Gönderdikleriniz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Birçok yazımda Türkiye´de "demokrasi" ile yaşıt olduğumu, yani 1950´de doğduğumu, 1967 yılında ise Belçika´ya göçmen ailesi ferdi olarak geldiğimi belirtmiştim.
Önce siyah-beyaz, daha sonra renkli televizyon, birçok elektronik beyaz eşya, bilgisayar, internet, cep telefonları, Facebook ve şu an aklıma gelmeyen bir sürü teknolojik uygulama ile Belçika´da tanıştım.
İletişim teknolojileri yaşamı hızlandırırken insanları ve dolayısıyla davranış alışkanlıklarını da allak pullak ettiler ; insanın ipliğini pazara çıkardılar.
Yalan söylemenin çok zor ve hatta neredeyse imkansız olduğu yeni bir dönem başladı…
***
Örneğin adına Facebook denilen ve her türlü melek ve şeytanın cirit attığı sanal alem !
Birçok kişi için dostlarıyla ve aileleriyle ilişkide kalmak açısından sempatik bir yöntem.
Bu sosyalleşme sitesi sayesinde çabuk bir şekilde ilişki kurabilir, geliştirebilir, "samimiyeti" ileri noktalara taşıyabilirsiniz.
Bazı riskleri göze almak kaydıyla elbette…
Boşanmaya kadar varabilecek aile içi sorunlar başta olmak üzere…
İnanmıyorsanız gidin haftanın beş günü mesai yapan boşanma davalarına bakan Brüksel Asliye Mahkemesi 30. Dairesi duruşma salonunu izleyin, kendi gözlerinizle görün.
Günde ortalama 30-40 çift boşanıyor…
Ve bu rakam sadece Fransızca konuşulan mahkemeler için geçerli…
Boşanma sebeplerinin istatistiklerini sosyal bilimciler tutuyordur muhakkak.
Ama herkesin bildiği ve gözlemlediği bir toplumsal gerçek var : Son on yılda boşanma oranı inanılmaz arttı ve bence bu artışta cep telefonları ile internet uygulamaları (sohber odaları ve Facebook) en büyük etken.
Herkes herşeyi biliyorum havasına girdi ve hiç kimse kendinden başka kimseyi beğenmemeye başladı…
Abartı payı da olabilir, ama bu benim gözlemim !
***
Sorun Facebook hesabı açılırken sorulan kişiliğinize ilişkin yalan yanıtlarla başlıyor.
Özellikle yaş ve medeni hale ilişkin sorular…
Evli olduğunu gizleyenlerin ve gerçek yaşını çarpıtanların sayısı oldukça fazla.
Rahat bırakılmak için bekar olduğu halde "evli" yazanlar da yok değil.
Ne kadar dürüst olursanız olun Facebook´ta aşırı zaman geçirenlerin verdiği açık bir mesaj var : Yapacak ilginç birşeyim olmadığından boştayım ve boşluktayım ; takılacak insan arıyorum…
***
Nasıl olsa güvendesiniz ve sizi dostlarınızdan başka kimse izleyemez.
O halde özel hayatınızın bütün ayrıntılarını paylaşabilirsiniz.
Peki "karşı taraf vermek istediğim mesajı istediğim gibi algıladı mı ?" sorusunu soruyor musunuz acaba ?
Yanlış anlaşılma, yanlış yorumlama olamaz mı sanki ?
Bu yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan dedikoduları nasıl önleyeceksiniz ?
Ya o güvendiğiniz arkadaşınız mesajınızı kaydettiyse…
***
Facebook´ta sizi dinleyen kulakların neden daha dikkatli olduğunu merak ettiniz mi hiç ?
Sizin gibi dertli, fırsatçı gönül avcıları ile dolu olduğu için…
Arkadaşlık amacıyla başlayan masum ilişki kısa zamanda duygusal aşka, hemen akabinde de cinselliğe meylediyor.
Başka bir tehlikede ise bağımlılık, tiryakilik yaratması…
Yani bir nevi Feysbukkolik olmanız ve bunun sonucu ailenizi, eşinizi ve işinizi ihmal eder duruma düşmeniz.
