Gönderdikleriniz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Değerli Kardeşlerim,
İnşaallah Perşembe günü akşamı ilk Terâvîh Namazını Kılacağız. Sahûrumuz yapıp,ilk orucumuzu Cum’a günü tutacağız.
Üç ayların sonuncusu olan Ramazân, on bir ayın sultanı olarak anılır ve ayların en faziletlisidir.Zira bu ayda Kuran-ı Kerîm nazil olmaya başlamış ve a oruç tutmak farz kılınmıştır.
Ramazân kelimesi kızgın taş manasına gelen ramid kelimesinden türemiştir. Nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse,Ramazân ayı da kulların günahlarını yakıp,mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler olmuştur.
Bazıları ise Ramazân kelimesinin yağan yağmur manasına gelen ramid kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazân ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir.
Oruç:Ramazân ayı boyunca,ibâdet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yemek, içmek ve cinsi arzulardan uzaklaşmaktan ibaret bir ibadettir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız."
“Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”
“Ramazân ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazân ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.”
Bakara Sûresi,183-185.Âyetler
Oruç, nefsi terbiye ederek iradeyi güçlendirir ve böylece insanda kötü alışkanlıklara karşı Direnme gücünü artırır.
Oruç, ruhu kötülüklerden arındıran, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ahlak ve davranış eğitimidir.
Ayrıca orucun insan sağlığı bakımından da çok yararlı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu husus tıbben de ispatlanmıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz."
Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed’in(s.a.v.)Oruçla ilgili hadîslerinden Bazıları:
“Muhammed’in (s.a.v.) nefsi elinde olan Allah’a yemin olsun ki, oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk ü amberden daha hoş ve daha güzeldir.”
( Buhârî, Sahîh, Savm, 9; Müslim, Sahîh, Siyâm 164; Ebû Dâvûd, Sünen, Savm 25)
“Oruçlular nerede diye nida edilecek mahşerde ! Hepsi kalkarlar ve iste Cennet’in Reyyân adlı kapısından içeri alınırlar; Oruç tutanlardan başkası alınmaz
(Buhâri, Sahih, Savm, 9; Müslim, Sahih, Siyam 166; Nesai, Sünen, Siyâm 43)
“Kim inanarak ve mükâfatını Yüce Allah’tan umarak oruç tutarsa, geçmis günahları affolunur.
(Buhâri, Sahîh, Îmân, 28; Müslim, Sahîh, Siyâm 3; Ebû Dâvûd, Sünen, Ramazân,1)
“Oruç ve Kur’ân,mahşer gününde şefaat edeceklerdir.”
(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/174)
“Kim mazeretsiz ve hasta olmaksızın Ramazân’dan bir günün orucunu yerse, bütün bir ömür boyu oruç tutsa o Ramazân orucunu ödemiş olamaz.
(Tirmizî, Sünen, Savm, 27; Ebû Dâvûd, Sünen, Savm, 38; Ibn Mâce, Sünen, Siyâm 14)
"Ey Ka'b İbnu Ucre, seni, benden sonra gelecek ümeraya karşı Allah'a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları, yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim; âhirette havz-ı kevserin başında yanıma da gelemez. Kim onların kapısına gitmez, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa o bendendir, ben de ondanım; o kimse, havzın başında yanıma gelecektir. Ey Ka'b İbnu Ucre! Namaz bürhandır.Oruç, sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi. Ey Ka'b İbnu Ucre ! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir. "
Tirmizî, Salât 433. (614); Nesâî, Bey'ât 35, 36, (7,160)
Hz. Ebû Hureyre anlatıyor: "Rasûlullah( s.a.v.) buyurdular ki: "Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenâb-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (Bir Hadis-i Kudsî’de) şöyle buyurmuştur:“Oruç,bu kâideden hâriçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti.”
(Buhâri, Sahîh, Savm, 9; Müslim, Sahîh, Siyâm,164)
"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''
Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur:“Oruç,perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''
(Buhârî, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebû Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizî, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyâm 1, (1638), Edeb 58, (3823).
Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.''
Timizî, Cihâd 3, (1624)
Ebu Ümâme anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.'' "Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.''
