Gönderdikleriniz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Terk ettim sılayı gurbete düştüm
Havasını özledim Emirdağımın
Avrupa deyip burayı seçtim.
Suyunu özledim Emirdağımın.
Nasibimiz oldu bu koca şehir
Kaderde ne varsa edilmez tehir
Burda da var Deniz ve Nehir
Çayderesini özledim Emirdağımın.
Gurbet el bizlere oldu vatan
Emirdağımdır gönlümde yatan
Özlemdir,hasrettir bizleri yutan
Kokusunu özledim Emirdağımın.
Belçika isterse altınla dolsun
Her şey sahibine mübarek olsun
Kutmusu kumaşı kendine kalsın
Çulunu özledim Emirdağımın.
Tarlasını çayırını otunu
Peynirini yoğurdunu sütünü
Yayla kuzusunun leziz etini
Külünü özledim Emirdağımın.
Erkeği cesurdur kadını nazlı
Bir çoğu şairdir elleri sazlı
Çevreye uzanan topraklı tozlu
Yolunu özledim Emirdağımın.
(Avrupadaki Gurbetçi)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Rahmetli babamın biraz da öğünerek sıkça söylediği bir tekerleme vardı.
-"Üç şeyi iyi seçerim ve yanılmam, üçü de K ile başlar : Kavun, Karpuz, Kadın"
Hakikaten de haklıydı galiba !
Zira seçtiği kavunlar şerbet, karpuzlar ise kiremit şekeri gibi çıkardı.
Anam da iyi hatundur, Allah uzun ömür versin…
Bazen de ekleme yapar ve "Armutun sapı var, üzümün çöpü var" dersen sap gibi ortada kalırsın diyerek, fazla nazın aşık usandıracağını hatırlatırdı "evde kalmış kızlara" gönderme yaparak.
***
1949 da evlenmişler, 1950 de ben dünyaya gelmişim.
1954 ve 1957 de iki kardeşim daha oldu.
1957 de doğan küçük kardeşim sizlere ömür.
1926 doğumlu nur içinde yatası pederim 19 Mayıs 1966 günü, yani 40 yaşında, gemiyle yola çıktı Akdeniz üzerinden.
Marsilya´dan kalkan trene bindi Belçika´ya indi.
Belçika´da o zamanlar yaklaşık bir yıl sağda solda sürttü, kaçak çalıştı, birçok haksızlığa katlandı.
Çünkü yaşı otuz beşi aştığı için yaşlı sayılıyordu ve turistik vizeyle gelmişti.
Kalma çarelerini arayıp bulması epeyce zaman almış olmalı ki, durumu yasallaştıktan sonra, bizleri, yani annemi ve kardeşlerimi aile birleşimi kapsamında 1967 Ekim ayında yanına alabildi…
İlk kaçak, ilk turist, ilk kağıtsızlar biri olmakmış babacığımın kaderi…
Kolay mı tarihe geçmek ?
***
O vakitler kolay kolay boşanmazdı insanlar.
Herkes eşinin kıymetini bilir, ona sevgi ve saygı gösterirdi.
Kocalarının getireceği ekmeğe bakan kadınlar ekonomik bağımsızlıktan mahrumdu…
Kadınların ehliyeti yoktu ve araba sürmezlerdi.
Cep telefonu, internet gibi teknolojiler ve buna bağlı olarak sohbet grupları ve sosyalleşme ağlarına girmiyor, gizli iletişim sağlayamıyorlardı.
Dünya değişti, koşullar değişti, herşey değişti…
Kadınlar erkeksileşti, erkekler kadınsılaştı ; herşey ekonomik kriterlere göre yeniden şekillendi ve düzenlendi.
Kapitalist sistem herkesi globalleşmeye mecbur bıraktı…
***
Günümüzde evlilik Belçika´ya girmenin ana kapısı oldu.
Herkes evleniyor, işi biter bitmez boşanıyor…
Yani amaç gerçek bir aile yuvası kurmak değil, Belçika´da yasallık kazanmak.