Kötü niyetle olmasa bile bütün zamanınızı ekran karşısında uzun zamandır yüzünü bile görmediğiniz eski dostlar, sevgililer veya uzak-yakın akrabalar ile geçirir hale gelmeniz…
Yani her halükarda marazi, hastalıklı bir durum.
***
Peki bundan kurtulma çaresi var mı ?
Şunu bimelisiniz ki sosyalleşme siteleri dertliler için birer sığınak değil.
Çamaşırınızı açığa sermenin bir anlamı yok.
Ve karşınızda sizi dinliyor gibi gözükenler de, en az sizin kadar, dertliler.
Gerçek hayatı paylaştığınız eşinizle, arkadaşınızla veya sevgilinizle kuramadığınız diyaloğu tanımadığınız başkaları ile nasıl kuracaksınız ?
Böyle bir beceriniz varsa niye onu direkt ilgilisiyle denemiyorsunuz ?
Facebook´un akıllıca kullanın ve yaşamınızın önemli anlarını, anılarınızı (fotoğraf, video, vs…) seçtiklerinizle paylaşın…
Teknolojinin sunduğu bu imkanı tabii ki akıllıca kullanın…
Ve gerçek hayattan kopup gerçeklere teğet geçmeyin…
***
Bu yazıyı nasıl noktalayayım diye düşünürken Facebook´umun sesli uyarısı geldi.
Geçen Ağustos ayında evlenenip Milano´ya gelin giden rahmetli İbrahim dayımın kızı Ayşe´nin ve Eyüp eniştenin kızları yeğen Özge´den arkadaşlık teklifi aldım…
İlker enişte ile çok mutlu olduklarını öğrendim…
Ve ne kadar sevindim bilemezsiniz…
Yakup Yurt ©
Brüksel, 20 Ocak 2010
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Uzun zaman oldu...Yazmadık...Bekledik...Kim ne diyecek; kimler ne yazacak ne konuşacak?
Gördük...İzledik...Yazanlar yazdı...Çizenler çizdi...
Küçük bir değerlendirme de biz yapalım...
Başkan Pala geçtiğimiz hafta bir röportaj vermiş. Şimdiye kadar hiç sorulmayanlara hiç alınmayan cevapları vermiş. Afyonkarahisar ve Emirdağ basınında geniş yer buldu. Aslında bugüne kadar sürdürdüğü imajın bir özeti durumundaydı bu söyleşi...Çok ince ayrıntılara çok net cevaplar vermiş...En çok ilgimi çeken ise Başkan hatalarını kabul ediyor, yapılanları anlatmak yerine neden yapıldığını anlatıyor. Yine AKP, Belediye Meclisi ve basınla olan ilişkilerine kimsenin bakmadığı bir yerden bakıyor.Tebrik etmek gerek Başkanı yine de buradan eleştiriyorum ama siyasetçi değilim hizmet adamıyım derken bu kadar kaliteli siyaset yapması da artık siyasetin Emirdağ'da yeni bir yüz kazandığına işaret...
Yine başkana bir eleştiri daha...Arıtma sistemi projesinin başlaması iyi...Su kuyuları tadilat edildi ama hala çağdışı nöbet yöntemi ile idare ediliyor.Madem değişim diyorsunuz bunu modern şehirlerdeki gibi güvenlikli otomasyon sistemine geçirin sayın başkan...Maliyeti nedir bilemiyorum ama 1 yıl içerisinde bu maliyeti işçi maaşı ve bu yönteme harcanan diğer masraflardan çıkacağına ve kalıcı bir eser olacağına eminim...