(Nesâi, Sıyam 43, (4, 165)
Sehl bin Sa'd anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez."
(Buhârî, Savm 4, Bed'ü'l- Halk 9; Müslim, Sıyâm 166, (1152); Nesâi, Sıyam 43, (4, 168); Tirmizî, Savm 55, (765)
Timizî'nin rivayetinde şu ziyâde var: "Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.''
Ebû Hureyre anlatıyor: "Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz.''
Tirmizî, Savm 82, (807); İbnu Mâce, Sıyâm 45, (1746)
Ebû Hureyre anlatıyor: "Rasû) lullah (s.a.v.buyurdular ki: "Ramazân ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır,
cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."
(Buhârî, Savm 5, Bed'ü'l-Halk 11, Müslim, Sıyâm 2, (1079); Nesâi, Sıyâm 5, (4, 129)
Nesâî 'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Bir münâdi, her gece şöyle nida edip bağırır: "Ey hayır isteyen, gel! Ey şer isteyen kendini şerden tut!''
Nesâi, Savm 5, (4, 130)
Ashâb-ı Kirâm’dan Ubâde İbnu’s-Sâmit şöyle demiştir: “ Ramazân ayının geldiği günlerden birinde Resulullah (sav) şöyle buyurdular: “Size Ramazân geldi. O bir bereket ayıdır; O ayda Allah sizi zengin edecek: Rahmetini indirecek, hataları temizleyip dûâlara cevap verecek. Allah sizin yarışınıza bakıp sizinle meleklerine övünecek. O halde içinizdeki hayır arzularını Allah’a gösterin. Bedbaht; bu ayda Allahu Teâlâ’nın rahmetinden mahrûm kalandır.”
Ramazân ile ilgili yapılan şu güzel yorumu dikkatle okuyup,tefekkür edelim.
*Dindar olmasan da güzeldir Ramazân.
*Iskalanmaması,tadına varılması gereken çok özel bir dönemdir.
*Ramazân;sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.
*Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
*Elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.
*Eski günlerdir;anneannendir, dedendir,
*Oradan oraya koşturan aç annendir.
*Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
*Televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve oyun havalarıdır.
*Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
*Tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezândır.
*Alış veriş sonrası verilmiş imsâkiye,
*Abur cubura uzun aradır.
*Minârelerdeki renkli floresanlar,
*Akşam sokakta atılan volta,
…………………………………….
*Yetişilememiş bir iftâr, uyanılamamış bir sahûr,
*Erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.
*Bir ortaklık duygusudur Ramazân.
*Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
*Hep birlikteliktir.
*Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,ödülünü de beraber paylaşmadır.
*Çevrende onca gönüllü aç kalmış insan varken:“Sizinleyim – Ben de yemiyorum!” dur.
Ramazân’a sağlık ,âfiyet içinde ulaşan hepimize Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedi’nin-Nebiyyi’l-l Ümmiyyî ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim demeyi Yüce Allah tekrâr nasip etti.
Ancak şunu da ifâde etmeden geçemeyeceğim. Geçen yıl Ramazân’a ulaşıp,oruçlarını tutan kardeşlerimizden bazıları maalesef bu mübârek günlere ulaşamadı.Onları da rahmetle anıyoruz.Bununla birlikte belki idrâk ettiğimiz son Ramazân ayı olabilir düşüncesiyle oruçlarımızı şuurlu bir şekilde tutmaya özen göstermeli ve âile içindeki ve etrâfımızdaki insanlara şefkât ve merhametle muâmele ederek ,fakîri,yoksulu, öksüzü,yetimi de gözeterek Ramazân ayını idrâk etmeliyiz.
Onbir ayın sultanı,
Kıymetlidir her ânı,
Süslersin şu cihânı,
Hoş Geldin yâ Ramazân!
Gökyüzünün melekleri,
Devrân eder felekleri ,
Bu ayda ikrâm edenin,
Zâyi’ olmaz emekleri.
Hakk’ın bize ihsânısın,
Hem ayların sultânısın,
Sen bir saadet kânısın
Ey Mâh-ı Sultân Merhaba
Kavuştuk Ramazân’a,
Hem de büyük ihsâna,
Bu ayda oruç tutmak,
Huzur verir insâna.
