SULTAN POYRAZ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler

Sultan Poyraz, Belçika’da doğup büyümüş, kökleri Emirdağ’a uzanan bir siyasetçi ve iş insanıdır. Baba tarafından Güveççi Köyü’ne, anne tarafından ise Alibeyce’ye dayanan güçlü bir Anadolu mirasına sahiptir.
Babası, 1983 yıllarında Belçika’da ilk Türk süpermarketini açan girişimcilerden biri olarak iş dünyasında öncü bir rol üstlenmiş; annesi ise ev hanımı olarak aile yaşamında önemli bir yer edinmiştir. Özellikle yemek ve el işlerinde yetkinliğiyle tanınmıştır.
Sultan Poyraz, iki erkek kardeşiyle birlikte büyümüştür: ağabeyi Fatih ve kardeşi Mehmet’tir. ‘Fatih Sultan Mehmet’ babalarının askerlik yıllarında bir dileğinin sonucu olarak çocuklarına bu isimleri vermiştir. Ağabeyi ve kardeşinin adları aile için ayrı bir anlam taşımaktadır.
Eğitim hayatında küçük yaşlardan itibaren başarı gösteren Poyraz, ilkokul yıllarında her yıl takdir belgesi alarak dikkat çekmiştir. Aynı dönemde haftada bir gün aldığı Türkçe eğitimi sayesinde anadilini güçlü ve doğru bir şekilde kullanma becerisi kazanmıştır.
Üniversite eğitiminde siyaset bilimi alanını tercih eden Poyraz, bu süreçte aynı zamanda Türk Büyükelçiliği’nde Turizm Müşavirliğinde görev alarak erken yaşta deneyim edinmiştir. Akademik ve mesleki gelişimine büyük önem veren Poyraz; turizm diplomasının yanı sıra Flamanca dil yeterliliği, yönetim eğitimi ile banka ve sigortacılık alanında çeşitli sertifikalara sahiptir.
Hâlen asıl mesleği bankacılık ve sigortacılık olan Sultan Poyraz, profesyonel olarak sigorta ve finans danışmanı olarak faaliyet göstermektedir.
Siyasi kariyerinde önemli bir dönüm noktası, 14 Ekim 2024 tarihinde Zaventem’de halkın oylarıyla belediye meclis üyesi olarak seçilmesidir. Şu an bağımsız meclis üyesi olarak görev yapmakta olup, bu görevini 2030 yılına kadar sürdürecektir.
Bir Başka Yozgat Tarihçesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler

Gömü köyünün üç kilometre batısında bulunan Ören diye bildiğimiz bir yer vardır. Burada vaktiyle adı Yozgat olan büyük bir şehir varmış. Gömü köyü halkı, batık şehir dedikleri bu yere pek önem verirlerdi.Her yıl orayı baharla birlikte koruma altına alırlar ve hıdrellez günü gelinceye kadar oraya hiçbir canlıyı sokmazlardı.
Gömü köyünde Hıdrellez kutlaması çok anlamlıdır. Ören’de köyün yarısı kurban keser, pilavlar dökülür oraya gelen köy halkına ikram edilirdi. Ayrıca Ören’de bulunan yatır, köy halkı için çok önemlidir. O yıl kurak geçiyorsa topluca yağmur duaları yapılırdı. Rivayete göre, 1400- 1500 yıllarında Han- Bayat yolu üzerinde, arkası dağ, önü ova olan bu şehir, Eski Gömü’den (aşağı yortu) su kanalı olan, havası güzel, suyu bol, dağ bölgesinde hayvancılık, ovasında çiftçilikle ve meyvecilikle uğraşılan güzel bir şehirmiş.
Hala günümüzde bile o yerlerde bağ veya ağaç kütükleri çıkmaktadır. Bu alanda yer yer yanmış küllerin görünmesi, bir de oymalı taşların sıkça köylüler tarafından götürülüp avlu duvarlarına süs olarak örülmesi, buranın tarihiyle ilgili merakların canlı kalmasına yol açmaktadır.
Bu batık şehrin büyük bir şehir olduğu her halinden bellidir. Rivayete göre, Fatih Sultan Mehmet 1481de vefat eder, büyük oğlu ikinci Beyazıt Amasya valisi iken İstanbul’a gelerek babasının tahtına oturur. Cem Sultan bu hadise üzerine küçük kardeş olmasına rağmen, tahta ben oturacağım diyerek, Konya Türkmenlerinden beş yüz süvariyle Bursa’ya hareket eder.
Önce yukarıda adı geçen Yozgat şehrine gelirler. Yozgat Türkmenleriyle anlaşıp yüz kadar süvaride oradan alarak Cem Sultan’ın askerleri Bursa’ya hareket eder. Cem Sultan,
Bir Ulu Çınarın, Halil Ekrem Erenoğlu’nun Ardından
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler

1928 yılında Emirdağ’da dünyaya gözlerini açan, ömrünü vatanına, bayrağına ve kalemine adayan Halil Ekrem Erenoğlu, ardında derin bir boşluk ve silinmeyecek izler bırakarak, bir bahar sabahı ebediyete intikal etti.
Emirbaba bunca senem heç oldu
Ömür geçti geri dönmem güç oldu
Ezel güçcüğüdüm aklım ermedi
Yellibeller Yassıyurtlar nic'oldu
O, sadece bir asker değil; mısralarında memleket kokusu, yazılarında tarih bilinci taşıyan bir gönül insanı, bir kültür elçisiydi. Emirdağ’ın yaylalarından Japonya’da kurduğu yuvasına kadar uzanan geniş bir gönül coğrafyasının mimarıydı.
Yellibelden atlı iner,
Ayağının tozuyunan.
Kolunda av gartalı,
Yanında boz tazıyınan.
Cepheden Kaleme Uzanan Bir Ömür
İnkılap İlkokulu’nun tozlu yollarından Kuleli Askeri Lisesi’nin disiplinine uzanan yolculuğu, 1950 yılında şerefli bir Türk subayı olarak taçlandı. 1957’de Kore’nin sarp dağlarında bir
Devamını oku: Bir Ulu Çınarın, Halil Ekrem Erenoğlu’nun Ardından
BENİM HAYATIM BİR ROMAN
- Ayrıntılar

Hani derler ya benim hayatım bir roman
Aynen öyle geçti bunca yolculuk zaman
Nereden başlayıp anlatılsa onca yaşanan
“Kaderi kalemle yazan, hayat diye sunan”
Ah, benim hayatım hep roman…
Gençlik, deli bir rüzgâr kabına sığmayan
Enginlere koşan, durulmayan
Dizgin tutmaz bir tay, kibrit alevi gibi yanan
Çabuk geçmeyecek sanılan zaman…
Bir durakta beklerken geçen ömürden
Bir bakışta değişen nice dengeden
Kimi sözler var içe gömülen derinden
Kimi yaralar görünmez hiçbir yerden…
Kalabalıklar içinde tek başına kalan
Bir eksik sandalye her sofrada duran
Ne anlatılsa eksik, ne susulsa tamam
Benim hayatım yaşanmış bir roman…
Emirdağ Çay Yolu Açıldı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler

Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinde saat 11.00’de başlayan program, yoğun katılımla gerçekleştirildi. Karşılama programına; Afyonkarahisar Valisi Naci Aktaş, AK Parti Afyonkarahisar Milletvekilleri İbrahim Yurdunuseven, Ali Özkaya, Hasan Arslan, MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak, Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürü Ahmet Birtan Erol ile siyasi partilerin il temsilcileri katıldı. İlçe protokolü ve çok sayıda vatandaş da alanda hazır bulundu.
Program kapsamında sırasıyla Afyonkarahisar Milletvekilleri Mehmet Taytak, Hasan Arslan, İbrahim Yurdunuseven ve Ali Özkaya birer konuşma yaparak Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na teşekkürlerini ilettiler.
Ardından konuşan Bakan Uraloğlu, Afyonkarahisar’da hayata geçirilen ve planlanan projelere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. “Büyük bir gururla hizmete açtığımız 53 kilometrelik Çay–Bolvadin–Emirdağ yolu ile bu üç ilçemiz arasındaki ulaşımı bölünmüş yol standardına yükselttik.” ifadelerini kullanan Uraloğlu, proje kapsamında 7 köprü, 16 geçit ve 69 menfez inşa edildiğini, ayrıca 4 bin adet fidan dikildiğini belirtti.
Proje sayesinde yıllık 1,3 milyar TL tasarruf sağlandığını vurgulayan Uraloğlu, karbon emisyonunun 24 bin ton azaltılarak çevre ve iklim hedeflerine önemli katkı sunulduğunu ifade etti.
BEYAZ PAPUÇLU BAYRAM
- Ayrıntılar