27 Şubat...Bir deprem, bir karmaşa...Saldır savunma yap...Başkana Kaymakama ötekine berikine platforma herkese saldır eleştir alkışla çabala...Geceye katılacağını tahahüt eden hemşerilerimiz de vazgeçecek bu gidişle...Biz beceremiyoruz...Birlik ve beraberliği kesinlikle beceremiyoruz.Belediye kaç para verdi?Kaymakamlık kaç para verdi?Ne götürüyor bu işten?Bunlar çok yazık çok utanç verici ve cahilce laflar.Belediyenin de kaymakamlığın da bu işlere ayıracak bütçeleri olamaz çünkü o kurumlar resmi.Bu işler büyük bütçeler ister belediye yazın yaptığı konseri bile sponsorlar aracılığıyla düzenlemişti buna nasıl para verecek?Kaymakamlık da ona keza...Geceyi galiba bir gazeteci organize ediyor duyduğumuz kadarıyla...Şimdi bu organizasyonun ne faydası olacak diyor bir site bir de diğer gazete...Ben de soruyorum ne zararı olacak?Komik işler bunlar...Destek olmayan köstek de olmaz biz böyle gördük.Yazık ortada bir organizasyon ve buna güvenen gurbetteki hemşerilerimiz var.Onların Emirdağ'a şimdiye kadar ne faydası oldu diye de bağırıyoruz.Şimdi Emirdağ için gelin taşın altına elimizi beraber koyalım denmeli yapmazlarsa işte o zaman tefe koyalım bu geceyi düzenleyenleri de katılanları da.Başkan Kanal 3'te bu bir Emirdağ çalıştayına temel olacak diyor.Bu gerekli mi?Evet...Yöntem böyle mi olmalı?Tartışılır ama şimdi değil.Çünkü bir karar verilmiş ve ciddi ciddi çalışılıyor.Geceye katılan hemşerilerimizin hepsinin o yoğun programları arasına bu geceyi de almaları sizce de Emirdağ'a verilen önemi ortaya koymuyor mu? Gece desteklenmeli ben destekliyorum falan demiyorum yalnıca birazcık sabır, sabote etmeyelim yeter diyorum.Velhasıl kelam 27 Şubat beklenip görülecek sonuçlarını sonra eleştireceğiz ya da alkışlayacağız.Organizatörler de şeffaflık adına katılacakları yazmaları yetmiyor anlaşılan, bütçeyi ve bazı ayrıntıları da açıklarlarsa daha sukunet içinde devam eder bu süreç.
Sözün özü...Bugün radikal kararlar alınmazsa değişime destek verilmezse cancağızım yarın çocuklarımız sorarlar. Sen Emirdağ için ne yaptın diye? O gün ne cevap vereceğiz? Birileri bak açılımlar yapıyor kemikleşmiş problemleri ortadan kaldırmak için ama maalesef çok zor oluyor daha büyük sorunları yanında getiriyor. Zira biz eleştirmeyi de bilmiyoruz. Olur olmaz konuşuyoruz. Son bir kelam da site yöneticisi arkadaşalara "Lütfen sitenize gelen yorumlara girdiğiniz haberlere dikkat edin bu işin ucu bir kaçarsa hepimiz aynı ateşte yanarız mümkünse üyelik sistemi ile yorum paneli açılsın ki çirkin saldırılar engellenmiş olsun".
Ne sevmeyi biliyoruz ne nefret etmeyi... Ne sadakatimiz belli ne ihanetimiz...Ne gülmenin tadına varabiliyoruz ne de hıçkıra hıçkıra ağlamanın...Doğruya doğru;yanlışa yanlış diyemiyoruz...Biz bir tek haseti benimki senden daha güzeli öğrenmişiz. Hala ilkokul çocukları gibi "Benim babam senin babanı döver" yetersizliği ile kıskançlığa sıkıştırılmış haldeyiz...
Soğuk kış gecelerinde yerli dizilere çok dalmadan arada okuduğunuz güzel kitaplarınız ve sevdiklerinizle, o bunu dedi, bu şunu yaptılara çok kafa yormadan kalbinizin sıcaklığı ile yuvalarınızı ısıtmanız dileğiyle...Bu arada çocuklara karne hediyeleri unutulmalısın cezalılar da olabilir ama en ağır ceza tatilde ders çalışmak olsun.
Saygılarımla....
