Yeşil bir kaftan giydirebilsem sana,
Mis gibi koku salardın dört bir yana.
Cıvıl-cıvıl kuş sesleri ile uyanırdım,
Seyrederdim güzelliğini, kana-kana.
Emirdağımızın sembolü ADAÇAL... Adına türküler yakılmış, hikayeler düzülmüş olan bu varlığa; dağ desem küçük, tepe desem büyük. Bir ovanın ortasında, bir yere yaslanmadan binlerce, belki de milyonlarca yıldan beri aslanlar gibi duruyor. Kimbilir bugüne kadar hangi adlarla anıldı, kaç kez ne tür örtüler değiştirdi. Hangi ulusların geliş geçişlerine tanıklık etti.
Bir yerleşim merkezinin kuruluşunu, hangi kavimleri barındırdığını, geçirdiği safhaları, yaşadığı medeniyetleri, o yerleşim merkezi ortadan kalksa bile; arkeologlar, tarihçiler, o yer hakkında bir takım bulgular elde edip tarihini yazabilirler. Bir dağın uzak geçmişini yazmak daha zor. İnsanlık tarihinden milyonlarca yıl önce var olan dağın. Bugüne kadar hangi tür ormana, hangi tür bitki örtüsüne analık ettiğini bilmek pek kolay değil.
Bu gün, taş yığını görünümünde olan Adaçal’ımız, eskiden mutlaka ormanlıktı. Ama ne kadar zaman önce... Bu konuda bazı Emirdağ’lılar, 100-150 yıl önce sinden bahsederek; babam derdi ki, dedem dermiş ki’li hikayelerini anlatılar. Adaçal ormanmış. Hep mışlı, mişli hikayeler. Elimizde bu tarihlerde orman olduğuna dair bir kanıt yok. Bundan 40-50 yıl kadar önce, o zaman 65-70 yaşlarında olan aklı başında tanıdık bir kadına sormuştum.
-Teyze, senin çocukluğunda, Adaçal, balkan ormanlıkmış doğru mu?
-Get oğlum, Adaçal, benim çocukluğumda da böyle çıplak bir dağdı, demişti. Yalnız eteklerinde bazı ağaçların olduğunu da söylemişti.
Gerçek yorumu, ehline bırakarak, acizane görüşüme göre, bir orman, yakılarak da, kesilerek de yok edilse, izi herhalde 150-200 senede silinmez. Zaten Adaçal’ın bu hali toprak örtüsünün, erozyon ile, çok uzun bir zamanda akıp yok olduğuna işaret ediyor.
Evet Adaçal, bir zamanlar mutlaka ormanlık idi. Ama ne kadar zaman önce?
Adaçal’a bu adı kimler koydu? Bu dağın, Türklerden önce de bir adı vardı elbette. Emirdağ tarihini yazan değerli araştırmacıların, bilimsel nitelikli yazılarından edindiğimiz bilgilere göre, bugünkü Emirdağ toprakları, 1300’lü yıllarda, I. Murat zamanında Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Bu topraklara ilk göçler ise 1600’lerin sonlarına doğru başlamış, Emirdağ’ın ilk çekirdek kurucularının 1700’lerde CIRGIN’a yerleştiği kabul edilirse, bu dağa Adaçal ismi, ister 1300’lerde verilsin, ister 1700’lerde verilsin; isim verildiğinde de çıplak bir dağ olduğu, hikaye edildiği gibi, yakın tarihte ormanla kaplı olmadığı anlaşılıyor.
ADA-ÇAL
Ada : Etrafı sularla çevrili kara parçası.
Çal : Çıplak tepe demektir. Bu tepe de düz bir arazinin üzerinde sivrildiği için, herhalde adaya benzetilerek böyle anılmış olmalı. Bazı bölümleri varsayıma dayanan bu yazımda beni aydınlatacaklara şimdiden teşekkür ederim.
Adaçal’ın ormanını kimler, ne zaman, ne şekilde yok etti? Bunu bilmekte bir yarar yok. Aslolan; yanıbaşımızda bir güzellik abidesi gibi duran bu varlığa yakışan bir elbise giydirmek.
Bunu hayal etmek bile bir ömre bedel...
Şükrü Çivrilli














