Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor

Ömer ÖzkanNe yapalım, serde Yörüklük var! Bizler Türkmeniz. Türkmenliğin özü göçerliğe dayanır. Bu anlamda yaylacılık serüveni yakın zamanlara kadar vazgeçilmez bir gelenekti. Bizim kuşak, bizden öncekiler yaylaların, yaylacılığın ne olduğunu bilirler. Çünkü çocukluk ve gençlik yıllarımıza, bedensel yapılanmamıza yaylalar damgasını vurdu. Hatta kişiliğimizin oluşumunda bile yaylaların payı büyüktür. Ne derseniz deyiniz, senede üç ay kadar kısa olsa bile, yayla yaşamını tatmak, onu her yıl tekrarlamak  birey için bulunmaz bir olanaktır. Zira bu olanaklardan yararlananlar, diğerlerine göre genellikle sağlıklı olurlar. Gerçekten de  yaylalar organik doğanın,  naturel  yaşamın, oksijenin temel  kaynağıdır.  Fakat bu  anlamda her dağ “yayla” özelliği taşımaz. Yani yayla var, yaylacık var. Bu gerçeğe en güzel örnek  Avrupa’dır.  Bilindiği gibi Batı Avrupa  anakarasının  hemen hemen her yanı yeşildir,  ormanlarla kaplıdır. Fakat   Alpler dışında  kalan öteki   dağların çoğu işe yaramaz.  Çünkü Avrupa haritası sürekli yağış alıyor.   Hele hele  kuzey ülkelerindeki  ağaçların  gövdesi  yemyeşil yosunlarla kaplıdır. Bu dağlarda gezerken insan,  bir ağacın altına sereserpe uzanacak  ya da  piknik yapacak bir yer bulamaz. Bu coğrafyada  ormanlar   nemsi  nemsi kokar. Ağaçların altı vıcık vıcık sudur, çamurdur.  İşte Avrupa yeşilinin bu özelliğini tanıyınca, Anadolu’daki geleneksel yaylacılığın  neden bu denli  yaygın olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır.   Çünkü  ülkemiz, hele hele Orta ve Doğu Anadolu bölgelerimiz tümüyle   kuru iklim kuşağındadır. Yani bu çizgiye “bozkır iklimi”egemendir. Onun için hava nemsizdir. Nemsiz olduğu için çelik gibidir, tertemizdir. Onun için bu bölgedeki  yaylalar  burcu burcu kokar. Ve onun için  bizim dağlar  “yaşanabilir” dağlardır. Ve böylesi özelliklerdir ki,   dağlarımızı “yayla  turizmi”ne elverişli  dağlar konumuna yükseltiyor.
       Dağlarımızın  güzellikleri taşımasız bizler için elde edilmesi zor  zenginliklerdir. Hatta   büyük şanstır. Evet …geçmişte ormanlarımız acımasızca yok edilmiş.  Yeşil hançerlenmiş.  Dağlar  kelleşmiş ama,  organik doğa asla yok olmamıştır.  Bugün Emir Dağları  ne denli çıplak olursa olsun  “organik” niteliği bozulmamıştır.  Kirlilik henüz Orta Anadolu kırsalına ulaşmamıştır. Sonuç olarak şu gerçek açıkça ortadadır ki,  biraz emek harcanırsa  fazla değil  on yıl  kadar kısa bir sürede bu dağlar tekrar yeşille kucaklaşabilir.  Böylesi  güzellikler  her coğrafyada bulunmuyor. Emir Dağları yayla turizmine  çok çok yatkındır. Zira bu dağların özellikleri ya da genel yapısı, günümüzde yeni oluşmakta olan   modern yayla turizmi kriterleriyle  örtüşüyor. Emir Dağlarının tek  eksiği  yeşil.  O da üstesinden gelinemeyecek bir sorun değil.    Çok iyi  biliyorum ki, yediden yetmişe hepimiz  dağlarımızı, yayla yaşamını severiz. Bu günlere kadar  eli kalem tutan  Emirdağlı her genç,  bu yaylalara şiirler düzdü.  Yaylacılık hala anılarımızı süsleyen kutsal bir nostaljidir.  Kısası  yaylacılık kültürümüzde, kanımızda  var  bizim! Öyle ise, böylesine önemli bir konuyu neden ele almıyoruz, neden gündeme getirmiyoruz?