Tükenmez Kalem
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Bir Zalım Poyrazla ağlar Adaçal
Eteğinde Yorgun Dedeler uyur
Badem ağaçları yeşerir dal dal
Yergöçüğü her gün burnundan solur
Melekler mi içti Gaklık ta suyu
Çayıra umutla kazıldı kuyu
Kızların yine mi değişti huyu
Düğün çiçekleri dalında kurur
Emirbaba yücelerden seslenir
Yellibeli çobanlarla hislenir
Yedikapı karsuyundan beslenir
Çayderenin şavkı çağlara vurur
Babamın gülüşü anamın sesi
Alnımda dedemin veda busesi
Tenimde yarimin sıcak nefesi
Orda çocukluğum gençliğim durur
Bucakta kilimler serilen damlar
Gabadır ardıçlar baygındır çamlar
Dingin ikindiler serin akşamlar
Toprağı erenler yiğitler korur
Sılamın hasreti gelince dile
Dualar ederim bitsin bu çile
Ölünce gurbete gömseler bile
Ruhum Emirdağı mutlaka bulur
Emirdağa Hasret
Karakışlar ilkbahara dönerken
Yellibel de kar gülleri açtı mı?
Akbulutlar Emirdağ’dan inerken
Çayderesi yağmurları içti mi ?
Emirbaba şu dağlara vurulmuş
Yorgun dede bı yul erken yorulmuş
Topakevler aleycikler kurulmuş
Türkmen beyi yaylasına göçtü mü?
Bahar gülü erken açar bucakta
Mis kokulu çalba kaynar ocakta
Yavru canlar neşe saçar kucakta
Bademlikte ibibikler uçtumu
Yer göçü bir bilinmez kuyudur
İncilinin piren kazmak huyudur
Kaklıkta içilen yağmur suyudur
Adaçala gökkuşağı düştümü
Alın teri harman eder yazları
Çoban yarımcada güder yozları
Görücüye çıkmaz olmuş kızları
Yiğitlerin uykuları katçımı
Karacaörende başak altın sarısı
Bağbostanla geçti ömnrün yarısı
Haremide türkü söyler birisi
Aşıkların yürekleri çoştu mu?
Gurbet elşde ufukları kolladım
Hasretimi zafa koydum pullladım
Bir ak kuşun kanadında yolladım
Emirdağın şafağından geçti mi?
Fikret Akın’ın basılmakta olan 7 Şiir Kitabı
Hüzünlü Bahar ‘dan alınmıştır
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
'Oraya çıkmaya çalışma,düşersin,sonra kolun kanar' 'merdivenden tek başına inmeye kalkma,düşersin,bacağın kırılır'
'koşma,canın yanar,hastahaneye götürmek zorunda kalırız,doktor iğne yapar' gibi çocuğun özerk ve girişimci nitelikteki davranışlarının sürekli felaketlere yol açabileceği duygusunun verilmesi yanlıştır.Bu durum çocuğu,kendi başına karar veremeyen,ürkek,pasif,çekingen hale getirebilir,öz güven kaybına yol açabilir.
Ebeveynlerin,çocuklarını korumak zorunda olduğunu,ancak bunu yaparken dozunun ayarlanması gerektiğini ifade ederek,"bu ayarlanırken çocuk,eylemlerinin sonuçlarına ilişkin korkutulmamalıdır.Bu tür tutumlar,çocukta anne ve babadan ayrılma kaygısı yaşamasına yol açabilir.O zaman da çocuk,yanında anne babası olmadan hareket edemez,karar veremez,birey olamaz ve özerkliğini kazanamaz."uyarısında bulundu.Ayrılma kaygısının gelişmesi halinde öğretim döneminde "okul reddi"ne yol açabilir.