Kıyılan nikahlar uzun ömürlü olmadığı ve çabuk boşanıldığı için, günümüz Brüksel´inde her evlilik başvurusu incelemeye alınıyor.
Müstakbel eşler belediye görevlileri veya savcılık emriyle polis memurlarınca inceden inceye sorguya çekiliyorlar.
Sorgulayan ve sorgulanan arasındaki kültür farklılığından dolayı "edep ve adap" anlayışları çatışıyor.
***
Belçika Medeni Kanunu evlilik konusunda son derece liberal, yani özgürlükçü…
Eşcinssel evliliği yasal.
Eşcinssel çiftlerin evlat edinebilmesi fikri tartışılıyor siyaset dünyasında.
Bu durumun çocukların zihinsel gelişimi üzerindeki olası yansımaları inceleniyor bilimsel olarak.
İşin içine çeteler ve mafyavari yapılanmalar da girse, büyük paralar da dönse, neye yarar ?
İçinde karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma ve yardımlaşma olmayan bir birliktelik kimse yarar sağlar ?
Gencecik yaşta boşanan, 20-30 yaş dilimindeki çocuklu veya çocuksuz, kadınların hali ne olacak ?
Hiç soran var mı ?
Herşey para mı, herşey sosyal haklar mı ?
Çocuk parası mı, işsizlik ödeneği mi ?
Çatışmalı ortamda, sevgisiz büyüyen, eğitimsiz, mesleksiz, niteliksiz çocukların geleceğini düşünen var mı ?
"Allah dünyaya gelenin rızkını verir" yalanından ne zaman vaz geçeceğiz ?
***
Belçika Medeni Kanununun 213.cü maddesi aynen şöyle :
"Les époux ont le devoir d´habiter ensemble; ils se doivent mutuellement fidélité, secours, assistance."
Yani "Eşler birlikte oturma mecburiyetindedirler ; birbirine karşı sadakat, yardım ve müzaharetle mükelleftirler."
İyi günde, kötü günde…
Sadece iyi günde değil…
Günden güne erimeye yüz tutan sosyal haklar tükendiğinde dönebilenler döner memlekete !
Dönemeyip kalanlar mı ?
Onlara da Allah kerim !..
Yakup Yurt ©
Brüksel, 18 Aralık 2009
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Hoş gelmiş Afyon heyeti.Anlaşılmadı geliş niyeti.
Zaten yoktu bir resmiyeti.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Gezdiler yediler içtiler.
Rüya gibi geldi geçtiler.
Olmamış çocuğa don biçtiler.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
İtibar ettiler emirle saite
gayrısını düşürdüler ofsaite.
Bindiler limuzinden vasaite.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Gezinin sizce faydası ne ola.
Bence,emirdağ afyon kol kola.
En son brükselde verdiler mola.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Salon Akdenizde gece muhteşemdi.
Davetliler soslu balığa döşendi.
Başkan Pala uzun konuşmaya üşendi.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Başkan çoban mikrofonu kaptı.
Uzunca seçimde gibi nutuk attı.
Afyonu en büyük sera şehri yaptı.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Fakülteyi anlattı prof.altuntaş ali
duruş ve konuşmayla resmiydi vali.
Sayın kaymakamın çok yorgundu hali.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Gönül somut bir şey olsun isterdi.
En azından emirdağ boy gösterdi.
Belçikalı gurbetçi misafirperverdi
geldi geçti bir Afyon heyeti
harikaydı turkish ladynin folkloru.
Gülabiyle millet döktü kurtları.
Emirdağlının olsun bu kadar hakları
Emirdağı böyle görünce çatladı çokları.
Brükselli
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
İlk öğretmenime......Bugün öğretmenler günü.. Ve ben her 24 Kasımda ilk öğretmenimi hatırlarım. Hatırlamak biraz yanlış oldu aslında hiç unutmadım ki... Benim hayatımın şekillenmesinin baş mimarı BABAM...
