi kanatan acıyla
İşte veriyorum kan senin olsun
Uzlet köşesinde bir derviş gibiyim
Her çile yolumu kısaltır sana varan
Mihnetin kabulümdür kapında bekleyenim
Sıyırdım gönlümü puldan rütbeden
İşte veriyorum şan senin olsun
Sensizlik gezilmedik şehirler gibidir tenha ve tedirgin
Hüzünler çoğaltıyor sevgini sevdikçe çoğalıyorsun içimde
Görkemli şafaklar görünen saltanatındır şimdi gökte
Oysa benden bir yorumdur şu karanlık geceler
İşte veriyorum tan senin olsun
Sadece hayali kurulan yaşanmamış bir baharsın
Ayrılığınsa bir güz yaprağıdır dalından düşen
Büyüsü bozulmuş bir rüyasın şimdi adınla
Geçmişin özlemiyle buğulanırken gözlerim
İşte veriyorum an senin olsun
Buruk kederler sunar hayat bize
Soğuk rüzgarlar gelir denizlerden
Ellerimi tutman gerek olunca sıcaklığında
Anlamını yitirmeden içimdeki sızın
İşte veriyorum Can senin olsun
PUSU
Alaca karanlığında gök yalanların büyüttüğü bir sızıdır
Yağız bakışlı halkın mor dağlarındaki korku
Kışkırtılmış bir ihanetin soluğu düşerken ortalığa
Aldanmış bir isyanın sorgusundadır gözler
Nifakın soysuz yüzüdür acılar üstünde sırıtıp duran
Bu gönül yangınını boz bulanık Fırat mı söndürecek
Kızıl bir kamadır gelir kederleri kanatır
Bedenler parçalanır can bedenden ayrılır
Kan kardeşliği biter mi Çanakkale’de yemini edilen
Fitnenin öfkesi sarınca meydanları mateme büründü gökyüzü
Bir Davut yıldızıdır görünen ve nefreti içinden parlayan
Birliğin anlamını şimdi söylesin kaygısı vatan olanlar
YÜRÜKSEMAİ
Günün bittiği yerde kurulur çadır
Mezar ömrün bittiği yerde kazılır
Bir ulu dağ başında veya eteğinde garip
Hayat bir yoldur üzerinde taşır göçünü
Sarıdan yeşile ölümden hayata
Düşünce toprağa cemre ümitlerle başlar doğuş
Sadece sevgidir büyüyen ve ellerde hissedilen
Eksilip çoğalmak boşalıp dolmak
Bu bir sır değildir semanın altındakiler için
Türküsüne yayla ayazı vurmuş canevinde
Sonra düşler sessizliğinde süzülmüş kederler
Mehtap sunmuş gümüş bir tepside tesellisini
Uzak diyarlara götürmüş kuşlar sevdalı türküleri
Yürekler ağlamış yaşlar yerine acısı yürümüş kara toprağa
Niçin feryadı hüsrandadır bozkırın niçin
Dedenin kepeneğine bürünmüş torun sıcacık
Elindeki kaval miras kalmış mor kuyunun kuzusu ile
Bir de bu göç başlarda esen bozlak gibi
Asırların efkarını toplamış şu zorlu yokuşlarda
Göğün altında ve yerin üstünde
Söylemiş bilgeler en hikmetli sözlerini
Gökyüzü yorgan yeryüzü döşek
Göç dursa hayat biter yıldızlar söner
Suyu tükenir denizlerin ve ırmakların
Burada yeniden dirilişin adı bahardır
Her yağmur damlasında saklıdır rahmet ve bereket
Güzellikleri paylaşılsın diye nevruzun çiçekleri gülümser
Rayihalar yayılır yeniden bağlanır hayatı insan
Alaca yamaçları sarınca sürü ve yılkı
Bin müjde bağışlar doruğunda dağlar cömertçe
Unutulur bütün dertler çekilmiş ve çekilecek
Doru kısrak yanında al taylar sevinçler verir
Şükrünü yüklenip akşamın yeli dolaştırır ufku
Dilekler çağırır yeni zamanı yeni hasreti
İLETİŞİM
Anadolu Öğretmen Lisesi Tavşanlı/KÜTAHYA
İş: 0274 614 15 73
cep: o505 454 1955
e-posta:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
|
Site Eklentiler
Arşiv
- Aralık, 2011
- Kasım, 2011
- Ekim, 2011
- Eylül, 2011
- Ağustos, 2011
- Temmuz, 2011
- Haziran, 2011
- Mayıs, 2011
- Nisan, 2011
- Mart, 2011
- Şubat, 2011
- Ocak, 2011
- Aralık, 2010
- Kasım, 2010
- Ekim, 2010
- Eylül, 2010
- Ağustos, 2010
- Temmuz, 2010
- Haziran, 2010
- Mayıs, 2010
- Nisan, 2010
- Mart, 2010
- Şubat, 2010
- Ocak, 2010
- Aralık, 2009
- Kasım, 2009
- Ekim, 2009
- Eylül, 2009
- Ağustos, 2009
- Temmuz, 2009
- Haziran, 2009
- Mayıs, 2009
- Nisan, 2009
- Mart, 2009
- Şubat, 2009

