Bazı anne babaların,çocuğun yerine herşeyi yapma eğiliminde olduğunda;"bunun ebeveynlerce bazen zamansızlıktan,yoğun iş temposundan,bazen titizlikten,mükemmelliyetçilik anlayışından,bazen de çocuğun kendi başına beceremeyeceği endişesi ile yapmaktadırlar.Bu tutumun çocuğun okul öncesi dönemde kazanabileceği becerileri olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
02.01.2010
Ertuğrul ALTINEL
Emekli,Emirdağ Huzur Evi Müdürü
Eskişehir
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
60´lı yıllarda başlayan ve dalga dalga tüm Batı Avrupa´yı sarmalayan ve 90´lı yılların başına kadar yaklaşık 30 yıl süren genel mutluluk manzarası yerle bir oldu !
Aynı 20 yıl önce, 1989 da yıkılan Berlin Duvarı gibi…
Günümüzde ise mutluluk peşinde koşmaktan bitap düşmüş Avrupalı mutsuzluk içinde çırpınıyor.
Filmlerde, kitaplarda, iktisatçıların araştırmalarında, her yerde, her an, ondan bahsediliyor…
Anvers yakınlarında bir okulun birinci sınıfında "mutluluk bilimleri" dersi verilmeye başlandı !
***
"Mutlu olmak" bu asrın başında birincil öncelik olarak entegre oldu yaşam felsefelerine.
Avrobarometre´ye göre, 2009 ilkbaharında yaşamlarından mutlu olduklarını ifade eden Belçikalı oranı % 91 idi.
Ve bu oranla, İskandinav ülkeleri ve Lüksemburg´un ardından Avrupa altıncısıydılar.
Ekonomik krize, Fortis´in satışına ve tüm olumsuzluklara rağmen 10 üzerinden 6,9 puan veriyorlardı yaşam standartlarına…
Ankete katılan % 15 kadarı ise, yani mutlu azınlık, 10 üzerinden 9 veriyordu.
***
Mutluluk arayışı bütün kültürlerde mevcut evrensel bir içgüdü…
Nerede insan varsa, orada mutlaka mutluluk arayışı da vardır.
Mutluluk kavramı ABD´de Anayasa´ya bile yazılmış.
Ve işte yine aynı ABD´de pozitif psikoloji rüzgârları esmeye başladı.
Bu akım Avrupa´da da yankı bulmaya başladı.
90´lı yılların başlarında Atlantik ötesinde başlayan araştırmalara göre birey beyin yapısına etki edebilir, mutluluk derecesini ayarlayabilir, bu amaçla değişik teknikler (meditasyon, spor…) kullanabilir, ve nesneleri algılama şeklini değiştirebilir.
Ve bunları geçmişe takılı kalmadan ve gelecekten korkmadan yapabilir…
İşte bu pozitif psikoloji kurallarına göre kişilerin mutluluğunun % 50 si genetik belirleyicilere, % 10 u yaşam çevresine (sağlık, para, konut, istihdam,…) ve % 40 ı ise iradesel etkinliklere, yeni fazilet dairesine dahil olmaya, bağlıymış…
Yani onlara göre mutluluk mutluğu getirir ve mutluluk bulaşıcıdır gibi bir durum sözkonusu olan !
Önemli olan derin olmasa da pozitif heyecanlar yaşamakmış.
Yani arada bir derin heyecan değil, hafif de olsalar sık sık yaşanan küçük, küçücük, önemsiz gibi algılanan heyecanları çoğaltmak ; iyimserlik havuzunda serinlemek gerekliymiş…
***
Peki mutluluğun formülü var mıdır ?
Diğer bir deyişle insanı mutlu kılan nedir ?
Belli bir ekonomik kalkınma düzeyinden sonra kesinlikle para değil !
Yani kısaca "Parasızlık mutsuz kılabilir, fakat çok parası olanlar çok mutlu olur" diye bir kural yoktur.
Ve parası çok olanlar genellikle hayatın küçük zevklerinden yararlanamıyorlar…
Tatmin edilen bir arzunun yerini hemen başka bir arzu alıyor ve mutlu olduklarını hissetmeye zaman bulamıyorlar.
Mutluluğa etki eden diğer göstergeler arasında sosyal çevre, inançlar – inançlı insanlar daha mutlu oluyormuş – eşli veya aileli olmak ve sağlık durumu sıralanıyor.
