Hepsi Şampiyon
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yavuz Öztuncer
İlçemizde kurumlar arası düzenlenen ve yaklaşık beş hafta süren voleybol şöleni dün akşam Anadolu Lisesinin birinci olması ile sona erdi. Beklide birçok İlçede olmayan, yapılamayan bir faaliyetti. Bu organizasyonu düzenleyen İlçe Gençlik Spor Müdürümüz Engin SAYGIN’nın özverisi takdire şayandı. Sadece organizasyonla kalmadı her maçı kendisi yönetti. Kolay mı her akşam iki maç yönetmek? Engin hoca yüzünün akı ile bu organizasyondan çıktı. Gönül isterdi ki 13 takımdan daha fazla katılım olsun. Herkes dert yanmaz mı? “ Emirdağ da faaliyet yok. Yapılacak bir şey yok diye” Alın size faaliyet. Ama tribünlere az sayıda izleyici gelmesi ve takım sayısının 13 te kalması biraz üzdü beni. Bu turnuvada, takımlarda görev alan arkadaşlar eminim ki oldukça memnun ve keşke daha uzun olsaydı diyorlar. Yeni arkadaşlıklar oluştu, dostluklar pekişti, yenilen yeneni tebrik etti, en önemlisi kısa sürede olsa insanlar spor yaptı. Müsabaka gereği ufak tefek tartışmalar gördük ki maç sonun da büyük olgunlukla kucaklaşmalara dönüştü. Son derece centilmence başladı ve öyle de bitti. Bu sebeple ki benim gözümle katılan tüm takımlar şampiyon oldu. Kurban İbadeti
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Sözlükte yaklaşmak Allaha yakınlık sağlamaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dini terim olarak “ibadet maksadı ile belirli bir vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. Kevser suresinde Yüce Mevla’mız biz kullarına: “O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”(1) buyurarak kurban kesme emrini vermiş, Sevgili peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde: “Kim ki kurban kesmeye gücü yeterde kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” buyurarak, kurban kesmenin önemini bildirmişlerdir. Bu bakımdan şartlarını taşıyan her müslümanın Allahın kendisine verdiği sayısız nimetlere şükür olarak ve yalnız Allahın rızasını kazanmak niyetiyle kurban kesmeleri gerekir.Kurban gerek fert, gerekse toplum açısından, çeşitli yararlar taşıyan mali bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allahın emrine boyun eğmiş, kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Mü’minler her kurban kesiminde Hz İbrahim ile oğlu İsmail’in Cenabı Hakk’ın emrine boyun eğmek konusunda verdikleri başarılı imtihanın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel olarak göstermiş olmaktadır.
Kurbanın içtimai ve ahlaki pek çok faydaları vardır. Kesilen kurbanın fakirlere verilmesi, akraba ve dostlara ikram edilmesi Müslümanlar arasında sevgi ve kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesine yardımcı olur. Bu nedenle kurban etinin tamamının evde bırakılması özellikle kalabalık aileler ve maddi gücü zayıf olanlar için caiz olmakla birlikte; kurbanın bir kısmını fakirlere vermek, bir kısmını akraba ve dostlara ikram etmek ve bir kısmını da aile fertleri için evde bırakmak suretiyle üçe bölmek sünnete daha uygun görülmüştür.
Hutbemi bir ayet-i kerimenin mealiyle bitiyorum: “Şüphesiz kurbanların ne etleri, ne kanları Allah’a ulaşır, lakin sizin takvanız Allaha ulaşır.(3)
(1) Kevser, 2
(2) İbn Mace, Kitabül edai
(3) Hac, 37
Vuslat Aşkın Miladı Değil Cellâdıymış…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Anladım… Adını bilmediğim denizlerin sığ limanlarına demirlediğimde; cemreler düşen yüreğimi beynimi…Anladım… Kaderime bulaşan gecenin rengini birkaç damla hayat suyu ile temizlediğimde; deli gibi ıslık çalan meltemleri…
Anladım… Yıldızların gecesini terk edip ihanet ettiği bulutlu soğuk kış gecelerinde; tüm tembelliğime rağmen koşuşturan telaşlı ayaklarımı…
Anladım… Pervane aşkından ateşe atladığında; çoktandır göğüs kafesimi sıkıştıran merkez üssü yürek olan bu depremi…
Anladım ve kahrolası bir telaşla tanımadığım uzak denizler gezdim, dalgalara fırtınayı sordum ve kayboldum o fırtınada… Sonra yoruldum, durdum… Telaşsız sohbetler, uzun kahve molaları tıpkı rüzgardan bir kuytuya sığınmış gibi durdum…
