Gönderdikleriniz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Tahir Efe Emirdağ’ın Musulcalı aşiretindendir. Ünlüler lakabıyla anılan aileden olup, Koçoğlu Efe Dayı namıyla anılır. Tahir Efe üç kardeşin en küçüğüdür. Kardeşlerden birincisi Mustafa Çavuş, ikinci kardeş Hüseyin Çavuş, üçüncüsü de Tahir Çavuş’tur. Bu kardeşler daha evvel seferberlikte Harbi umumiye’ye katılmışlar, daha sonra İstiklal Harbi’ne iştirak etmişlerdir. Tahir Efe’nin askerlik hatıralarından bazı notları dinlediğim kadarıyla buraya yazarak hem Emirdağ’ın ünlü Tahir Efe’sinin biraz daha tanınmasının hem de yaşanmış tarihi, Tahir Efe’nin anlatımıyla tekrar canlandırmanın güzel olacağını düşündüm.
Bir gün kumandan askerlerine: Bu gece aranızda düşman cephesinin tel örgülerini geçip bana esir getirecek bir kahraman arıyorum der. Tahir Efe öne çıkıp: Ben varım kumandanım, bu gece tel örgüleri geçip sana esir getireceğim der ve dediği gibi de
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
İlkay’a söz verdiğim üzere yarın sabah ilk işim, İlkay’ın mor sevgisi ve benim mor nefretim üzerine bir hikaye yazacağım buraya. Yarın sabahı bekleyiniz.
Şimdi, aşağıdaki bilgiyi Ferah Yanova hanım göndermiş. Çok teşekkür ederim. Çok güzel bir bilgi bu. Sizlerle de paylaşıyorum. Aslında bu hikaye İlkay’ın hikayesi prenses arkadaşımın mor tutkusunu da açıklıyor. Hikayenin sonuna benim mor maceramı da ekleyeceğim. Ama önce İlkay’ın hikayesini okuyunuz.
Neden dünyada hiçbir ülkenin bayrağında mor renk yok?
Dünyada toplam 195 ülke bulunuyor ve bu ülkelerin hiçbirisinin bayrağında mor renk kullanılmıyor. Peki neden? Aslında cevap basit. Mor, tarih boyunca en pahalı renk oldu ve sadece krallıkların ve imparatorlukların başındaki seçkin kitlelerin alabileceği bir lüks renk olarak kaldı.
Mor renk pigmentinin üretimi 18. yüzyıla kadar oldukça zahmetliydi. Mor rengin ilk kez bugünkü Suriye ve Lübnan'ın Akdeniz kıyı şeridinde yaşamış olan Fenikeliler tarafından kullanıldığı tahmin ediliyor. Sadece bu bölgeye özgü bir deniz salyangozundan elde edilen mor rengin üretimi yüzyıllarca diğer tüm renklerden daha zordu.
Özellikle bugün Lübnan sınırları içerisinde kalan Sur antik kentinde bulunan salyangozlardan bir gram mor boya elde edebilmek için on binlerce salyangoz gerekiyordu.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Kurşun girmiş yüreğinin soluna,
Nazar değmiş bayrak tutan koluna,
Törenle çıkarsın vatan yoluna.
Ey şanlı şehidim gün senin günün,
Rahmeti Rahman’da bugün düğünün!
Komutanlar başucuna dizildi,
Şehit adın çarşaf çarşaf yazıldı,
Karşında ordu yok mertlik bozuldu.
Ey şanlı şehidim gün senin günün,
Haktan davet geldi bugün düğünün.
Soğuk sıcak hep yürüdün dağlarda,
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Avrupa Birliği (AB) ekonomik durgunluğu aşamıyor. Avrupa’nın büyük sermayesi Asya’ya kaçtı. Üç vardiya çalışan, on-on beş bin işçi çalıştıran devasa işyerleri kapandı. Öte yandan teknolojik gelişim dünyada, özellikle de Avrupa coğrafyasında baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Bu iki gelişme Avrupa’da işsizliği, işsizlik de orta sınıfların çöküşünü tetikledi. On yılı aşıyor ki, AB ülkeleri ekonomik durgunluğun (resesyonun) üstesinden gelemedi.
Almanya, İngiltere ve Fransa Avrupa’nın üçlü sacayağıdır. Fakat bu üç zenginin üçü de bunalımda. Almanya’da siyasi kriz derinleşiyor. Hükümeti neredeyse bir yılda zor kurdular. Şimdi Merkel siyaseti bırakacak. Merkel’den başka Almanya’yı toparlayacak karizmatik bir lider yok. Bakalım ne olacak demeye gerek yok. Çünkü Almanya’da derin krizler kapıdadır. İngiltere’de ise, durum daha da içler acısı.Bu ülkenin sadece dış borcu, yıllık milli gelirinin dört katıdır. Borç taksitleri Birleşik Krallıkta huzursuzluğu yükseltiyor. İskoçya neredeyse kopma noktasına geldi. Daha da önemlisi; ülkeAB’den ayrıldı. Gelelim Fransa’ya… bizlerFransa… Fransa derken, bir de baktık, orada da sağ ve sol guruplar,
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler

Emirdağı hasretini çekerim
Bağına Bahçene güller dikerim
Yaylalardan soğuk sular içerim
Sevdan beni götürecek mezara
Emirdağ Yükseğinde karın var
Türlü türlü kekiğin var calban var
Hasretin var kaderin var gamın var
Sevdan beni götürecek mezara
Yükseğe kurulmuş yayla çadırı
Meliyor anası körpe kuzusu
Kınalıdır koçların boynuzu
Sevdan beni götürecek mezara
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler

Elli ero taktım Fatmanın kıza,
Dur bakalım O ne getirecek bize,
Atmış isterim zamlanır gelecek yaza,
Bir de gülüyor ağzını büze büze.
*
Hoşaf kurup sarma sardım,
Tabandan oynadım kaşık kırdım,
Ne deliymişim kendimi yordum,
Der ki, Leyla “Dökmeseydin kurdun.”
*
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Her sene yaz ayları geldiği zaman, biz Avrupalı Türkler’in diline sakız gibi dolanır ‘Sıla yolu’. Hatta öyle ki, adeta onunla yatar onunla kalkarız. Tatil öncesi onu tatacak olmanın heyecanını yaşar, tatil sonrası ise verdiği zevki ve mutluluğu anlatırız.
Aslında tatilden çok sıla yolunu anlatırız. Yol boyunca gördüklerimizi, yaşadıklarımızı, kuyruk çilesini, aldığımız mazotun parasını, vs… Anlata anlata bitmez.
Adına nağmeler döküp, şarkılar yazdık. Hatta filmlerde konu bile ettik.
Bu sıla yolu öyle bir şey ki, stresle dolu geçen bir yılın stresini adeta insanın üzerinden koparırcasına alır. Onun sayesinde ne stres kalır ne de başka bir rahatsızlık.
Her ne kadar biz Avrupalı Türkler olarak onun adını ‘Sıla yolu’ koysak da bazen onu çile yolu diye de tabir edenler çıkıyor. Çünkü kolay olmadığı için onu herkes sevmeyebiliyor. Ama ne olursa olsun, sıla yolu, Avrupalı Türkün zor ama tatlı çilesidir.
En azından onun sayesinde bir yıl boyunca anlatacağımız hikayeler ediniyoruz. İşin kolayına kaçıp, uçakla izin yapmış olsak, sonuçta aynı hikayeler çıkar mı?