***
Avrupalı kolay kolay mutluyum demez ve mutlu olsa da göstermez.
"Mutlu aptal" deyimi daha çok Avrupa´da kullanılır.
Mutluluğun kişinin kendi iradesine bağlı olduğu iddiasını liberal ideolojinin desteklediğini söylemeye gerek yok sanırım.
Liberalizm, yani özgürlükçülük bireysel atılım ve girişimleri kamçılar.
Başarırsanız ne alâ…
Halbuki başarısızlığın maliyeti çok ağır olabilir ve altında kalabilirsiniz…
Yaşamak, yakışıklı veya güzel kalmak ve olabildiğince uzun zaman sağlıklı kalmak kim istemez ?
Peki herkesin estetik cerrahiye veya doping ilaçlarına yetecek parası var mı ?
Şimdi "istersen başarırsın" modası yaşanıyor her alanda…
Koskoca bir yalan…
Zira dünyaya gelen hiç kimse ailesini ve genetik yapısını seçmiyor ; kendinde buluyor.
Yarış eşitler arasında aynı kurallara bağlı olarak yapılırsa anlamlıdır !
Gerçekte ise, hiç kimse mükemmel değildir, olamaz, zira mükemmellik Allah´a mahsustur.
***
Yeni bir akım belirginleşmeye başladı bile…
Belki de Avusturyalı İvan İllitch´in "Küçük Güzeldir/Small is beautiful" başlıklı kitabı ile başlamıştı 1973 yılında.
Çevrecilerin siyasi mücadelesinin katkıları da inkar edilemez şüphesiz.
Günümüzde eski elektronik eşyalar çöpe atılıp en yeni modellerin üzerine atlanmıyor.
Başta enerji konusunda olmak üzere, tasarruf önlemleri alınıyor…
Küçük mutluluklar kovalanıyor, keyif veren mekanlarda kahve içiliyor, sıcak banyolar yapılıyor, takas dükkanlarına gidiliyor, karşılıklı kıyaklar yapılıyor, balkonda maydanoz yetiştiriliyor ve yemek hazırlama derslerine gidiliyor…
Sakin bir eda ile, stresten kaçarak, molalar vererek ; hayatın tadına vararak…
Doğala, gerçeğe, öze dönüş başladı !
Örneğin ben dün plakamı teslim ettim, araba kullanmamaya karar verdim.
Hem sağlığım, hem de sağlayacağım maddi tasarruf için.
Türkiye´deki çocukluğuma geri döndüm bir anlamda…
Şimdi basit yaşama ve ihtiyacın kadar tüketme dönemi.
Bu dönüşüm dünden bugüne, hemen olacak, gerçekleşecek bir fenomen değil elbette !
Ama başladığını ben hissediyorum, görüyorum ve yaşıyorum.
2009 da tüketim ve satınalım alışkanlıklarını değiştirenlerin oranı % 20.
Hiç yabana atılacak bir rakam değil.
***
Fransız yazar Jules Renard (1864-1910) "Mutluluğun evi inşa edilse, en büyük odası bekleme salonu olurdu" diyerek uyarıyor sabırsızları.
Bence son derece haklı olarak.
