Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor

Ömer ÖzkanReferandumda “evet” oyu kullanacağını açıklayan eski genel başkan Sayın Süleyman Soylu Demokrat Parti(DP)’den ihraç edildi. Sayın Süleyman Soylu:”12-Eylül referandumu demokrasinin rönesansı olacaktır.” dedi ve şöyle ekledi:”Referandum benim ihraç edilmemden daha önemlidir. O gün, milli iradenin iktidar olacağı gündür. Ben ferdim. Bir fert mağdur olabilir. Ama bir fert mağdur olurken bütün ülke mağrur olacaktır.” Süleyman Soylu başından beri rengini belli ediyor, nasıl bir demokrat olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Süleyman Soylu’nun adaşı Süleyman Demirel de, referanduma gitmekle AKP’nin ülkeyi ikiye böldüğünü, toplumu kamplara ayırdığını savunuyor. Bu iki demokrasi anlayışı, 12-Eylül’de oylanacak referandum kavgasının özüdür. 
Yine DP Genel Başkan yardımcılarından Sayın Nevzat Ceylan Genel İdare Kurulu’ndan 9 arkadaşıyla birlikte Palan Otelde bir basın toplantısı yaptı ve:”Cindoruk yönetiminin bu ihraç kararı ‘DP misyonuna ihanet’tir.” dedi.
Bu tartışmalar, zaten iyice küçülen DP saflarında büyük çalkantılara yol açtı. Böylesi gelişmeler DP’nin geleceği açısından değil de, günümüzde verilen demokrasi kavgası yönünden çok önemlidir. Şöyle ki, zaten Cindoruk Demirel’in emanetçisidir, gölgesidir. Ağasının ağzından ne dökülürse o da onu papağan gibi tekrarlar. Bizce demokrasi sürecinde Demirel çizgisinin hiç önemi yoktur. Süleyman Soylu ve Nevzat Ceylan’lar ise, ta başlarda ezilen demokrasinin sivilleşmesi hareketinin, Menderes Hareketinin günümüze yansımasıdır. Böyle bir  pencereden bakıldığında, bu iki anlayışın tarihsel süreçte nasıl biçimlendiği konusunun incelenmesinde yarar görüyorum.  
Bilindiği gibi, ikinci dünya savaşı var olan dünya dengelerini yeniden biçimlendirdi. Sovyetler Birliği tek sosyalist ülke iken, savaş sürecinde Doğu Avrupa ülkelerinin hemen hemen tümü sosyalizme geçerek “Dünya Sosyalist Sistemi” oluştu. Böylelikle dünya iki düşman kampa, iki uzlaşmaz kampa bölündü. Bu oluşumda ABD kapitalist ülkelerin liderliğini tam olarak ele geçirdi ve kapitalist dünyanın “jandarma”sı oldu.
Dünya iki düşman kampa bölündükten sonra Türkiye’nin önemi bir kat daha arttı. Sovyetlerle komşu olmamız jeo-politik konumumuzu ileri boyutlara taşıdı. Bu koşullarda ABD Türkiye ile yakın bağlar kurmaya özen gösterdi. Türkiye’nin NATO’ya alınmasına öncülük etti. Menderes Hareketini destekledi. Marchall planıyla büyük ekonomik yardımda bulundu. Amaç; sosyalizm tehlikesine karşı Türkiye’yi “ileri karakol” olarak kullanmaktı.
Fakat 1960 darbesi bütün bu planları alt-üst etti.
Bu gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni koşullara göre Pentagon yeni politikalar üretti. Zaman kaybetmeden ABD’de mühendislik eğitimini tamamlayan, politik hiçbir birikimi bulunmayan sıradan birisini, yani Süleyman Demirel’i apar-topar Türkiye’ye gönderdi. Bir ay gibi kısa bir sürede de Demirel’i,  kapatılan Demokrat Parti’nin devamı olan Adalet Partisi’nin genel başkanlığına seçtirdi. Demirel’li AP ilk seçimde, 1965 genel seçimlerinde
halkın ezici çoğunluğunun oyunu alarak tek başına hükümeti kurdu.
İşte bu seçim zaferi, zaten 1948’lerde NATO’ya alınan Türk Ordusunun ve onun lider kadrolarının ABD’de eğitilmesini, Türk dış politikasının ABD politikalarıyla iyice  örtüşmesi sürecini hızlandırmıştır. “Soğuk savaş” stratejilerine ülkemizin daha çok alet edilmesini ve “vesayet demokrasisi”nin daha da pekişmesini sağlamıştır.
İşte Süleyman Demirel ve onun piyonu Cindoruk’ların telaşı bundandır. Militarist rejimin, vesayetçi sistemin temelleri çatırdıyor. Koskoca Menderes hareketi küçüldü. Demirel enkazın altında kaldı. Cindoruk batan gemiyi statükoya sarılarak, eskiyen-kokuşan rejime sığınarak kurtarabilir mi? Asla! Elbette bu soylu kavgayı Süleyman Soylu’ların, Nevzat Ceylan’ların demokrasi anlayışı kazanacaktır!