       Bizler bu dağlarda çok “çelik/çomak” oynadık.  Çiğdem kazdık.  Göbelek topladık.  Kuytuluklara şelek şelek sığır kuyruğu taşıdık. Şimdi ay ışığında, bir alayçık önünde  dostlarla  kahve höpürdetmeye, saatlerce süren o doyumsuz  kuytuluk muhabbetlerine neler verilmez ki?  Evet, hasbel kader Emirdağ’da doğmuşuz, Emirdağlı olmuşuz. Doğa ile iç içe geçen o güzelim gençlik yıllarımızı anımsamamız gerek. Kendimiz  için  olmasa bile çocuklarımızın, torunlarımızın, gelecek kuşakların bu zenginliklerden yararlanmaları gereğini düşünmeliyiz.  Bizler bugün için, böylesi can alıcı sorunları  düşünmesek de, çok yakın gelecekte çocuklarımız aynı tasarımları başlatacaklar. Ama bu proje ne kadar önce başlatılırsa, toplum  o kadar karlı çıkacak. Şimdiden başlatılırsa, en azından  biz ve bizden sonra gelen kuşakların hayatta kalanları, yaşlılık dönemlerini , son yıllarını yaylalarda geçirebilirler.  Şimdi bu dağlar yeşille tekrar donatılsa, her koyakta bir güzel  çağdaş dinlenme tesisi yükselse, hangi yaşlımız bu olanaklardan yararlanmak istemez ki? Günümüze kadar dünyada dağ turizmine hep yaşlılar ilgi duydu. Oysa ki yalnız yaşlılar değil, gençler ve hatta çocuklar bile yaylacılık sevdirilmelidir. Bizler ne kadar süre uyursak uyuyalım, yakın gelecekte  yeni bir sektör, yeni bir zenginlik alanı olarak  “yayla turizmi” bütün dünyada  yaygınlaşacaktır. 
         Günümüzde Emirdağ’da geleneksel yaylacılık bitti. Dağlara sahiplenme duygusu  kalmadı. Erozyon yamaçları  kemiriyor. Dereler susuz. Pınarlar kuruyor. Yeşil  yok oldu, oluyor.   Yaylacılık can çekişiyor. Bu nedenle dağlar yaslı. Emir Dağları duvağı bozulmuş bir gelin gibi ağlamaklı! Ama hiç önemli değil, bizim kuşaklar bu soruna el atmasalar bile, bizden sonrakiler nasıl olsa yaylacılığa profesyonelce sarılacaklardır.
         Değerli  hemşehrilerim, sevgili Emirdağlılar! Dünya yeni bir çağ dönüşümü  sürecini yaşıyor. Sanayi çağı gerilerde kaldı. Bigisayar denilen  alet  teknolojik gelişimi, o da işsizliği artırdı. Bundan böyle bu süreç  yavaşlamayacak, tersine daha da hızlanacaktır. Zaten  şimdiden,  işçilerin, öteki emekçi katmanların işsiz kalmaları  bütün insanlığı düşündürüyor.  Bu nedenle insanoğlu,   yeni   katma-değer, yeni zenginlik alanları yaratma kanallarını zorluyor. Bozulan istihdam dengelerini yeniden kurmaya, geniş yığınların gelir düzeyini yükseltmeye, özellikle orta sınıfların nicel ve nitel artışını  hızlandırmaya çalışıyor.  Şu gerçek açıkça anlaşılıyor ki, teknoloji geliştikçe,   sanayi üretimi ne denli artarsa artsın, yaratılan zenginlikler geniş halk kesimlerine yansımamaktadır. Bu nedenle ekonomistler, öteki  düşünürler  gece- gündüz çalışıyor,  geniş yığınların gelir konumlarını yükseltecek  reçeteler arıyorlar. İşte bu anlamda “yayla turizmi”  geniş yığınların yaşam düzeyini yükseltmeye aday en gerçekçi yollardan birisi olacaktır. Doğanın bütün potansiyellerinden yararlanacak bir turizm uygulaması,  gerçekten  bütün dünyada, alabildiğine yaygın yeni bir zenginlik alanı yaratacaktır. Özür dileyerek söylemeliyim ki, yayla turizmi olayını Emirdağ Dergisinde bu denli geniş ele almam, konunun önemini  elden  geldiğince  açıklayabilmek içindir.