Ansızın, umulmadık ama sanki her an beklediğim bir şey bulacakmış gibi mütemadi bir arzuyla koştum… Sonra birine bağlandım… Bekledim… Necip Fazıl gibi, hastanın sabahı beklediği, şeytanın günahı beklediği gibi…
Anlamadım… O, sesi kulağımdan ayrılmayan, her mevsimi bahar yapan, her romanda kahraman her şarkıda anlatılanken; vuslatın tatsız çabalarını…
Anlamadım… Onsuz denizler ıssız, geceler yıldızsız, şehirler öksüzken, özlem ayak parmaklarımdan hırsla beynime kalbime yayılırken; vuslatın arsız ve mütemadi bir istekle zorlamalarını…
Anlamadım… Aşk gurur önünde hep galip gelirken, amansızca aşkımızı, birbirimizi tüketirken, her hayal kırıklığının kahredici üzüntüsünü silerken belleğimden, kalbimden; vuslatın amacını…
Eros tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığında aşk bir sabun köpüğü gibi dağılıp uçuverdi avuçlarımızda… Yüzünü bile görmediği sevdalısı için dağları delen Ferhat Şirin’ e bakmaz oldu… Mecnun’ unu görmek için yıllarca pencerede bekleyen Leyla Mecnun’ u kafaya takmaz oldu…
Anladım… Her aşkta kendini aradığından, her sevda da bir benzerini bulur insan…
Anladım… Sonunda kendinden de sıkılırmış insan… Gün gelir terk edebilirmiş en sevdiklerini…
Anladım… Bıçak sırtı bir hayatı yaşıyoruz… İki yanında aşk uçurumu, en keskin yerinde yalnızlık…
Anladım… Aşk tek kişilik bir masalmış…
Anladım… Aşk sabırmış ama tahammül değil…
Anladım… Vuslat aşkın miladı değil cellâdıymış…
Yalan ve İftiranın Kötülüğü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Dinimiz İslam, izzetli ve şerefli bir insana hiç yakışmayan ve insanı hem toplum, hem de Allah nezdinde küçük düşüren yalanı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır. Gerçek bir Müslüman, kendi aleyhine de olsa, doğruyu söylemeli ve asla yalana yaklaşmamalıdır Yalanın en büyük kötülüğü insanı Allah’u Teâla’nın rızasından uzaklaştırıp Cehennem’e götürmesidir Ayrıca yalanın insanları birbirine düşürdüğü, güven duygusunu yok ettiği, dostlukları yıkıp, düşmanlıkları da körüklediği bilinen bir gerçektir. Peygamber Efendimiz (sav) de, yalan söylemenin ve yalan şahitlik yapmanın büyük günahlardan olduğunu belirtmiş(1), ayrıca yalanın münafıklık alâmeti olduğunu da haber vermiştir.(2) Ceza Kurulunun Kararları
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Mustafa Çınar
Emirdağ sporumuz Bayat sporu da geçerek şampiyonluk yolunda emin adımlarla yoluna devam ediyor.Süper lig de yenilgisi olmadan devam eden tek takım Emirdağ sporumuz.Emirdağ sporumuz bu ligde çok rahat şampiyon olacaktır. Bundan küçücük bir şüphem yok.Geçen hafta Demir spor maçında kaçan onlarca gol ve penaltı,bu hafta Bayat spor maçında kaçan onlarca net pozisyon ve sadece atılan üç gol Afyon süper Amatör kümenin üstünde bir takım olduğumuzu göstermektedir.
Beni düşündüren ceza kurulunun verdiği kararlar.Geçen hafta bizim teknik direktörümüz futbolcusuna kızdı diye maçın 89. dakikasında dışarı atıldı.Cuma günü haber geldi,Ahmet Hocaya 3 maç ceza verildi.Allah aşkına bu cezayı nasıl verdiniz.Bu sezon Süper amatörde 3 maç ceza verdiğiniz teknik direktör varmı?Örnek verecek olursak daha sezonun ilk maçında Sandıklı Belediye spor’la oynadığımız maçta Sandıklı Belediye spor’un teknik direktörü de atıldı.Ceza kurulu Sandıklı Belediye spor teknik direktörüne ceza bile vermeye gerek görmemiş.Bizim teknik direktör ne yapmış da 3 maç ceza veriliyor anlamış değilim.Ben bu sezon ceza kurulunun bir başka teknik direktörüne 3 maç ceza vereceğine de inanmıyorum.
Bundan iki yıl öncede benzer olay olmuş, bizim teknik direktöre iki maç ceza verilmiş, Demir spor’un teknik direktörüne ceza verilmemişti. Diğer hocalara verilen uyarılar neden Emirdağ sporun teknik direktörü için hiç kullanılmıyor? Emirdağ spor’un teknik direktörünün Eskişehirli olmasından mı rahatsız oluyorsunuz, yoksa Emirdağ sporun başarılı olmasını mı istemiyorsunuz. Siz ne yaparsanız yapın, Emirdağ spor şampiyon olacak ve gruplarda da terinin son damlasına kadar 3.lige çıkabilmek için mücadele edecektir.
