Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor
Toplum kabuğunu çatlatıyor. Eski ile yeni her alanda karşı karşıya geliyor. Çatışmanın, kamplara bölünmenin temel nedeni budur.
Toplumda herkes aynı şeyleri, aynı biçimde düşünmek zorunda değildir. Aslında demokrasi dediğimiz şey de bu değil mi? Öyleyse herkes herkesin düşüncesine saygı duyacak. “Benim düşündüğümü neden düşünmüyor?” diye, kimse kimseye saldırmayacak, kimse kimseye baskı yapmayacak, kimse kimseyi aşağılamayacak. Bunlar, yalnızca demokrasinin değil, aynı zamanda insanlığın da erdemleridir.
      Toplumdaki derin uçurumlardan, düşünce ayrılıklarından, kamplaşmalardan korkuya kapılmak doğru değildir. Bu anlamda ülkemiz zaten çok renkli bir mozaiktir. Toplumsal yapımızda alevi-sünni, Türk-Kürt, dinci-laik gibi farklılıkların olması son derece doğaldır. Ama böylesi farklılıklardan yararlanarak toplumu “düşman kamplar”a bölme çabasında olanlar var. Demokrasiden nasibini alamayan zavallıların her biri bir uçurumu derinleştirme sevdasındadır.
       Solcu, sosyal demokrat ya da laik aydınların çoğu, AKP’nin dinsel bir parti olduğunu, bu nedenle hükümetin takiyye yaptığını, eninde sonunda konumlarını güçlendirdiği zaman, mutlaka ve mutlaka din temelli teokratik bir yönetime geçeceğini dillendirip durdular. Zavallı Deniz Baykal bu anlamda toplumu germekten kaçınmadı, tersine böyle politikalarla CHP’yi güçlendireceğini sandı. İnsanların kafasında asılsız “korku dağları” yarattı. Peki, sonu ne oldu? Ne olduğu belli… Kendi kazdığı kuyuya kendisi düştü.
        Bu yazının amacı bunları anlatmak değil. Biz asıl konuya, yani AKP’nin en sonunda din devleti kurup kuramayacağı konusuna değinmek istiyoruz. Gerçekten kimi aydınların korkuları yerinde midir? Yoksa bu korku dağları edebiyatı eskimiş siyasetlerin yalnızca propaganda malzemesi midir? Konunun püf noktası budur. Açıklayalım.
        Soruyoruz: “Günümüz İran’ında dışa açılan bir tek büyük sermaye şirketi var mı?” Yalnız Iran değil, Dubai ve bazı küçük emirlikler dışında, aşırı petrol zengini Suudi Arabistan, Irak, Küveyt, Libya, Mısır, Suriye, Tunus, Ürdün vb. gibi ülkelerde acaba bir tane küresel büyük şirket var mı? Bizim bildiğimiz yok! Hiç düşündünüz mü, bunun nedeni nedir?
Söyleyelim. Bu ülkelerin hemen hemen hepsi aşırı petrol kaynaklarına sahipler. Üst yönetimleri yıllardan beri dolar deryasında yüzüyor. Bu avantajlara sahip olmalarına rağmen, hiç birisi üretime yönelmedi. Krallar, emirler, şeyhler ülkelerinin kalkınmasını, sanayileşmeyi istemedi. İşte şeriat ya da İslam cumhuriyeti böylesi koşullarda yaşar.
         Sanayileşmemizde dinci çevrelerin çabasıyla oluşan ve gelişen “İslami sermaye”nin emeği önemlidir. Bugün Müsiad’ın çoğu üyesi AKP’ye destek veriyor. Anket yapın, tek tek sorun bakalım, acaba bu sermayedarların kaç tanesi kapalı ekonomiyi savunacak? Kaç tanesi dışa açılmayı reddedecek? Kısacası, ülkemiz açısından küreselleşen bir dünyada içe kapalı İslami yönetim modellerini hayal etmek bile mümkün değildir.
         Adana’nın, Kayseri’nin, Konya’nın, Denizli’nin, Gaziantep’in, Mersin’in, Afyon’un, Eskişehir’in…yani Anadolu’muzun genç girişimcilerine güvenin! Onlar ülkemizi bataklığa değil, aydınlık geleceklere taşıyor!