        Çok değerli Emirdağ Dergisi  okuyucuları! Son yıllarda, ABD Merkez Bankası (FED)’nın  Başkanı sayın  Benbarke’nin dilinden düşürmediği bir söylem var. O da “Yeşil Ekonomi” söylemi. Yeşil ekonomi  genelde, hızlı gelişen teknolojik dinamikler yardımıyla  hidro enerji(su enerjisi), güneş ve rüzgar enerjisi vb. gibi doğada bol bulunan temiz enerji çeşitlerinin harekete geçirilmesi, kirli enerjilerin kovulması anlamına gelir.  Aslında yeşil enerji kavramı, yalnızca ucuz ve temiz enerji elde etmek değil, aynı zamanda  doğanın tüm zenginliklerinden yararlanmayı da içerir. Gerçekten de sanayi çağı süreci doğayı, dolayısıyla  tarımı  ihmal etti. Bu yetmiyormuş gibi bir de doğayı acımasızca kirletti. Ozon tabakası delindi. Dünyanın genel ısısı yükseldi. Kuzey buzları erimeye başladı.  Bunun sonucu İklimler değişim  sürecine girdi. Kısacası, ekolojik dengeler alt-üst oldu. “Umut yok. Herşey bitti.” demeyelim. Çünkü  günümüzdeki  bilimsel gelişmeler  bu kötü gidişe “dur!” diyecek kadar güçlü bir düzeye gelmiştir. Geçmişte, sanayi çağında ne denli doğadan uzaklaşıldıysa, bu çağda da teknolojik atılımlar sayesinde  “doğaya dönüş”  tekrar gerçekleşecektir. Bu anlamda yakın gelecekte  dünya kamuoyu  yeni bir hizmet sektörüyle tanışacak.   Nasıl ki, sanayi çağı “deniz turizmi”ni  geliştirmiş ve insanlığa armağan etmişse, önümüzdeki yeni çağ da “yayla turizmi”ni bütün dünyada  hızla geliştirecektir. Hatta yayla turizmi bu çağda, sıcak kıyılara dayalı deniz turizmini sollayacaktır. Zira kıyılarda kirlilik ve betonlaşma giderek artmakta,  bu inanılmaz tırmanış  kıyıların cazibesini gün geçtikçe yok etmektedir.
        Yeşil ekonomi  uygulamaları insanoğlunu  tekrar doğayla kucaklaştıracaktır.  Ekolojik dengeler tekrar normalleşecek,  insanoğlu bu süreçte organik doğayı ve yeşili tekrar ayağa kaldırmayı başaracaktır. İşte “yeşil ekonomi” kavramı  böylesine güncel, böylesine  yaşamsal bir konudur. Bu çabalar,  yalnızca batmakta olan bir dünyayı kurtarmaya değil, aynı zamanda yöremizde, ülkemizde hatta bütün dünyada geniş kitlelerin işsizlik sorununa, gelir düzeylerinin yükselmesine  yeni  yollar aramayı da içeriyor.  Gerçekten de yayla turizmi,  yeni   katma-değer  alanları yaratmaya yönelik kutsal bir uğraştır. 