Canım öğretmenim nasılda zevkle ve aşkla öğretmek için canla-başla çalışırdı...
Anadolu’nun köylerinde 5 sınıf bir arada... Büyükler küçüklere yardım ederler.. Daha ilkokulda başlar yardımlaşma.. Anadolu’nun köylerinde 5 sınıf bir arada... Büyükler küçüklere yardım ederler.. Daha ilkokulda başlar yardımlaşma.. 5. SINIFLAR 2. SINIFLARA DERSLERİNDE DESTEK OLURLARDI...
Kılık kıyafete o kadar önem verirdi ki önlük alamayan öğrenciler için anneme gönüllü terzilik yaptırırdı.
Zaten severek de dikerdi önlükleri. Yurdum insanı mutlaka hediyeler vermek isterlerdi ve genellikle tavuk, yumurta, süt gibi. Zaten severek de dikerdi önlükleri. Yurdum insanı mutlaka hediyeler vermek isterlerdi ve genellikle tavuk, yumurta, süt gibi besinler olurdu.. Ancak asla kabul etmez çocuklarına yedirmelerini söylerdi..Lojmanın önünde meyve ağaçlarını öğrencileriyle birlikte diker aşılamayı da öğretirdi. Benim de ilkokulu bitirdiğim <gürcü> köyünde
çocuklar Türkçe konuşamazdı.. 1. sınıfa başlayanlara önce Türkçe konuşmayı öğretmeye çalışırdı.
Cumartesi yarım gün okulların açık olduğu yıllardı.. Ablamla ben ortaokula başlamıştık ve bunun için kasabada yaşıyorduk. kar-kış demeden 2 saat yol yürüyerek yarım gün için okula gider eğitimini aksatmazdı..
İşte sorumluluk anlayışını bizzat kendi yaşamında uygulayarak bize öğreten ilk öğretmenim... İşte sorumluluk anlayışını bizzat kendi yaşamında uygulayarak bize öğreten ilk öğretmenim...
Öğretmenler Günün Kutlu Olsun...
Ayla TOKMAK
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Anladım… Adını bilmediğim denizlerin sığ limanlarına demirlediğimde; cemreler düşen yüreğimi beynimi…Anladım… Kaderime bulaşan gecenin rengini birkaç damla hayat suyu ile temizlediğimde; deli gibi ıslık çalan meltemleri…
Anladım… Yıldızların gecesini terk edip ihanet ettiği bulutlu soğuk kış gecelerinde; tüm tembelliğime rağmen koşuşturan telaşlı ayaklarımı…
Anladım… Pervane aşkından ateşe atladığında; çoktandır göğüs kafesimi sıkıştıran merkez üssü yürek olan bu depremi…
Anladım ve kahrolası bir telaşla tanımadığım uzak denizler gezdim, dalgalara fırtınayı sordum ve kayboldum o fırtınada… Sonra yoruldum, durdum… Telaşsız sohbetler, uzun kahve molaları tıpkı rüzgardan bir kuytuya sığınmış gibi durdum…
Ansızın, umulmadık ama sanki her an beklediğim bir şey bulacakmış gibi mütemadi bir arzuyla koştum… Sonra birine bağlandım… Bekledim… Necip Fazıl gibi, hastanın sabahı beklediği, şeytanın günahı beklediği gibi…
Anlamadım… O, sesi kulağımdan ayrılmayan, her mevsimi bahar yapan, her romanda kahraman her şarkıda anlatılanken; vuslatın tatsız çabalarını…
Anlamadım… Onsuz denizler ıssız, geceler yıldızsız, şehirler öksüzken, özlem ayak parmaklarımdan hırsla beynime kalbime yayılırken; vuslatın arsız ve mütemadi bir istekle zorlamalarını…
Anlamadım… Aşk gurur önünde hep galip gelirken, amansızca aşkımızı, birbirimizi tüketirken, her hayal kırıklığının kahredici üzüntüsünü silerken belleğimden, kalbimden; vuslatın amacını…
Eros tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığında aşk bir sabun köpüğü gibi dağılıp uçuverdi avuçlarımızda… Yüzünü bile görmediği sevdalısı için dağları delen Ferhat Şirin’ e bakmaz oldu… Mecnun’ unu görmek için yıllarca pencerede bekleyen Leyla Mecnun’ u kafaya takmaz oldu…
Anladım… Her aşkta kendini aradığından, her sevda da bir benzerini bulur insan…
