23 Nisan ve TBMMnin Açılışı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi

Bağımsızlık ve egemenlik bir millet için en önemli değerlerdir. Bu değerlerin kaybedilmesi asla kabul edilemez. Anadolu insanı bu değerler uğrunda büyük fedakarlıklar sergilemiştir. İşte yakın tarihimizin önemli dönüm noktalarından birisi de bağımsızlığımızı simgeleyen Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 1920 tarihinde açılışıdır. Açılıştan iki gün önce bütün valiliklere telgraf çekilerek şu müjde tebliğ edilmiştir: “Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü Cuma’ya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün milletvekilleriyle Hacı Bayram Veli Camiinde Cuma namazı kılınarak, Kuran’ın ve namazın nurlarından feyiz alınacaktır.” Namazdan sonra, Peygamberimizin Sancak-ı Şerîf-i ve Sakal-ı Şerîf-i taşınarak tekbirlerle, salât-ü selâmlarla, şimdi Ulus meydanı altında müze olan Meclis binasına gelinmiştir. Kesilen kurbanlardan, yapılan dualardan sonra 120 milletvekiliyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıp tarihî görevine başlamıştır.
Tarihi incelediğimiz zaman bu günlere kolay gelinmediğini görmek hiç de zor olmayacaktır. Savaşların ardı arkası kesilmediği bir dönemde; yoksulluk, açlık ve sefaletin hüküm sürdüğü bir devirde Mehmet Akif’in: “Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek”
dizelerinde dile getirdiği hakikat bütün Anadolu coğrafyasından tüm dünyaya gösterilmiştir.
Peygamber Efendimizin Cömertliği
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Cömertlik, gösteriş yapmadan, kimseyi incitmeden, yapılanı başa kakmadan, sahibince değerli olan maldan, karşılık beklemeden yapıldığında anlam kazanır. Nitekim Kur’an-ı Kerimde “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir”(1) buyrulmaktadır. İşte Hz. Peygamber bütün bu özellikleri üzerinde taşıyordu. Kaynaklarda yağan yağmurlardan bile daha cömert olarak vasıflandırılan Hz. Peygamber cimriliği, insanı küçük düşüren bir huy olarak görmüş, hayatı boyunca borçlanma pahasına da olsa ihtiyaç sahiplerine el uzatmaktan geri durmamıştır.Kendisinden bir şey istendiğinde hiç kimseyi boş çevirmemiş, eline ne geçerse ihtiyacı olanlara dağıtmıştır. Ashaptan Cabir (r.a) anlatıyor: “Peygamberimiz kendisinden istenilen bir şeye asla yok dememiştir.”(2) Bir gün peygamberimize bir parça kumaş hediye edilmiş, o da bunu kabul etmişti. Buna ihtiyacı da vardı. Yanında oturanlardan biri “Bu ne iyi kumaş” deyince, Peygamberimiz kumaşı hemen ona vermişti.
İslamda Güvenlik ve Güvenilirlik
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Mü’min, güvenen, güven veren insan demektir. Bir hadislerinde Allah Resûlü (s.a.s.), mü’mini tarif ederken "Mü’min, insanların malları ve canları konusunda kendisine güvendiği kişidir."(1) buyurmuşlar, başka bir hadislerinde de "güvenilirlik" vasfı olmayanın imanının da olamayacağını bildirmişlerdir.(2)
Hz. Peygambere "el-Emin: (kendisine güvenilen)" sıfatı, peygamberliğinden önce verilmiş bir vasıftı. Toplumda herkes, O’nun doğru sözlü, kendisine güvenilen bir kişi olduğunda birleşmekteydi. O akrabalarını İslâm’a davet ederken, önce kendisine güvenip inandıklarını tespit etmek için "Size şu dağın arkasında bir düşman var, sizi yağmalamaya gelmiş desem, inanır mısınız?" diye sormuş, orada bulunan herkes, tereddütsüz "Evet inanırız." demiştir. Bu güveni sağladıktan sonra "Öyleyse sizi, önünüzdeki kıyamet günü azabıyla korkutmakla memurum. Bana iman ediniz." diyerek davetini açıklamıştır.