           Sevgili hemşehrilerim, “çıplak dağ neye yarar?” demeyin. Fotoğrafta  yüzeyden bakarsak, gerçekten tam takır, çırıl çıplak,   işe yaramaz kayalıklar görürüz.  Fakat kazın ayağı öyle değil. Emir dağları  öyle bir iklim kuşağında ki… bakınız kış yaklaşıyor, dağlarımız  hala güneşli. Yani yılın ortalama 7-8 ayı sıcak ya da ılıman. Yağış çok az. Bu nedenle bizim dağlara nemsiz bir doğa egemen.  Sizin anlayacağınız, hani  “kurşun gibi” derler ya…işte öylesine güzel bir bozkır iklimi. Üstelik, dünyadaki iklim değişiklikleri bizim haritayı olumlu etkiliyor, etkileyecek. Dünya ısısının artması  bizim coğrafyada daha ılıman, daha güzel bir iklim oluşturacak. Bu değişimler şimdiden yaşanıyor. Büyük Britanya’da da dağ var. Almanya, Belçika, İsveç, Norveç, Rusya ve Ukrayna’da da dağ var. Hatta bu ülkelerdeki dağlar göz kamaştıracak  kadar  yeşil. Ama yeşillik tek başına turizm olayını çözmüyor. Herşeyden önce iklim güzel olmalı! İklim aşırı yağışlı ve soğuk olmamalı. Dağlar nemsiz olmalı.   Bu ülkeler  soğuk kuşakta yer alıyor. Dağları da  gereğinden fazla  yağışlı ve  nemli. Ama bütün bu olumsuzluklara karşın, yine de  o ülkeler  şimdiden dağlarını “dağ otelleri” ile süslüyorlar. Koşulları  ne denli olumsuz olursa olsun, yine de doğadan yararlanma yollarını zorluyorlar.  Anadolu’nun ise  en çıplak dağı bile hazinedir ama, değerini bilen kim?
            Sevgili  hemşehrilerim!  Yaşadığımız günler, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecidir. Geleneksel yaylacılık  sona ereli yıllar oldu. Ama bir Gölcük’ü, bir Yağlı Pınar’ı, Isıtma’yı, Gök Kuyu’yu, Diş Kaya’yı anımsadıkça yüreğimiz cızz ediyor. Değerli Emirdağlılar, yaylacılık bizim kültürümüzdür. O güzelim yaylaları unutabiliyor muyuz? Ozanlarımız, yazarlarımız…Fakı Edeer’ler, Fikret Akın’lar,  Adnan Durmaz’lar, Kazım Okutan’lar …Yüksel Önaçan’lar, Muharrem Kubat’lar, Halil Erenoğlu’lar unutabiliyorlar mı? Gerçi ozanlarımız hep geçmişe olan özlemi dillendiriyor,  gelecekle ilgili  köprüler  kurmayı sevmiyorlar.  Varsın olsun! Kavim, aşiret, oba yaşamı ve o günlerin  feodal tatları bile güzeldir. Demek ki bu dağlar yalnızca küçük ve büyük baş hayvanların otladıkları alanlar değil, aynı zamanda  belli bir yaşam biçiminin, belli bir tarihsel kültürün de “simgesi”dirler.  Sultan Dağlarına, Afyon çevresindeki öteki  dağlara, İscehisar’dan  Seyitgazi’ye kadar uzanan yeşili bol dağlara neden türküler söylenmiyor, ağıtlar yakılmıyor? Demek ki, bizim dağlarımızın başka özellikleri var. Bilindiği gibi bu değerler, ta Orta Asya’dan bu yana sürdürdüğümüz “göçerlik” geleneğidir. Oba kültürü, aşiret kültürü,  “yayla kültürü”dür.
