Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’nun yeni bir projesi var: “Bal ormanları”. Sayın Eroğlu bu projeyi Afyon’da başlattı. Veysel Eroğlu Şuhutlu. İçimizden biri. Sayın Eroğlu’nun büyük barajlar dışında, 2000’e yakın dere projesi var.
27.Ekim.2010 tarihli Radikal Gazetesinde Güven Eken diye biri, Sayın Eroğlu’na çamur atmaya yeltendi. Bu tuzu kuru gazeteci: “Kimdir Eroğlu? Eroğlu Anadolu’nun iki bin deresini satan kişidir. Rize Senoz’da seksen yaşındaki anasıyla kimseye zararı dokunmadan yaşayan Nacaklı Sinan’ın yaşamını sefil eden adamdır.” dedi ve şöyle devam etti: “Bu nedenle, Türkiye’nin koca bir şantiyeye dönüşmesine karşı çıkan ve bu toprakları seven milyonlarla beraber…son nefesime kadar…mücadele edeceğim.” Yani Veysel Eroğlu, çağın gereği “temiz enerji” teknikleriyle yurdumuzu bir baştan bir başa baraj ve göletlerle, HES (hidroelektrik santralleri)’lerle adeta bir şantiyeye dönüştürmüş. Bu inanılmaz hamleler arasında da Rize Senoz’lu seksenlik bir kadınla, Nacaklı Sinan’ın (ve bunlar gibi dere sakinlerinin) rahatları bozulmuş, binlerce aile sefil olmuş…vs…vs…
Bu gazeteci geçinen muhabir müsvettesi, elbette dünyada olup bitenleri takip eden kültürlü bir birey değil. Yeşil teknoloji nedir? Temiz teknoloji nedir? Hatta biyo teknoloji nedir? Bu zavallı böylesi yeni kavramlardan haberli mi acaba? Nereden olacak? O doğa aşkıyla yanıp tutuşuyor ya? Bizim toplum böyle akıl garibanlarını baş tacı yapar. Öte yandan bunlar öyle demagoji ustasıdırlar ki, seksen yaşlı ninelerinin rahatı uğruna ülkenin kalkınmasını bile görmezden gelirler. Bu kadar geniş, bu kadar önemli çağdaş kalkınma projelerini bin bir güçlükle hayata geçiren, uygulamaya koyan Veysel Eroğlu gibi halk çocuklarını gözlerini kırpmadan “vatan hainliği” ile suçlamaktan utanmazlar. Türkiye bu aydın(!) kafalardan neler çekti neler!
Vadi ve derelerin ıslahı…enerji kaynaklarından, turizm potansiyellerinden yararlanmak vatan hainliği mi? Dağlarımız yeşillendirilse, meşelerle, çamlarla, bal ormanlarıyla tekrar eski gelinliğine kavuşturulsa yer yerinden mi oynar? Hükümet, giderek yok olmakta olan yaylalarımıza el atsa, kalıcı asfalt yollarla, göletlerle alt-yapıyı donatsa kötü mü olur ? Bu yaylalar, bu temiz doğa, bu az yağışlı dağ iklimi, ilçemiz için bulunmaz bir nimettir. Arabın nasıl kuru çöllerde petrol yatakları varsa, bizlerin de Emir Dağları gibi muazzam bir zenginliğimiz var. Yıllardır: “Emirdağ nasıl kalkınır?” türküsü çığırıyoruz. İşte maden! İşte halkın sesine kulak veren bir hükümet! İşte devlet! Bu hükümet elimizden tutar. Bu yöneticilere ağlarsak, derdimize deva olurlar! Sayın Eroğlu’na Aydın Doğan’ın çömezleri çamur atıyor. Bu değerli insanı vatan hainliğiyle suçlamaya yelteniyor.
Veysel Eroğlu içimizden biri. Halk çocuğu. Hem Necdet Demiral kardeşimiz Sayın Eroğlu ile gece gündüz beraber çalışıyor. Onun danışmanı. Bu güzel insanlar sırt sırta vermişler, Türkiye’yi şantiyeye çevirmişler. 2000 projenin içine bir de Emir Dağlar projesi neden katılmasın? Sayın Eroğlu kişisel çabalarıyla ilçemizde bir dizi yatırım başlattı. Dağlarımızı imar etmekten neden kaçınsın? Hele bir kez isteyelim. Ne diyecek bakalım?
Bu günlerde, ABD Merkez Bankası (FED) yeni toplumsal kalkınma programları üretiyor. Avrupa Birliği böylesi projeleri sonuna kadar destekliyor. Bizim kendi devletimiz bu gelişmeleri, yeni zenginlik kaynaklarının yaratılması olarak doğru değerlendiriyor. Bakınız, bu yeşil teknoloji konusu, önümüzdeki hafta Seul’de yapılacak G-20’ler zirvesinde de ele alınabilir. Zira işsizliği önlemek için dünya, geniş tabanlı toplumsal zenginlik kaynakları yaratmaya yöneliyor.
Şunu iyi bilelim ki, bundan böyle devlet, istese bile sanayi yatırımı yapamaz. Bu çağda devletin görevi, zenginliği tabana yaymaktır. Piramidin alt sıralarında yer alan yığınların gelir düzeyini yükseltecek geniş tabanlı toplumsal projelere imza atmaktır.
Yazımızı bitirirken acaba diyoruz, gün gelir de bu güzelim dağlarda, bu nemsiz, ter-temiz mis gibi kokan yaylaların her koyağında, eskisi gibi şırıl şırıl sular akar mı? Bu yaylaların yamaçları, her köşesi meşe, çam, kayın, çınar, kabaağaç, ceviz, kestane vb.gibi bin bir türlü ağaçla donanır mı? Dağlarımız yeniden o güzel gelinliğini giyebilir mi? Akşam olurken, gün batarken koyunlarla kuzuların o muhteşem “emişme” sahnelerini bir daha görebilir miyiz? Beş yıldızlı olmasın, üç yıldızlı bile olsa, güzel, temiz bir otelde, bir motelde, bir pansiyonda ya da bir “topak ev”de, sabah serinliğinde uyandığımızda, önümüze konan o mis gibi “teneke kaymağı” ile bir daha sabah kahvaltısı yapabilir miyiz?
Acaba…acaba…acaba! Neden hep acaba yahu? Bunlar bilgi çağına giderken olmayacak şeyler mi? Bunlar hayal mi, bunlar ütopya mı? Bunların gerçekleşmemesi için geçerli bir bahaneniz var mı!
Yaylalar Yaylalar
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ömer Özkan














