Kapitalizm milliyetçilik ve ulus devleti yaratarak gelişmesini tamamladı. Tarihte kapitalizme en önce geçen ülkeler, aynı zamanda “Batı Demokrasisi” dediğimiz bu rejimi ilk inşa eden ülkeler oldular. Biz, kapitalizme iki yüz yıl geç başladık. Öyle olmasına rağmen çağdaş devleti biz de kurduk. Fakat bizde sanayi burjuvası, yani özel sektörcüler henüz sahnede yoktular. Bu nedenle bizim ulus devleti burjuvazi adına “seçkinler” örgütledi.Fakat seçkinler başlı başına bir sınıf değildir. Onlar ara katmandır. Eskilerin deyimiyle toplumsal bir “zümre”dir. Günümüzdeki demokrasi mücadelesinin temel nedeni bu gerçekte yatıyor. Yani ulus devlet kimin devletidir? Seçkinlerin (askerler ve yüksek yargının) devleti mi, yoksa sermaye sınıfının devleti midir? Bu memlekette Genel Kurmay Başkanının seçimle iş başına gelen cumhurbaşkanını sudan bahanelerle tanımak istemediği ilk kez görülmüştür. Yine bu memlekette ilk kez Anayasa Mahkemesi, demokrasi adına halkın %47 oyla iktidara getirdiği çoğunluk partisini kapatmaya yeltenmiştir. Peki, ne oldu da bizim “güdük demokrasi” senelerce yaşama ortamı buldu? Günümüzde bu icazetli rejim sarsılmaktadır. Neden?
On beş yıl kadar önce TÜSİAD (Türkiye İş Adamları Derneği) “sivil demokrasi” mücadelesi veriyordu. TÜSİAD Prof. Doğu Erbil’e Doğu’da, Güney Doğu’da anketler düzenlettiriyor ve: “sivil demokrasiye geçilmedikçe gelişimin önü açılamaz” diyordu. TÜSİAD böyle düşünüyordu ama, o günlerde vesayetçi sistem karşısında adam gibi duracak güçlü bir siyasal parti yoktu. Hatta 12 Eylül rejimi en büyük merkez sağ partilere darbe vurdu. ANAP’ı ve Adalet Partisini eritti, siyasetten sildi. Bu nedenle TÜSİAD sivilleşme sürecinde başarılı olamadı. Fakat TÜSİAD’çılar, merkezdeki boşluğu dolduran AKP’yi desteklediler.
AKP’nin çoğunluk partisi olması hiç de tesadüf değildir. Çünkü AKP, “Anadolu Kaplanları” adı verilen Anadolu sermayesinin, geleneksel İstanbul/İzmit sermayesini sollayan yeşil sermayenin partisidir. Dinsel tabana ve özellikle de Anadolu Kaplanlarına dayanması, AKP’yi sıradan bir parti olmaktan çıkarıyor. AKP devletin gerçek(!) sahiplerine kendisini zor kabul ettirmiştir. Vesayetçilerle uzlaşan siyasal partiler, onların seslendiği laik çevreler, özellikle Atatürkçüler AKP’ye hala “öcü gibi” bakıyor. Koşullar ne denli zor olursa olsun, geçtiğimiz sekiz yıllık süreçte AKP rüştünü ispat etmiştir.
Bu arada dünyada gelişen dışa açılma politikası, yani küreselleşme Anadolu sermayesini güçlendirmiş, onun sınıfsal konumlarını iç politikada daha da pekiştirmiştir. Bugün Anadolu sermayesi gerçekten de sivil demokrasinin önündeki engelleri yok edebilecek bir güce ulaşmıştır. Güçlülük açısından TÜSİAD Anadolu Kaplanlarından daha ileri konumlara sahip olsa bile, bu çevreler açıktan icazetli sisteme karşı çıkamazlar. TÜSİAD’çı sanayicileri sonuna kadar destekleyen, onları bu günlere taşıyan bu rejimdir. Bu geleneksel ulus-devlettir. Onun için TÜSİAD’çıların yerleşik sisteme, onun sözcülüğünü yapan CHP’ye minnet borcu vardır. TÜSİAD AKP’yi her zaman destekleyebilir, desteklemiştir de. Ama aynı TÜSİAD, vesayetçi demokrasinin kuyusunu kazma sürecini başlatacak olan Anayasa oylamasında “hayır”cıların yanında yer alıyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Hani küreselciydiniz? Hani burjuva demokrasisinden yanaydınız? Hani sivil demokrasi mücadelesi veriyordunuz?
Anayasa oylaması kesinlikle sivil demokrasiye geçiş kanallarını açacaktır. Bu oylamada ilericilik ve gericiliğin kıstasları açıkça ortadadır. Kimden yanasın? Statükodan, yerleşik demokrasiden, militarizmden, vesayetçi düzenden yana mısın, yoksa bu tutucu güçlerin ruhuna fatiha okuyacakların yanında mı? Ölçü budur! Halktan yana olmak budur! İlericilik budur!