        Feodalizm  aşılınca, onun asırlardan bu yana biçimlenen kültürü bir anda uçup gitmez. Bence, hala canlılığını sürdürmekte olan  bu tarihsel kültür yeni turizm atılımlarıyla örtüştürülmelidir. Hem doğa  yeniden hayat bulmalı, hem de ata kültürünün ömrü uzatılmalıdır. Ne olur yani, beş yıldızlı modern bir otelin yanına  birkaç “alayçık” ya da “topak ev” sıralansa kötü mü olur? Her koyakta bir dağ oteli olmasa bile, neden moteller, sıra sıra pansiyonlar vadileri süslemesin? Neden Belçika’daki, Hollanda’daki Emirdağlılara, hatta onların Avrupalı dostlarına hitap eden   “tatil köyleri” kurulmasın? Bunlar asla hayal değildir! Emirdağ sanayi tirenini  kaçırdı ama, “bacasız sanayi” denilen bu tireni asla  kaçırmamalı.
        Biliyorum, ilk kez dillendirildiğinde “yayla turizmi” olayını kimse önemsemeyecek. Herkes konuyu, günü birlik  gidip gelinen  “piknik” olayı düzeyinde ele alacak. Oysa ki bu proje bölgesel ya da ülke çapında “pilot bir proje” olarak da ele alınabilir. Zaten, yukarıdaki satırlarda da değindiğimiz gibi, yakın bir gelecekte bu söylediklerimiz gerçekleşecektir. Bizim çabamız konuyu bir an öncegündeme getirmek, etraflıca düşünmek, olgunlaştırmak ve kararlı bir kamuoyu yaratmayı ateşlemektir. Eğri oturup doğru konuşalım;  şimdiki çıplak yamaçlar ağaçlandırılsa, dağın her tarafı  kalıcı asfalt yollara kavuşturulsa, belli vadiler küçük küçük  göletlerle donatılsa, her  bir yana enerji hatları çekilse…o zaman bu dağlar   cennet olmaz mı?
          Bizim dağlar Toros Dağları gibi kayalık değildir. Evet  Toros’ların her noktası ağaç. Her taraf ağaç olmasına ağaç ama, Toros’ların çoğu yerinde gezmek bile mümkün değil. Karadeniz yaylaları da öyle. Doğu Karadeniz sürekli yağış alıyor. Bu nedenle dağlar, yaylalar ormanlarla örtülü. Çoğu yerde  ağaçların arasına girilmiyor, gezilmiyor. Bizim yaylalarda böyle sorunlar, böylesi olumsuzluklar yok. Toprak bol.  Kayalıklar yok denecek kadar az. Yağış az. Nem yok. Tek eksiğimiz ağaç. Fakat günümüzde “ağaçlandırma” sorun olmaktan çıktı. Hükümetler bu konuya gereken önemi veriyor. Yeter ki  yetkili kurumlara proje sunulsun. Emir Dağlarının her noktasında her çeşit ağaç yetişebilir.  Hatta  “bal ormanları” bile kurulabilir.  Emir Dağlarının toprağı bol. Erozyon henüz her tarafı kelleştirmedi. Bu nedenle  bizim dağlar,  ötekilerine göre, kısa zamanda  daha çabuk, daha gürbüz ağaç yetiştirir. Bu dağların   her tarafı orman olabilir. Bu nedenle bizim dağlar henüz  ölmedi. Her an canlanabilir, her an ayakları üstüne dikilebilir. Kısacası, Emir Dağları yayla  turizmini omuzlayacak  niteliktedir.
