Bir rejimi “faşist” diye nitelendirmek için, uygulamaların illa da Hitler faşizmi kadar acımasız olması gerekmez. Yönetim kadrolarının faşist anlayışları bile sistemin faşizmle yorumlanmasına yeterlidir. Bildiğiniz gibi 1982 Anayasası’nda 12-Eylül’cüleri çelik zırhlarla koruyan meşhur bir “geçici 15.ci madde” vardır. Bu madde 12 Eylül cellatlarının, onların tercihi ile oluşan Danışma Meclisi Üyelerinin ve Milli Güvenlik Konseyi’nin işbaşına getirdiği hükümetlerin yargılanması, onlardan hesap sorulması yasaklarını getirdiği gibi, faşist rejime çalışan, ona hizmet eden bütün insanları korumuştur. Geçici 15.ci madde tüm devlet yetkililerinin “haksız eylemleri”ni ört-bas etmek için adeta bir zırh görevi görmüştür.
12 Eylül süreci binlerce, on binlerce insanı işkenceden geçirmiş, faili meçhul cinayetlerin, idamların, insan hakları ihlallerinin kaynağı olmuştur. Bu maddeye dayanarak cellatlar “sağdan bir sağcı bulun idam edelim… Soldan bir solcu bulun idam edelim. Böylece dengeyi sağlayalım” mantığıyla hareket eden generaller, söylem ve eylemleriyle faşist Hitler’i bile gölgede bıraktılar.
12 Eylül karabasanı sivil siyasal kadroları yargıladı. Sudan gerekçelerle ilericileri, solcuları, demokratları işlerinden etti. Bu insanların çoğu açlığa mahkûm oldu. İşkence ve zulüm makineleri çalıştı, temel hak ve özgürlükler hiçe sayıldı. 12 Eylül cellâtları, 15.ci maddeye dayanarak toplumumuza travmalar yaşattı, insanların ruh halini bozdu.
12 Eylül yalnızca darbe değil, tüm devlet dairelerinde faşist uygulamaların tırmandığı karanlık bir dönemdir. Bu dönemde sadece polisiye/askersel baskılar kol gezmemiş, tüm devlet dairelerinde diz boyu adaletsizlik örnekleri yaşanmıştır. Dolayısıyla geçici 15.ci madde 12 Eylül’cülerin tüm pisliklerini kapatmıştır. Kitlelerin hukuksal “hak arama” yollarını tıkamıştır. Darbeciler ve tüm rejim çalışanları açısından bu madde adeta bir “dokunulmazlık” işlevi görmüştür. Fakat öyle gariptir ki, 30 yıldan beri is başına gelen hükümetlerin hiç birisi bu “utanç maddesi”ni kaldırmaya teşebbüs bile etmemişlerdir. Ta ki, şu “yobaz(!)lar”ın, gerici Müslümanların partisi AKP Hükümeti’ne kadar hiçbir parti, hiçbir hükümet, bunca zulüm karşısında yiğitçe bir duruş sergilememiştir. Geç de olsa AKP Hükümeti, tarihimizin bu kara lekesini kaldırmaya, 12 Eylül mağdurlarının kayıpları doğrultusunda “hak arama” kanallarını açmaya çaba harcamaktadır. Üzücü olan 12 Eylül’den en çok darbe yiyen, en fazla kayıplara uğrayan ilericiler, aydınlar, solcular ve hatta milliyetçiler, inanılmaz bir biçimde, bilerek ya da bilmeyerek 12 Eylül cellatlarının yanında yer alıyorlar.
Ne yapalım…bu ülke böylesine garip bir ülkedir işte! Bizler öteden beri her şeyi “alaturkalaştırmak”tan zevk alırız. Bu anlamda, elbette demokrasi mücadelesini de “Türkleştirmek”ten gurur(!) duyacağız!
Olağan-üstü dönem bahaneleriyle devletin faşist uygulamaları asla ve asla göz ardı edilemez! Devlet adalet adına adaletsizlik çamuruna batıyorsa, bu durum basite indirgenemez, bağışlanamaz! Demokrasimizin geleceği açısından, bu çok önemli noktaları bir daha düşünmekte ve bu anlamda Anayasa oylamasında kullanılacak “hayır” kararlarını bir daha gözden geçirmekte gerçekten yarar vardır!
Şu Meşhur 15.Ci Madde
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ömer Özkan














