Şu fani dünyaya gelen herkes ahiret yolcusudur. Belki yarın, belki yarından da yakın, ama bir gün o kara toprağa mutlaka girecektir. Kabir, dünya gözüyle göremediğimiz, dönüp gelen de olmadığından haber soramadığımız gâib ve bilinmez bir âlemdir. Ancak bizler, ötelerden haber veren Sevgili Peygamberimizi tasdik eden müminler olarak, onun sadık haberleri sayesinde kabir hayatı diye bir hayatın varlığına iman ederiz. Efendimiz (s.a.s)’in ifadesiyle “kabir, âhiret hayatının ilk durağıdır. Kişi bu duraktan rahat geçerse sonraki duraklarda işi kolay olur. Bu durağı rahat geçemezse sonraki duraklarda işi zor olur.” Bundan dolayıdır ki Efendimiz (s.a.s)’in hemen her namazın ardından kabir azabından Allah’a sığındığı bilinmektedir.
Sevgili Peygamberimizin haberleriyle varlığına inandığımız hususlardan birisi de kabir sualinin hak oluşudur. Resûlullah (s.a.s.) bir cenazenin defin işlemi tamamlandıktan sonra kabrin başında durarak şöyle buyurdular: “Bu kardeşiniz için istiğfarda bulunun ve isabetli cevap vermesi için ona dua edin. Zira şu anda ona kabir suali soruluyor.” Yine Peygamberimizin bildirdiğine göre kabirde Münker ve Nekir’in ilk suali, “Rabbin kim? Peygamberin kim?” şeklinde olacak, kişi mümin ise bu suale kolayca cevap verecektir. Bunun üzerine kabri genişleyecek, kabrinden cennete doğru bir kapı açılacak ve cennetin güzel kokuları kabrine dolacaktır. Kişi mümin değilse cevap veremeyecek, Muhammed diye bir peygamber tanımadığını söyleyecek, bunun üzerine kabri daralacak, kabrinden cehenneme doğru bir kapı açılacak ve kavurucu alevler, ağır kokular içeriye dolacaktır. Onlar, ta mahşer gününe kadar bu hal üzere kalacaklardır.
Cenâb-ı Hakkın izniyle bazı gâib olaylara muttali olan Resûlullah (s.a.s.) kabirde olup bitenleri de işitirdi. Nitekim bir defasında yolda giderken birkaç kabir gördü ve kabirdekilerin ne zaman öldüklerini sordu. Şirk döneminde öldükleri söylenince şöyle buyurdu: “Şimdi bunlar azap görüyorlar. Ölülerinizi defnetmekten çekinmeyecek olsaydınız benim işittiğim kabir azabını size de işittirmesi için Allah’a dua ederdim, siz de işitirdiniz. Cehennem azabından Allah’a sığının, kabir azabından Allah’a sığının”. Hz. Aişe (r.a.) de Peygamberimizin “kabir azabı haktır” sözünü aktardıktan sonra onun her namazın peşinden mutlaka “kabir azabından Allah’a sığınırım” dediğini nakleder.
Hutbeme bir ayeti kerime meali ile son veriyorum: “İşte herkesin hesap defteri önüne konuldu. Mücrimlerin defterdeki kayıtlardan korktuklarını ve şöyle dediklerini görürsün: “Eyvah bize! Bu deftere de ne oluyor? Ne küçük, ne büyük, yazılmadık bir şey bırakmamış!” Böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular. Şu kesin ki Rabbin kimseye zulmetmez.”(1)
(1) Kehf, 49