         Bu tür bir turizm olayına herkes sanki  elli yıl, yüz yıl sonra gerçekleşecekmiş gibi bakıyor. Oysa ki, bu olayı sadece “dağların yeşillendirilmesi”  olayı olarak görmemek gerek. Bu olay; katma-değer yaratma olayıdır. Bu olay,  yeni zenginlik alanlarının yaratılması olayıdır.  Bu çağda istihdam yaratmak için  “emek-yoğun” sanayi işletmeleri kurmak artık çare değildir. Bu nedenle önümüzdeki tarihsel dönem   “hizmet sektörü”nün  sınırsız yaygınlaşacağı bir çağ olacaktır. Turizm sektörü, hizmet sektörünün  en büyük, en geniş alanıdır. Yayla turizmi ise,  turizm sektörünün  yeni bir zenginlik alanı olacaktır. Sanayi çağı sürecinde “kıyı turizmi”doğdu  ve yaygınlaştı.  Şimdi de dağ turizmi yaygınlaşacak.  Yayla turizmi süreci bütün dünyada ve ülkemizde şimdiden  başladı. Karadeniz yaylalarında “turizm” olayı hızla gelişiyor. Oysa ki, Karadeniz yaylaları yağışlıdır. Güneşi  azdır. Her zaman nemlidir.  Karadeniz yaylalarının yeşili boldur  ama, iklimi turizm açısından fazla elverişli değildir. Emir Dağları öyle mi? Yeşili yokmuş…varsın olsun.  Ciddi adımlar atılırsa bu dağlar  beş  yılda ağaçlandırılır.
         Değerli Emirdağ’lılar! Bildiğiniz gibi, yayla turizminin alt-yapısının hazırlanmasında  devlet gücü şarttır.  Çevre ve Orman Bakanımız, hemşehrimiz Sayın  Prof. Veysel  Eroğlu Şuhutludur. Veysel Bey  bizleri, Emirdağ’ı  çok seviyor. Öte yandan yine sevgili arkadaşımız Necdet Demiral, Bahçeler ve Parklar Genel Müdürlüğü  Yardımcılığına getirilmiştir. Bildiğiniz gibi,  Belçika’da sayısız bürokratımız var. Bu çocukların kimisi bakan, kimi milletvekili, kimisi de belediyelerde önemli görevler üstlendiler. Üstelik bunların %80 kadarı Brüksel’de, yani Avrupa Birliği’nin başkentinde yetişti.  Yani, onlardan da yararlanabiliriz. Göreceksiniz bu davaya bizden çok onlar sarılacaktır. Bu nedenle  AB kaynaklarından bile sonuna kadar yararlanma olanaklarımız var. Üstadın dediği gibi: “Şeker var, un var, her şey var…helva yapamıyoruz.” Önce bir araya gelip, kamuoyu harekete geçirilmeli. Sonra ciddi bir “vakıf” kurulmalı  ve ardından da gerek devlet kurumlarına, gerekse AB’ne dört dörtlük bir proje sunulmalıdır.  Bu denli basit, bu kadar kolay bir soruna neden omuz vermeyelim ki? Emirdağ,  dağların ağaçlandırılması gibi olağan bir projeyi de   gerçekleştiremezse, başka hiçbir toplumsal inşayı yapılandıramaz. Bu olayda alt-yapıyı, yani ağaçlandırma, gölet, enerji, yol vb. gibi en ağır ve en zor işleri devlet ve AB üstlenecektir. Böylesi nesnel temeller hazırlanmadıkça, yayla turizmi yığınsal ve verimli olamaz. Devlet de elbette işin zor tarafını, yani alt-yapının hazırlanmasını üstlenecektir.
         Bizce bu olay, önce toplumsal bir ülküye dönüştürülmeli. Bu hedefte  herkes tek vücut olmalı. Politik farklılıklar tamamıyla  bir tarafa atılmalı ve bütün Emirdağlılar gönüllü olarak  bir araya gelmelidir. Yurt dışındaki bütün hemşehrilerimizin, Afyon’un, Eskişehir’in, Bolvadin’in katılımları sağlanmalıdır. Bu doğrultuda ciddi örgütlenmelere gidilmelidir. En geniş birlik sağlanarak büyük bir “vakıf” kurulmalıdır. Vakıf organlarında  yurt içinde ve dışında tanınmış bütün hemşehrilerimiz görevlendirilmelidir. Sayın Kaymakamımız, Belediye Başkanımız, Sivil Toplum Kuruluşlarının  yöneticileri, bu vakıfta aktif çalışmalıdırlar. Bu girişim, kişisel uğraştan öte, ciddi bir “toplumsal  çaba”ya dönüştürülürse, gerçekleşmemesi için bir neden yoktur.