Ey yalnızlığı giyinen zamanın insanı!
Gel otur yanıma
Sana bayramı anlatayım…
Biz çocukken bayram sabahı
sabah ezanıyla açılırdı gözlerimiz,
uykulu gözümüzden çapakları ovalayarak başlardık.
Babam camiye giderken
ardından bakmak bile ibadet gibi,
annemin ocağa koyduğu çaydanlık
usul usul kaynardı.
Bayramlık elbisemizi giyerdik, ne haz verirdi.
Hiç unutmam beyaz rugan pabuçlarım olmuştu.
“Bu çok güzel kaymak gibi”
diyerek yanağıma sürmüştüm.
Annemle ablam bana gülmüşlerdi. Başucuma koyarak uyumuştum o gece pabuçlarımı.
Arefeden hazırlanırdı bayram,
baklavalar açılır, çörek otlu pişiler kızarır,
helva kavrulur.
Anneler sadece unu değil,
hatıraları da çevirirdi sabırla.
Komşulara sırayla dağıtılırdı bunlar.
Türkülerin Babası Halis Erenoğlu
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler

Bugün, Emirdağ halk kültürünün unutulmaz isimlerinden Halis Erenoğlu’nun aramızdan ayrılışının yıl dönümü.
1938’de Emirdağ’da dünyaya gelen Halis Erenoğlu, çocuk yaşta çobanlarından duyduğu yayla ezgilerinden etkilendi ve bu ezgileri yüreğine nakşetti. O ezgileri yalnızca öğrenmekle kalmadı; korudu, yaşattı ve kendi yorumuyla zenginleştirerek bugünlere taşıdı… Derlediği türkülerle kaybolmaya yüz tutmuş nice hikâye yeniden can buldu. Kimi zaman bir annenin ağıdı, kimi zaman bir gencin sevda sözü, kimi zaman gurbet yoluna düşmüş bir yüreğin feryadı oldu. Gün geldi sevdalandı. Yarım kalan sevdasına türküler yaktı. Böylelikle Erenoğlu, bugünkü Emirdağ türkü varlığının önemli bir bölümünün emekçiliğini yapmış oldu. Bu yüzden de ona “Emirdağ Türkülerinin Babası” denildi.
Halis Erenoğlu’nun en büyük mirası, notalara sığmayan o içtenlikti. Sesi, bozkırın rüzgarı gibi gıcım gıcım gıcılardı. Çünkü o, türküyü sadece icra etmez, yaşardı. Her kelimesine ömründen bir parça koyar, her ezgiye bir hatıra bırakırdı. Onun sesi sustu belki ama türküleri hala dillerde, gönüllerde ve hafızalarda yaşamaya devam ediyor.
Sadece bir türkücü değil; sevgiye, ayrılığa, doğaya ve toplumsal dokuya duyarlı bir kültür tanığıydı. Emirdağ’ın doğasını, yayla geleneklerini ve insan hikâyelerini halk müziği ile harmanlayarak nesillere taşıdı.
Bugün onu anarken, aslında bir kültürün hafızasını, bir insanın memleketine duyduğu vefayı ve sözlü geleneğin kıymetini hatırlıyoruz. Bazı insanlar ölmez; söyledikleriyle, öğrettikleriyle, bıraktıkları izlerle yaşamaya devam ederler.
Ruhu şad olsun.
Hatırası gönlümüzde ve türkülerde daima yaşayacak