Anladım… Sonunda kendinden de sıkılırmış insan… Gün gelir terk edebilirmiş en sevdiklerini…
Anladım… Bıçak sırtı bir hayatı yaşıyoruz… İki yanında aşk uçurumu, en keskin yerinde yalnızlık…
Anladım… Aşk tek kişilik bir masalmış…
Anladım… Aşk sabırmış ama tahammül değil…
Anladım… Vuslat aşkın miladı değil cellâdıymış…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Evet... Bir Çılgın Adam yazımız çok ses getirdi… Tükenmez Kalem’in bu cesur tavrına methiyeler düzenler de oldu, Başkan Pala’ya yalakalık yağcılık yaptığımızı söyleyenler de…3.şahısların bu yazıyı yazdığını düşünenler de oldu, kimliğini neden gizliyorsun diye serzenişte bulunanlar da… Tabii yerel bir gazeteye sürmanşet olmaktan ve Başkan Pala’nın “Bir gün herkes bizi anlayacak” açıklamasından kendimizi kurtaramadık… Herkese teşekkürler… Yazımızın mesajlarının doğru yerlere ulaştığını da görüyor gibiyim… Bence zaten köşede yazmak köşe başı tutmak değil de kamuoyunu inandığınız doğrulara yönlendirmek olmalı… Tabii doğru düşünüyorsanız… Hayır… Hayır… Açıklamıyorum Tükenmez Kalem kim söylemiyorum… Nedeni kimseye bağlı ya da tabi kalmak istememem… Yani geçen yazımda övgüyle bahsettiğim Başkan Pala’nın partisi AK Parti’nin demokratik açılımını acımasızca önümüzdeki günlerde eleştirmek istiyorum… Aslında iyi niyetle de olsa “Neden öyle yazdın?” Diye kimsenin gözümün içine bakmasını ve dostlarımın etkisi altında kalmayı hiç istemiyorum… Bu da Tükenmez Kalem’in profesyonelliğe sığmayan duygusal yanı… Kıyasıya eleştirebilirsiniz… Demek ki sen kalemini de satarsın diye bağırıp çağırabilirsiniz… Onun bunun uşağı diye yüzümüze tokat çakabilirsiniz… Ne derseniz deyin ben yaptığım işi biliyorum… Doğruluğuna inanıyorum anlayış göstereceğinizi tahmin ediyorum… Köşemize yerel gündemde alkış alanlar ve eleştirilenler bölümünü de ekliyoruz… Çok ilginizi çekeceğinden eminim… Bu hafta biraz eleştirel yaklaşıyoruz konulara… Bakalım nasıl tepkiler gelecek… Tek Ses Tek Yürek… Evet… Emirdağ tarihinin ilk birliktelik projesi ve başarıya doğru emin adımlarla koşuyor… Sayın Kaymakamımız ve Sayın Başkanın kampanyayı çok iyi yönettiğini de söylemeden geçemeyeceğim… Bu kampanyaya önümüzdeki günlerde önemli yardımların olacağını da hissediyorum… Ancak anlamsız ve yakışıksız bir şekilde bu proje üzerinden siyasi prim yapma isteği içinde olanlar da gözlerden kaçmıyor… Dikkat edilmeli çünkü bu projede şehrin liderlerinin dışında kendine yer edinmek isteyenler kampanyayı geriye götürecektir. Kaymakam ve Belediye Başkanı gece-gündüz çalışmalarını Emirdağ halkına mal ederken, oda başkanlarımız ısrarla bu kampanyada birlik ve beraberlikten söz ederken bazı 3.şahısların çıkıp her toplantıda konuşma yapması, ön plana çıkma hevesi ileride düşündükleri siyasi hayatları için referans oluşturma gayretleri rahatsızlık verici noktaya yaklaştı. (Hemen belirteyim Dr. Ceylan Kayalı’ yı işaret ettiğimi düşünenler varsa yanıldılar.) Gönüllü yapılan işlerde bu kadar ön plana çıkmaya çalışmak bana pek etik gelmiyor… Bu dengeyi korumaya çok özen gösteren Kaymakam GÜNEY’i, Başkan PALA’yı ve tüm oda başkanlarını takdir ediyorum. Göze girme çabası mı diye düşünmeden geçemiyorum. Ama ne için, kim için, kimin gözüne girmek, kimin gözünde yükselmek? Ya da bu anlamsız ve yakışıksız çabalar insanı yükseltir mi? Mesela siyasete girecekseniz size referans olur mu?