       Sevgili Emirdağlılar, yeni değişimler günümüz dünyasında  yaratıcı “makro programlar”ı zorunlu hale getiriyor.  Yayla Turizmi projesi  bütün dünyayı içeren yeni bir kavramdır. Gerçekten bu proje,  üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin “kıyı turizmi”nden daha büyük bir öneme ve potansiyele sahiptir. Zira Anadolu  dağlarla kaplıdır. Üstelik de bu dağlar turizm için elverişlidir, sonuna kadar bulunmaz nimettir. Daha şimdiden Anadolu’nun her tarafında  yayla turizmi girişimleri başlamaktadır. Sanayi çağında dağ turizminden yalnızca “kayak turizmi” anlaşılmıştır. Yayla turizmi paradigması, henüz yeni bir olgudur. Biz dağlarımızda böylesi bir girişimi şimdi başlatmasak bile, çocuklarımız on-on beş yıla kadar mutlaka başlatacaklar. Emirdağ’ın sanayileşmesi  gecikti.  Yayla turizminde bari geç kalmayalım diyoruz!
        Ey   yıllardır dağlarımıza, yaylalarımıza methiyeler düzen Emirdağ aşığı ozan, şair, yazar arkadaşlarım…eli kalem tutan gazeteci kardeşlerim!  Fakı Edeer’ler,  Muharrem Kubat’lar, Fikret Akın’lar, Yüksel Önaçan’lar, Kazım Okutan’lar, Adnan Durmaz’lar…daha isimlerini bu sayfaya sığdıramayacağım değerli yazar/çizerlerimiz!  Gelin yumruk olalım, eski nostaljik/geleneksel  yaylacılığımızı çağdaş “yayla turizmi” renkleriyle süsleyelim…yeni bir “Emir Dağı”…yeni bir “Türkmen Ocağı” yaratalım. Yaylacılığı omuzlayalım, ayağa kaldıralım!
        Yazımı bitirirken acaba diyorum,  gün gelir de bu güzelim  dağlarda, bu nemsiz, bu ter-temiz, mis gibi yavşan ve kekik kokan yaylalarımızın her deresinde yine eskisi gibi şırıl şırıl çaylar akar mı? Bu yaylaların yamaçları meşe, çam, kayın, çınar, kabaağaç, erik, ceviz, kestane vb. gibi bin bir türlü ağaçla  donanır mı? Dağlarımız yeniden o yeşil gelinliğini  giyer mi? Gün batarken koyunlarla kuzuların o muhteşem buluşmasını, “emişme” sahnesini  acaba bir daha görebilir miyim? Beş yıldızlı olması şart değil, varsın üç yıldızlı olsun… güzel/ temiz bir dağ otelinde, bir motelde, bir pansiyonda ya da bir “topak ev”de, bir “alayçık”ta… sabah serinliğinde  uyandığımda  önüme konan o mis gibi “teneke kaymağı” ile bir daha sabah kahvaltısı yapabilir miyim?     
          Acaba…acaba…acaba! Neden hep acaba yahu? Bunlar, bu kadar basit girişimler, böylesi bir çağın  teknolojik  koşullarında, bilgi çağına doğru yol alırken gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyler mi? Bunlar hayal mi, bunlar ütopya mı? Değerli  Emirdağlılar, böylesi bir  proje çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız en kutsal miras olacaktır!     Ömer ÖZKAN