Belh’den yola çıktılar,
Yanlarında kervan da ne kılıç, ne kılavuz,
Muhafızı Allah, kılıcı imanı, kılavuzu ilim,
Yükü kitap olan, ilim yüklü kervan.
Nişabur’a geldier,
Feridüddin Attar Hz.leri karşıladı,
İki İslam'ın Kutbu,
Birbiriyle kucaklaştı.
Mevlâna o sıralarda 12 yaşında,
Feridüddin Attar kendisinin eseri,
“Esrarname”sinin bir nüshasını hediye etti,
İlerde bu eserden Mevlâna çok faydalanacaktı.
Nişabur'da durmayan kervan,
Yola revan olmuş ,ardından,
Feridüddin Attar yaşlı gözlerle,
“Hayret! Bir ırmak, koca bir ummanı,
Peşine takmış, sürükleyip gidiyor.” Der.
Kervan Bağdat'a geldi,
Yolunu gözledi halife Sühreverdi,
Çok geniş topluluğa cuma günü,
Baha Veled üç saat sohbet verdi.
Orada da kalmayan Baha Veled,
Hac farizasını yapmak için,
Mekke'ye (Beytullaha )yöneldi,
İhrama girmek için yola çıktı.
Önce Küfe, oradan Mekke,
Mekke ah Mekke, Allah’ın evi,
Hac yerine getirildi,
Kabe tavaf edildi.
Medine'ye yöneldi kervan
Ah medine, içinde yari barındıran Medine,
Ziyaretler yapıldı, sevgiliye dualar edildi,
İstikamet Kudüs'e döndü.
Kudüs'ten sonra kervan yönünü,
Şam’a çevirdi, kızgın çöller,
Çile ve meşakkat dolu yollar,
Sabırla aşılarak Şam’a gelindi.
Şam halkı ısrarlı, kalın şehrimizde,
“Yurdumuz Anadolu Toprakları,
Durağımız Konya olacak,
Yol verin çıkalım, Selçuklu topraklarına gidelim.”Dendi.
Halep, yolda uğrandı,
Oradan Malatya,
İki günden fazla kalınmıyor,
Erzincan’a gelindi.
Erzincan da da çok durmadı,
Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile,
Lârende (Karaman) ye geldiler,
Emir Musa heyetiyle karşıladı.
Medreseye yerleştiler,
Derslere ve vaazlara başladılar,
Mevlâna genç delikanlı olmuş,
Babasının derslerine katılıp,
Gece gündüz çalışmaya devam edip, araştırır olmuş.
Baha Veled’le, Belh şehrinden göçen,
Semerkant’lı Şerafettin Lalanın,
Gevher hatun adında güzellikte eşi olmayan,
Melek huylu bir kızı vardı.
Müridinden bu kızı Mevlâna için istedi,
Nikahları kıyıldı, mutlu evlilikten sonra,
Baha Veled’in eşi Mümine Hatun vefat etti,
Ardından Mevlâna'nın ağabeyi Muhammed Alâaddin takip etti.
Burada Mevlana'nın iki çocuğu doğdu,
İlk çocuğu Sultan Bahaeddin Veled,
İkinci çocuğuna da Alâaddin Çelebi adlarını verdi,
Baha Veled bunlarla neşelendi, acılarını sardı.
Sultan Alâaddin Keykubat hükümdar,
İyi bir asker, dine ve ilme derin ilgisi, sevgisi var,
Zarif, fikir ve dava adamı,
Konya'yı sanat, ilim ve medreselerle donattı.
Emir Musa'ya sultan haber gönderdi,
Baha Veled-i Konya'ya davet eyledi,
“Kulu ve müridi olur, izini izler,
Konya onu sultanı ve emiri, halkıyla bekler.” Der.
Baha Veled bu daveti, ilâhi bir emir saydı,
Fazla beklemedi, hazırlıklara başlandı.
1228 yılında Lârende’den yola çıkıldı,
Beş-on kişiyi geçmeyen kervanla Konya'ya geldi.
Yükü insan ve kitaplar olan kervanı,
Alâaddin ve Konya halkı karşılamaya çıktı.
Sultan Alâaddin atından inerek koştu,
Baha Veled’in atının dizginlerini tuttu.
Atından inmesine yardım etti,
Elini öpmek istedi,
Fakat el yerine asası uzandı,
Sultan hayret dolu bakışların altında,
Uzatılan asayı saygıyla öptü.
Daha sonra da uzatılan eli,
Baha Veled atına binerek,
Sultan da atının dizginlerinden tutarak,
Etrafa selam vere vere Konya'ya girerler.
Halk hayretler içinde kalıyor,
Sultanın tevazusu halka iyi bir tesir yapıyor,
Saraya davet ediyor Alâaddin,
Baha Veled kabul etmiyor.
Baha Veled ona; “Sultan saraya,
İmama medrese, tüccar hana,
Garib kervansaraya,
Müsade buyurun biz medreseye.”
Şehrin en büyük medresesi,
Altun-Aba medresesi hazırlanıyor,
Oraya misafir ediliyor,
Gönderilen hediyeleri kabul etmiyor.
Altun-Aba medresesi kalabalıktı,
Rahat edememişler, lakin şikayet de edilmedi,
Çoluk çocuk, evlenmiş Mevlâna,
Medrese bir hayli başkalarıyla doluydu.
Alaaddin camiinde kalabalığa,
Baha Veled sohbet veriyor,
Ayetlerin iniş sebeplerini,
İnceliklerini teferruatıyla tefsir ediyor.
Sultanın lalası dinleyenler içinde,
Emir Gevherdaş;” acaba önceden hazırlanıyor mu?”
İçinden geçiriyor.
Sohbetini çok beğeniyor hayran kalıyor,
Emir Gevherdaş’a;” bir aşır oku diye sesleniyor.”
Baha Veled sanki onu duymuşçasına,
Ona aşır okumasını söylüyor,
Şaşkınlık içerisinde aşırı okuyor,
Baha Veled de bir güzel tefsir ediyor.
Hayretler içerisinde kalıyor,
Baha Veled’in yanına geliyor.
Ellerini, kürsüsünün ayaklarını öpüyor,
Baha Veled için, yeni medrese yapılmasını emrediyor.
Bahaeddin Veled Hz.leri, Konya’da iki yıl sonra,
Sonsuz bekâ yurduna göçtü,
Sarayın gül bahçesi olan yere,
Kabri yüksekçe yapıldı.
Geride kendisinden daha parlak,
Kendisinin eseri, nuru olan,
Yıldız gibi yol gösteren,
Kutup yıldızı bırakarak.
İlim ve irfan sahibi,
Onun yanında diğer yıldızların sönük kalacağı,
Aşıklar ve gönüller sultanı,
Hz. Muhammed Mevlâna Celâleddin’i!…