Kusura bakmayın ama olmaz… Olmaz… Herkesin az çok emeğinin olduğu Kaymakam, belediye başkanı ve siyasilerin onca çabasının olduğu oda başkanlarının bütçelerini zora sokarak yardım yaptığı şehrin kenetlendiği bu projeye bir yerinden tutunup size prim yaptırmazlar… Üstelik bu sizin ilk vukuatınız değilse insanlar sizin iyi niyetinize inanmazlar… Bir şeye sevdalı olmak karşılık beklememektir. Hem Emirdağ sevdalısı olup hem kendi geleceğinize dair referanslar oluşturma çabasında olursanız sizi alkışlamazlar. Sevdalı olmak yerini bilmektir.
Peki burada bu işin kontrolden çıkmaması için kime görev düşüyor? Önce sayın Kaymakama ve Başkana, sonra oda temsilcilerine… Bir de tabii basına… Çünkü biz fotoğraf vermeye çok meraklı bir milletiz… Bu işlerde basın uyanık davranmalı diye düşünüyorum… Bu kampanya kapsamında İlçe Kaymakamı Zekeriya GÜNEY ve Belediye Başkanı Cengiz PALA başta olmak üzere oda başkanlarını, emeği geçenleri ve yardımda bulunanları tebrik ediyorum… İlginizi çekti mi bilmem ama Başkan Pala, Abdil Demiral ve Muzaffer Âşık arasındaki uyumlu çalışmalar Emirdağ’ı çok ciddi anlamda ileri götürüyor.
Evet… Bir sonuca bağla derseniz bence Emirdağ’da bir şeyler değişiyor, bir şeyler yapılıyor taş taş üstüne konuluyor yani beklediğimiz özlem duyduğumuz bir hava yakalandı… İstikrarın yakalanmasına da az kaldı diye düşünüyorum… Değişim sancılı olur ama sonucu güzel olacak gibi duruyor… “Çocuklar inanın inanın çocuklar güzel günler göreceğiz güneşli günler” diyor ya Emirdağ için de bence öyle… Tabii güzel şeyler olurken gündemi suni olarak değiştirmeye yönelik haber yapan bazı magazinci yerel basın mensubu arkadaşlarımızı da oyuna gelmemeleri konusunda uyarmadan edemiyorum.