Biz kimseden Emirdağ spora ayrıcalık yapılmasını istemiyoruz. Diğer takımlara, teknik direktörlere ve futbolculara nasıl ceza veriliyorsa bize de aynı şekilde verilsin.Diğer teknik direktörlere ve futbolculara normal cezalar verilirken,bize iki katı üç katı cezalar verilmesin.Kararlarda adaletli olunmasını istiyoruz.
Emirdağ spor sizin yapamadığınızı yapıyor.Afyonkarahisar’ın sahalarında küfürler edilirken, Emirdağ spor’un sahasında küfür edilmiyor.Gelen takımları alkışlarla karşılayıp alkışlarla gönderiyorlar. Emirdağ spor’la uğraşmayı bırakın da sizlerde bu küfürleri önlemeye çalışın.Emniyet tedbirlerini biraz daha artırın.Unutmayın Emirdağ Afyonkarahisar’ın bir ilçesi ve Emirdağ sporda Afyonkarahisarın bir takımıdır.Emirdağ sporun başarılı olması demek, Afyonkarahisar’ın başarısı sayılacaktır.
Diri Dururken...
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Millet olarak çok şaşırtıcı özelliklerimiz var. Mezarlık olarak tahsis edilen arazilerin, ilk mezarı açılmadan bile, köyde olsun, kentte olsun, ihatası hemencecik yapılıverir. Ama okullar yıllar boyu bahçe duvarı çekilmeden durur. Çocuklara gelebilecek zararın kalkanı öğretmenlerdir. Cesetlere, hem de gömmekle güvence altına aldığımız cesetlere gelebilecek zarar, çocuklarımıza gelebilecek zararlardan daha fazladır.(?)
Yok, mesele zarar gelme meselesi değil, saygı-sevgi meselesi ise, canlılara niçin öncelik tanımayız?
***
Bir arkadaşım:
“-Yahu, kimsesiz, yaşlı bir komşu kadın vardı. Bulaşık yıkarken ölüvermiş. Öyle acıdık ki...” dedi ve ilave etti:
“-Ne yer, ne içer, nasıl ısınırdı anlayamazdık...”
Ve bütün mahalle: “Bir yaşlı, kimsesiz kadın ölmüş, “haberini duyar duymaz, tanıyan tanımayan, cenazesini kaldırmak için bir araya gelmişler ve kaldırmışlar.
Neden diriyken sahip çıkılmamışta, ölünce sahip çıkılmış?...
***
Bacağı dörtleyince baba ocağını terkeder gideriz. (Zaten evlenmezden önce eşimiz tarafından bu şart koşulmuştur.) Eşimizle anlaşma sağlayabilmişsek, bayramdan bayrama, ele-güne ayıp olmasın düşüncesiyle şöyle bir yoklarız... Nasıl bir bahane uydurup kalkabilmek için eşimizle sık sık gözgöze geliriz. Ya anamız, ya da babamız sıkıntımızı anlar ve hafif iğneli bir espriyle yol verir. Yüzümüz kızarmadan, sevinçle soluğu kapıda alırız...
Birinden biri hastalanırsa, topu, bir mazeret uydurarak, kardeşlerimiz varsa kardeşlerimize, yoksa hasta olmayan diğerine atarız...
Zavallı ihtiyarlar, birbirinin çürük kollarına dayanarak, gençlerimizin bile tahammül edemediği, o tedavi sergüzeştine ser-geşte olacaklarını bile bile dalarlar...
Ölürlerseee...
Kendimiz ölüm yatağında olsak bile, uçakla koşarız.
Hepimizden, taa derinden gelen ahlar-vahlar çıkar ki, 21.30 Kurtalan treninin sirenini bile bastırırız...
Moruklar artık öbür dünyaya göç etmişlerdir ya; sorumluluğumuz kalmamıştır; rahatlamıştırız. Onlardan kıskandığımız bir dilim ekmeğin sayısını arttırıp, yağla-balla, taze kuzu etiyle birlikte eşe-dosta günlerce ziyafet çekeriz. Esirgediğimiz kömür parasının yanına bir hayli daha kadar, din adamlarımıza yemin parası, ıskat parası, hatim parası olarak kürürüz... Meseleyi bir an önce miras meselesine getirebilmek için, arkası arkasına mevlütler okutturuz. (Bu arada: “Vay ilmini para ile satanlara,” ayetini, yarası olup gocunanlara hatırlatırım...)
Ya o moruklar, dişinden tırnağından arttırıp, yüklüce bir miras bırakmışsa...
Sağlıklarında akan çatıları umurumuzda bile değilken, şimdi milyonlarca lira verip, mermerden mezar yaptırırız...
***
Ah!... Ölülerimize sahip çıktığımız kadar dirilerimize de sahip çıkabilsek...
O zaman güneş daha parlak doğacak; güller daha kırmızı açacak; tencerelerden tabaklara alınan yemekler daha bir lezzetli olacaktır.
Sayfa 443 / 501














