Bana soruyorlar: “Evetçi misin, hayırcı mı?” Aslında yazılarım rengimin ne olduğunu gösteriyor. Ama ne olursa olsun, düşündüğümüzü somut bir biçimde sergilememiz gerekir. Evet ben sapına kadar “evet”çiyim! Neden?
Bir defa militarizmin sona erme ve askerlerin kışlasına dönme süreci hızlanıyor. Buna ben çok seviniyorum. Çünkü bu memleket ne çektiyse darbelerden çekmiştir. Darbeciler yalnızca darbe yapmakla kalmadılar, her iktidarı ele geçirdiklerinde rejimi biraz daha kontrolleri altına aldılar. Bu durum giderek ülkemizde sivilleşmeyi engelledi. Merkez sağ partilerin yok olmasını, sol bir partinin de serpilip gelişmesini engellediler. Böylelikle demokrasilerin gereği olan sağ iktidarların karşısında gerçek bir sol muhalefetin oluşmasını önlediler.
Ordunun ülkemizde ayrı bir yeri vardır. Askerliğe saygıya, askere saygıya diyeceğimiz yok. Fakat askerlerin ayrıcalıklı bir sınıf olmalarına da saygı duymak zorunda değiliz. En yüksek maaşı onlar alır. En güzel lojmanlarda onlar oturur. Kıyılarda, en güzel dinlenme tesislerinde onlar tatil yapar. En güzel ordu evlerinde onlar yer-içer, onlar eğlenirler. Askerlerin mahkemeleri bile ayrıdır. Ben beni bileli, yıllık bütçelerin en az %40 kadarı savunmaya ayrılır. Kısacası, ülkemizde askerler halktan tamamen ayrı, imtiyazlı bir zümredir.
Bu durum cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda zorunluydu diyelim. Ama hala o kuruluş yıllarında mıyız? Bu toplum ordunun gereksinimlerini bir kambur gibi hala taşımak zorunda mıdır? Elbette değil!
Ordu kendisini “devletin ve sistemin” sahibi sanıyor. Bu nedenle “parlamento üstü” bir güç olduğuna inanıyor. Oysa ki, halkımız tek parti dönemine, jandarma dipçiğine 1946’larda bayrak açmış ve kazanmıştır. Bu halk her darbe ertesinde, askerlerin karşısında hangi siyasal parti varsa onu, ezici çoğunlukla iktidara getirmiştir. Askerler, yüksek yargı, öteki statükocu güçler hala bu gerçeği görmek istemiyorlar. Ama ilk kez onlarla bütünleşmeyen, ilk kez onların baskılarından korkmayan bir hükümet var karşılarında. Kesinlikle inanıyorum ki, bu Anayasa Oylaması vesayet rejiminin, askersel/bürokratik oligarşinin çözülüşünü hızlandıracaktır. Kesinlikle inanıyorum ki, 13-Eylülden itibaren son askeri anayasanın tümden değiştirilmesi tartışmaları gündemi dolduracaktır.
Bu ülke kardeş kavgasından bıkmıştır. Bizim gençlik yıllarımızda sağ-sol çatışması körüklendi. Devlet içinde yuvalanan çeteler kardeşi kardeşe kırdırdılar. 1970-80 arası yıllarda, günde ortalama 20 kişi öldürülüyordu. Bugün yine aynı güçler işbaşındadır. Bugün de kardeşi kardeşe kırdırıyorlar. Otuz yıldan beri 40 binden fazla genç katledildi. Bu katliam, bu cinayetler hala önlenmek istenmiyor. Bazı çevreler kardeş kanının akmasından nemalanıyor. Silahların gölgesinde sürdürülmeye çalışılan bu vesayet sistemi kimin çıkarınadır?
Balyoz’cular kimdir? Albay Dursun Çiçek kimdir? Bir avuç serseri 75 milyonun kaderiyle oynama hakkını nereden alıyor? Ordunun en üst kademesi, Genel Kurmay Başkanlığı ve çevresi bu çeteleri neden korumak istiyor? Bu halkın kavgasız, güneşli günlerde yaşamaya hakkı yok mu?
En çok tabandaki halkın, sokaktaki sıradan vatandaşın demokrasiye sahip çıkmasına seviniyorum. Öteki nedenler bir tarafa, en çok askerlerin parlamento-üstü konumlarını terk etme sürecinin hızlanmasına seviyorum. Tarihimizde ilk kez demokrasi gemimiz okyanuslara yelken açıyor. Ben bu gelişmeler karşısında genç sevdalılar gibi göklere uçuyorum. Tüm bu gerçeklerden hareketle bütün onurumla Anayasa Oylamasına “evet” diyorum!
Sapına Kadar “Evet”Çiyim
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ömer Özkan