Mesela Emirdağ’ın kurtuluş günü 22 Eylül mü değil mi? Hadi tartışın gerçek gündemi unutun! Emirdağ’ı Afyonkarahisar’dan alıp Eskişehir’e bağlayalım mı? 86 yıllık masalı başa sarıp tekrar tekrar kalem kavgası yaratalım mı? Çok kolay ya bu iş. Üstelik de taburun yerinin AKÜ’ye devredildiği günlerde bu haberleri yaparsanız ben altında bir şeyler arıyorum maalesef… Affedersiniz ama belki Öküz altında buzağı arıyorum… Belki de ben kötü niyetliyim ya da çok komplo teorisi üretiyorum… Ama şu gerçekleri de iyi biliyorum…Üniversiteye 4000 öğrenci geldiğinde Emirdağ kurtulur, baraj faaliyete geçip verimli ovalar sulanmaya başladığında Emirdağ kurtulur, OSB’de bacalar tüttüğünde Emirdağ kurtulur. En büyük düşmandan kurtulur hem de… Tanıştırayım: Adı işsizlik… Kolay yoldan para kazanmaya çalışanlar bilmez tabii… Bana göre Emirdağ tam da bu günlerde Kurtuluş mücadelesi veriyor. Hatta olmak ya da olmamak mücadelesi… Ve herkese görev düşüyor… Sağlıcakla kalın… ALKIŞ ALANLAR:
1. Tek Ses Tek Yürek Platformuna Yardım Yapan DEĞERLİ EMİRDAĞLILAR VE GÖNLÜ EMİRDAĞLILAR
2. “Emirdağlıyım… Emirdağ’ı seviyorum” baskılı t-shirtleri bastıran EMİRDAĞ BELEDİYESİ
3. Küfürsüz tezahüratlarıyla Suat GÖZEL(KAHRO) liderliğindeki FANATİK SEBZECİLER
4. Emirdağspor’a 5000 TL yardım eden genç işadamı HÂKİM DİNÇ
ELEŞTİRİ ALANLAR:
1. Tek Ses Tek Yürek Platformunu siyasi basamak olarak gören sözde Emirdağ Sevdalıları
2. Tek Ses Tek Yürek Platformuna hala yardım yapmayan zenginlikleriyle yalnızca lüks yaşama önem veren “Banane Üniversiteden” diyen sözde Emirdağ Sevdalıları
3. Polemiklerle beslenip gerçek gündemden uzaklaşan sözde Emirdağ Sevdalısı Basın Mensupları
4. Emirdağspor maçlarına “Bu hafta mağlup olsunlar da köşeye sıkıştırıp başta Başkan Pala ve Kadir Bilal olmak üzere bu işe gönül verenleri yerden yere vuralım” umuduyla gelen sözde Emirdağ Sevdalıları
Tükenmez Kalem
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler

Gurbette geçirdim gençlik çağını
Nasılda özledim emirdağını
Bucakta yeşeren asma bağını
Varıp dallarında deresim geldi
Topak evin farkı yoktu yuvadan
Sular taşınırdı maden kovadan
Kara kağnı gıcırdarken ovadan
Adaçal üstünde durasım geldi
Hasretim sokuda bulgur dövmeye
Giderdik sağdıç´la damat övmeye
Çok küçük başladım yâri sevmeye
Sevda çekmeyeni yeresim geldi
Kolum yorulurdu kara sabandan
Düğün olur oynardık tabandan
Korkarım ki ölüm gelir yabandan
Ölmeden sılama varasım geldi
İlkbahar da yaylalara göçerdik
Kar suyundan ayran eder içerdik
Koyunun içinden kuzu seçerdik
Aleyçiye postu seresim geldi
Edeler davulu goyğun çalardı
Deli gönlüm sevdalara dalardı
Çay deresi cıvıl cıvıl dolardı
Kilimine tokaç vurasım geldi
İstemedim ayrılığı çekmeyi
Özledim çapayla bostan ekmeyi
Arabaşı mercimekli bükmeyi
Pişirip dostlara veresim geldi
Dolgulu köfteni yiyip yanardık
Yaylanın suyunu içer kanardık
Güvecin içine pide banardık
Yufkayla cacık düresim geldi
Kurulan pazarların salıydı adı
Önceden gelirdi yabanı yâdı
Ağzımda duruyor yoğurdun tadı
Toprağına yüzüm süresim geldi
Yaylayı yazıyı yaya teperdik
Kuzu canlanınca saya yapardık
Bayram olur küs elini öperdik
Hısım akrabayı göresim geldi
AKÇINAR´ım sevdasını gizledim
Sıla diye yüreğimi közledim
Emirdağ´ın tozunu da özledim
Kaderimden hesap sorasım geldi
Mehmet Ali Akçınar