Yine başka bir Fransız olan şair Jacques Prévert (1900-1977) ise "Mutluluğumu giderken yaptığı gürültüden tanıdım" dediği harikulade cümlesinde sahip oldukları mutluluğun farkında olmayan aymazları ne güzel dile getirmiş…
Benim şahsi kanaatim odur ki mutluluğa giden yol şükretmekten geçer…
Yakup Yurt ©
Brüksel, 02 Ocak 2010
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Çoban Türküleri okşar içimi
Kaval seslerinde şen bülbül vardır
Yaylakadaki yurdlar bekler göçümü
Guruba karışmış ince tül vardır
Göğsü yeşillenen Emirdağları
Koynunda büyütür irem bağları
Kuşlar kanadında taşır çağları
Yavşanlar içinde gonca gül vardır
Turnam selam götür doğduğum yere
Gönüllere aksın yine Çaydere
Gölcük yaylasında yılda bir kere
Çiğdemler içinde mor sümbül vardır
Yellibel’den gelir gök gürültüsü
Oluklu da yarpız yerin örtüsü
Hasreti dindirir yayla türküsü
Karakovanlarda taze bal vardır
Sitare çiçekli tekne çukuru
Küdüklü Alıçlı Karaçamuru
Ağıllıkkaya da karar hamuru
Sönmüş ocaklarında sıcak kül vardır
Dona da akmeşe, Dandında sedir
Zibetli Yassıyurd kuytu yerdedir
Kızdoğdu açılan pembe güldedir
Yağlıpınarında uçan çil vardır
Gedikte Seki de ötüşür kuşlar
Göğüste guytuluk yapılır taşlar
Tahta sofralarda yenilir aşlar
Ocak başlarında tatlı dil vardır
Boynunda gümbürdek dağlıç koyunun
Yayla sevdasıdır oğuz soyunun
Çifte topakevli türkmen Beyinin
Atının sırtında örme çul vardır
Fikret Akın’ın basılmakta olan 7 Şiir Kitabı
Hüzünlü Bahar ‘dan alınmıştır
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Üzerinde yılların verdiği boş vermişliğin,dışa verdiği göçün getiri olarak geri dönmemesi,işbilmeyen siyasilerin dar hemşericilik anlayışının hakim olduğu Emirdağ ımız hak ettiği yerde malasef hiç olamadı.Emirdağ içinde ve dışında yetişmiş ve başarılı insanlarımızla hep övünürüz ama bu dinamiklerimizi Emirdağ ın geleceği için şimdiye kadar maalesef hiç kullanamadık.
Derneklerin tertiplediği gecelerde isimleri anons edilir,güzel Tabandan oynanır, mikrofonu da ellerinden hiç eksik etmezler, konuşulanlar, vaadler hep gecenin sonunda temenni olarak O salonlarda kalırdı.
Geçtiğimiz Mart ayındaki Mahalli seçimler ile Emirdağ ın kaderi değişmeye başladı. Akıl,Mantık hislerimizin önüne geçti.Yıllarca komşu ilçelerin başarı ile uyguladığı iktidar yanlısı Belediye Başkanlığı nı artık son iki dönemdir Emirdağlıda uyguluyor;İktidarın nimetlerinden faydalanmanın yollarını arıyordu.Birinci dönem de bunun altyapısı oluşturuldu,daha doğrusu yollar öğrenildi.
İkinci dönemde ise birazda Belediye Başkanı Cengiz Pala nın Cesur kararları,Emirdağ sevdası ile buluşunca ortaya değişim çıktı.Emirdağ değişiyor,gelişiyor.Bakmayın siz bazı esnafların öldük bittik edebiyatlarına.Şehirde göz ile görülür değişimler yaşanıyor.Eskiye alışmış miskinler ve menfaatlerine dokunulanların cılız feryatları da zaman içerisinde bertaraf edildi.Onlarda anladılar ki yapılanlar Şehrin menfati için.
Şimdiye kadar Belediye Başkanının yaptıklarını yazıp onun borazanını çalacak değilim;onu yapan arkadaşlar zaten mevcut.Emirdağ dışında ve Yurtdışında Emirdağ için yapılanların Emirdağ ın geleceği için müspet adımlar olarak yorumlanması,bizim gibi Emirdağ sevdalıları için mutluluk kaynağı oluşturmaktadır.
Artık göçten yorulmuş ,Aşı ve işi olan, Her türlü alt yapısı bitmiş, Kültürel ve Sosyal tesisleri nin yanı sıra Adaçalın gölgesinde yükselen fabrika bacalarının yükseldiği, İnsanları mutlu ve mürevveh bir Emirdağ hayalinin çok çabuk gerçekleşmesi dileklerimle ;
Yeni Yılın Kutlu Olsun Emirdağ ım.
Şükrü SAĞLAM
www.topakev03.com