Hz. Peygamberin İrşad Metodu
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İrşad, doğru yolu göstermek, gafletten uyandırmak, hidayet yolunu göstermek demektir. Cenab-ı Hak, insanları yaratmış ve onlara peygamberleri vasıtasıyla dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını göstermiştir. İrşad faaliyeti ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem ile başlamıştır ve kıyamete kadar da devam edecektir. Peygamber Efendimiz de her türlü zorluğa rağmen Allah’tan aldığı bu görevi en güzel şekilde yerine getirmiş ve yaşantısıyla tüm insanlığa örnek olmuştur.Peygamberimiz Allah’ın emir ve yasaklarını anlatmaya ilk olarak ailesinden başlamıştır. Daha sonra da akrabalarına ve bütün insanlara yol gösterirken, hiç kimseye kırıcı davranmamış, sürekli güler yüzlü ve tatlı dilli olmuştur. Tebliğ görevini yerine getirirken temizliğe dikkat etmiş; elbisesine, saçına, sakalına özen göstermiştir. Yine insanları etkilemenin en önemli yolu olan, anlattıklarını yaşama konusunda da bize davranışlarıyla örnek olmuştur. Birçok kimsenin Müslümanlığı seçmesinde Peygamber Efendimizin anlattıklarıyla uyumlu yaşantısı etkili olmuştur.
Peygamber Efendimiz insanlara tebliğ vazifesini yerine getirirken daima affı, hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, şefkat ve merhameti önde tutmuş, insanlara kaba davranmamış, kini, nefreti, öfkeyi ise daima kendinden uzak tutmuştur. Amcası Hz. Hamza’yı şehit edip, cesedini parça parça eden Vahşi’yi bile affetmiştir. İnsanların kusurlarını yüzlerine vurmadan ifade etmiş, eleştirilerini isim vermeden ve umuma hitap ederek yapmıştır.
Trt-İnt - Uzaktaki Yakınlarımız Emirdağ Bölüm 1
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Videolar
UZAKTAKİ YAKINLARIMIZ DA EMİRDAĞ YOĞURT PAZARI VE HALKIMIZ İLE SÖYLEŞİLER
Öfke ve Kontrolü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanoğlunun en çok ihtiyaç hissettiği şey huzur ve güvendir. "İslam" kelimesinde de bu vardır. Oysa son zamanlarda şiddetin yaygınlaştığını duyuyor ve görüyoruz. Bunun kaynağının da öfke olduğuna şahit oluyoruz. Öfke doğal bir duygudur. Tabiatımızda var olan bu duygunun tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Ama mutlaka kontrol edilmelidir. İslami terbiye ile yetişen bir insan öfkesine sabretmeyi öğrenmelidir. Dikkat edersek aile kavgalarının çoğu da öfkenin sonucudur. Öfke öyle bir ateştir ki, ne karı-koca huzuru ne de akrabalık ve komşuluk huzuru bırakır. Yayılan bir yangın gibi ilişkileri koparır toplumda gerginlik oluşturur. Bu yüzden atalarımız; "Öfkeyle kalkan zararla oturur" demişlerdir.Şiddeti ve öfkeyi bir kahramanlık olarak görmek kesinlikle yanlıştır. Aslında güçlü ve kendine güvenen insanlar sakin olabilirken; acizlik içerisinde olanlar ise öfkeye kapılırlar. Hasta, yorgun ve sıkıntılı zamanlarda daha çabuk öfkelenmemiz bu sebepledir. 0 halde ilişkilerimizi koparan, bize iki cihanda da pişman olabileceğimiz şeyleri yaptıran, huzur bırakmayan bu kötü huya dikkat etmeliyiz. Her şeyden önce bir imtihanda olduğumuzu unutmadan sabır silahını kullanmalıyız.
Kur'an-ı Kerimde “Her kim dişini sıkarak sabreder ve kusurları affederse, işte onun bu hareketi, ancak büyüklere yaraşan örnek davranışlardandır.”(1) ayeti sabrın önemi göstermektedir.
Çanakkale Zaferi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Çanakkale Zaferi, tarihimizi taçlandıran olaylar arasında muhteşem bir yere sahiptir. Milletimizin tarih boyunca karsılaştığı en büyük ve en zorlu sınavlardan biridir. Müslüman varlığını yeryüzünden ebediyen silmeyi amaç edinen zihniyet, Çanakkale boğazından geçerek İstanbul’u ele geçirmek istiyordu. Bunun için ülkemizi parçalamak, milletimizi esir etmek isteyen devletler 1914 yılı Kasım ayında Osmanlı devletine savaş ilan etti.
Bir yılı aşkın süre devam eden Çanakkale savaşları sonunda Milletimiz düşmanlara karşı tarihte emsaline az rastlanan büyük bir zafer kazanmış, vatan sevgisi ve iman gücünün maddi üstünlükten daha önemli olduğunu bütün dünyaya ispat etmiştir.
Çanakkale'de maddi gücümüz, düşmanın gücüne nispetle çok daha zayıftı. Askerimizin birçoğunun, ayağında postalı dahi yoktu. Ancak Mehmetçiğin manevi gücü büyüktü. İngiliz ordu komutanının: "Bizi Türklerin maddi gücü değil, manevi gücü mağlup etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı" şeklindeki itirafı, bu gerçeği ifade etmektedir.
Sayfa 480 / 501














