Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor

Her yeni hükümet işbaşına geldiğinde hedef belirler, yeni bir yol haritası çizer. Başbakan Davutoğlu’nun geçen hafta açıkladığı program, böyle sıradan bir “hükümet programı” değildir. Bu program, ekonominin yapısal dönüşümü konusundaki düzenlemeler bütünüdür. Neden mi? Anlatalım…
       Türkiye ekonomisi, Kuzey Kore ya da İran ekonomisi gibi dünyadan kopuk, içe dönük bir ekonomi değildir. Ekonomimiz küresel dünya ile bütünleşen, iç içe karmaşan bir ekonomidir. Önümüzdeki yıl, 2015 yılı, dünyada muazzam değişimlerin yaşanacağı bir yıl olacak. Şöyle ki, 2008 Krizinden sonra ABD Merkez Bankası (FED)’in başlattığı “sıcak para”ya dayalı ekonomik büyüme dönemi sona erdi. Bugüne kadar FED gelişmekte olan ülkelerin tahvillerini satın alıyor, o ülkelere sıcak para transfer ediyordu. Ama 2014 Mayıs’ında yine aynı FED, bu tür alımları her ay %10 azaltarak, yıl sonuna kadar sıfırlama  kararı aldı ve karar uygulandı. Bu ay sona eriyor. Öte yandan, uluslar arası finans anlaşmaları

gereğince ABD’nin, gerekli gördüğünde “karşılıksız dolar” basma dönemi de sona ermiştir. Kısacası, küresel ekonomide yeni bir dönem başlıyor. İşte, dünya ekonomisindeki bu gelişimlere Türkiye de ayak uydurmak zorundaydı. Nitekim olan da budur.
        Dünya resesyon (ekonomik durgunluk), yani daralma sorunlarıyla boğuşurken, ülkemiz 12 yıl gibi kısa bir sürede inanılmaz atılımlar gerçekleştirdi. Örneğin, bu dönemde dış-satımımız 35 milyar dolardan, 155 milyar dolara tırmandı. Şimdi, yıllık ulusal gelirimiz 850 milyar dolar iken, 2018’de 1 trilyon 300 milyara yükselmesi hedefleniyor.
        Bu hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmemesi ayrı bir tartışma konusudur. Ama yapısal dönüşüm programı, 2015’te başlayacak yeni dönemin programıdır. Yerelde, ekonomimiz belli bir noktaya tırmandı. Yollar, hızlı tirenler… inşaat sektöründeki büyüme, KOBİ’lerdeki inanılmaz yükseliş, şehirleşme… “Anadolu Kaplanları” dediğimiz, geleneksel İstanbul-İzmit sermayesi dışında yeni sanayi merkezlerinin oluşumu vs… vs… bütün bunlar “sıcak para” dönemi sonuçlarıdır. Başka bir anlatımla, bu ekonomik büyümeye, sıcak para politikaları sayesinde ulaşıldı. Bu süreçte belki de reel üretim hedefleri beklenilenin altındadır. Olsun! En azından bu süreç, reel üretimdeki gelişimin  maddi temellerini hazırlamıştır. Eğer bu gelişme kısır bir çizgide ilerleseydi, yani ekonomimiz 12 yıl öncesindeki gibi İMF’lerden kaynak dilenen bir ekonomi olsaydı, Davutoğlu’nun bugünkü stratejik planlarından asla söz edilemezdi.
        Günümüzde,  1946 sonrası kurulan dengeler çözülüyor. Avrupa’nın merkezi ve ABD ile Asya arasındaki finans hattı olan Londra çöküyor. Küresel dinamikler İstanbul’u hızla yeni bir “finans merkezi” olarak öne çıkarıyor. Newyork-Londra-Tokyo hattı, Newyork-İstanbul, Şanghay, Tokyo ve Hong-Kong hattına dönüşüyor. Bu anlamda, Rusya-Ukrayna kapışması İstanbul’un şansını artıran bir kaldıraç oldu. İşte şimdi küreselleşme yeni bir ivme kazanıyor.
        Sayın Davutoğlu diyor ki: “emek-yoğun üretimden, teknoloji-yoğun üretime geçeceğiz” diyor. İlk bakışta bu tanımlama doğru gibi geliyor. Fakat dünyanın kaygısı teknoloji-yoğun işletmecilik değil,


“bilgi-yoğun” üretimdir. Günümüzde yüksek teknoloji demek; reel teknoloji değil, “bilgi” teknolojisi demektir. Bugün ABD de, AB de reel sanayi üretimini bilgi teknolojisiyle donatma sancısı içindedir. Peki, bilgi ekonomisi nedir? Yazılım ve programlamaya, yani bilgi üretimine dayalı ekonomidir.  
        AR-GE çalışmaları, inovasyon (yaratıcı girişimcilik)… eğitim düzeyinin yükseltilmesi vb… gibi çabalar bilgi üretimini değil, bilgi üretiminin alt-yapısını hazırlamak demektir. Dünya, özellikle de ABD, AB, Hindistan ve Çin gibi ülkeler, yüksek bilgi teknolojisinin geçişi gündeme alıyorlar. Bugün biz, reel sanayi üretiminde belli noktaları yakaladık. Otomobil üretiminde, beyaz eşyada, öteki sanayi ürünlerinin üretiminde pek de kötü değiliz. İşte sorun bu reel üretimi artırmak değil, üretimde gelinen noktayı aşma sorunudur. Bunun için de yüksek bilgi teknolojisi zorunludur. Haa… Başbakan Davutoğlu şöyle diyebilirdi: “Evet bilgi teknolojisi hedefimizdir. Ama bu hedefe ulaşmak için, önce  onun maddi koşullarını hazırlayacağız. Bu nedenle dönüşüm programında AR-GE çalışmalarına, inovasyona, eğitimde kalitenin yükselmesine vs… vs… çok önem vereceğiz. Böylesi bir alt-yapı hazır olmadan yüksek teknolojiye geçme olanağı yoktur.”
        Yeni strateji, yeni dönemece uygun, zamanında alınmış önemli kararlar içeriyor. Ama bu programla 2018’de ulusal gelirimiz asla 1 trilyon 300 bin milyar dolara çıkmayacak. Fazla hayalci olmayalım. Ekonomik yapımızı bilgi teknolojisi hedeflerine göre ayarlayalım ve gücümüze göre bu yolda ilerleyelim. Yüksek teknolojinin nesnel temellerini hazırlamak da çok önemli bir tarihsel başarıdır. Türkiye, dünyanın yeni bir eko-modele, “globalizme” devindiğinin bilincinde olmalıdır.
(omerozkanefendi @ Hotmail.Com)