Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor
Ömer Özkan Bazen kendimi öyle mutlu hissediyorum ki, kanatlanıp uçasım geliyor. Şöyle ki, geriye dönüp 60 yıllık yakın tarihimize baktığımda, ülkemizin nerelerden nereye geldiği somut olarak görülüyor. Biz 68 kuşağı gerçekten çok şanslıyız. Çünkü, adım atmakta olduğumuz son “bilgi çağı”nı da sayacak olursak, üç tarihsel çağın üçünü de yaşadık, gördük. Altmış yıl önce ülkemiz “kapalı köy ekonomisi”ni, yani kapitalizm öncesi tarım çağını yaşıyordu. O yıllarda nüfusumuzun %70 kadarını köylülük oluşturuyordu. Sonra 1950-2000 yılları arası, kapitalizmin gelişimine paralel olarak, köylerden şehre hızlı bir göç yaşandı. Bu süreçte şehirlerin nüfusu %70’lere çıktı. Böylelikle sanayi çağıyla tanıştık ve bu çağı yaşamış olduk.
       Şimdi 2010 yılındayız. Kesinlikle “bilgi çağı”na geçiş sürecini yaşıyoruz. Kısacası, bizim jenerasyondan başka hiçbir nesil, bu kadar kısa bir zamanda böylesine değişik çağlarla iç içe olmamıştır.
       Fakat Türkiye öylesine garip bir ülkedir ki, bir yandan ekonomik alanda inanılmaz sıçramalara imza atıyor, bir yandan da aynı süreçle at-başı gitmesi gereken demokratik reformları  geliştiremiyor. Bu çelişki gerçekten inanılmaz bir çelişkidir.  Sanki karanlık bir el sivil demokrasiye geçişe asla yol vermek istemiyor.
       Aydın ya da solcuların önemli bir bölümü hala “parlamento-üstü karanlık güçler”den medet umuyor. Bunlar yüksek yargıyı, orduyu hala sistemin sigortası olarak görüyorlar. HSYK (Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu) başkan yardımcılığını yürüten Kemal Özbek isimli zat diyor ki:”Türkiye bir Fransa, bir İngiltere, bir Almanya değildir. Halkımız olgun demokrasiyi henüz kaldıramaz. Bu nedenle çağdaş demokrasi zamanı değildir.” diyor.
        Bir zamanlar Süleyman Demirel de:”Demokrasi Türk halkına lükstür.” gibi demogojik laflar ederdi. Bu anlayıştaki insanlar hala, Kemalist Harp Okulu’nda yetişen askerler olmasa, birilerinin adım adım kadrolaşarak devleti ele geçireceğinden ve kesinlikle cumhuriyeti bir gecede yıkacağından korkuyor.
       İttihat Terakkiden beri devam eden bu “tek parti” anlayışı hala kırılamamıştır. Kemalist aydınlanmacılar ve onlar gibi düşünen, kendisine aydın/solcu sıfatını yakıştıranların çoğu halkın gücüne inanmıyor. Ekonomik değişimin düşünceyi de biçimlendireceği gerçeğini bilmiyorlar. Onlara göre “milli irade” aşağı tabakanın, eğitimsizlerin iradesidir. Onlara göre halka değil, darbeci generallere güvenmek daha gerçekçi(!)dir.
        Yok böyle bir şey! Türkiye’de kapitalizm gelişmiştir. Türkiye artık sanayileşmiş bir ülkedir. Toplumumuz “sanayi toplumu” aşamasına gelmiştir. 90 yıldır devleti yönlendiren elit tabaka son demlerini yaşıyor. İletişim Devrimi her alanda olanca hızıyla sürüyor. Bugün  “bilgisayar” denen alet dünyayı temelden değiştirdi. Ünlü bir bilim adamının dediği gibi: “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Seçkinler, elit kadrolar bu gerçekleri görmek istemiyorlar. Onlar, ikinci dünya savaşı sonrası uygarlık değerlerinin hala değişmediği inancındadır.
         Oysa ki, 90 yıl önce Kemal Atatürk’ün öğütlediği ulus-devlet temelindeki muasır medeniyet ölçüleri bile değişmiştir. Günümüzde, bu konuda yeni evrensel paradigmalar oluşuyor. Gelişmeleri, değişimi, bilgi çağına uzanan yolu iyi anlamak gerekiyor. Ekonomik temeldeki değişimler, mutlaka ve mutlaka  hukuku da değiştirecektir. Onun için yerleşik düzenden (statükodan) yana olanların çabaları boşunadır. Bu anlamda okuyucularımıza, Anayasa oylamasına “evet” demenin ne denli önemli olduğu gerçeğini bir kez daha anımsatmaya gerek yoktur diye düşünüyoruz. (WWW. Emirdag. Com.Tr)