İslâm Âleminin daha nice Ramazânlara sağlık,sıhhat,âfiyet içinde kavuşmasını Yüce Allah’tan niyâz ediyor.Hayırlı Ramazânlar diliyorum.
Dr.Erdoğan KÖYCÜ
( Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti )
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Maddi ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı Ramazan ayını 20 Ağustos Perşembe günü yani bu akşam ilk teravih namazı kılarak idrak edeceğiz. Tabii olarak bu gece ilk sahurumuzu yapacak ve yarın “2009 yılı Ramazan Ayı”nın ilk orucunu tutacağız İnşaallah… Ancak hazırlıklar tamam mı? Son kontroller yapıldı mı? Eksik / hatalı / hazırlıksız başlayan yolculukların arzu edilen biçimde neticelenmesi zor olacaktır.
Sözün başında yeni bir manevi mevsime girmek üzere olduğumuz bu günde kendimize “Ben bu mübarek zaman diliminden en güzel bir biçimde faydalanmak için gerekli hazırlıkları / planları yaptım mı?” sorusunu sormakla işe başlamak doğru bir çıkış noktası olacaktır kanaatimce. Eğer cevabımız “EVET” ise sorun yok. Allah kolaylık versin. Ama cevabımız “ACABA” ile başlıyor ya da bir yerlerinde böyle bir tereddüt içeriyorsa; eskilerin tabiri ile evvel emirde bu tereddütlerin giderilmesi gerekir.
Peki, ne öneriyoruz?
a) En azından her birimiz “Kur’an Ayı” olan Ramazan’da en bir hatim okumalıyız. (Mukabele’den başka)
b) İmkânlar ölçüsünde hiç değilse namaz sureleri ve sıklıkla okuyup dinlediğim sure ve ayetler ile duaların anlamlarını okuyup öğrenmeliyiz.
c) İlmihal bilgilerimizdeki eksikleri tamamlamalıyız.
d) Her gün yapılan vaazlardan / sohbetlerden ilgimizi çeken bir cümleyi not edip öğrenmeliyiz.
e) Yine günlük olarak en az bir Hadis-i Şerif mümkün ise Arapça aslı ile birlikte öğrenmeliyiz.
f) Özetle 20 Ağustos 2009 – 20 Eylül 2009 arasında bir takım farklar olmalı hayatımızda.
Bu örnekleri çoğaltmak ya da daha farklı önerilerde bulunmak mümkün ama son madde mutlaka gerçekleşmeli bayrama yeptyeni bir kişi olarak çıkmanın azim ve kararı ile işe başlamalı ve Allah’ın izni ile gerçekleştirmeliyiz. Çünkü Ramazan Ayı, ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta kaynaşma ve paylaşmanın yoğun olarak yaşandığı / yaşanması gereken, oruç ibadeti ile iradelerin merhametle eğitildiği ve özgürleştiği / eğitilip özgürleşmesi gereken, Kur’an-ı Kerim’in evrensel mesajını anlamak ve özümsemek / içselleştirmek için daha çok okunduğu müstesna bir zaman dilimidir daha doğrusu böyle bir zaman dilimi olmalıdır. Büyün bunlar ise kuru bir sözle değil ciddi bir hazırlıkla olabilir.
Ramazan, İslâm’ın rahmetle yoğrulmuş adaletini, bilgi ve hikmetle bütünleşmiş ahlâkını bütün insanlığa gösteren Allah Resulü’nün, “İnanarak ve karşılığını yalnız Allah'tan umarak Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır" müjdesinin gerçekleşeceği rahmet ve bağışlanma mevsimidir. Ama bu oruç yalnız aç ve susuz kalmaktan ibaret bir davranış ile değil gereği gibi oruç tutarak olabilir. Çünkü o Kutlu Nebi konu ile ilgili bir ikazında örnek olarak “Yalan ve yalanla iş yapmayı bırakmayan bir kişinin aç ve susuz kalmasına Allah’ın bir değer vermediğini” ifade etmektedir.
Dikkat etmemiz gereken bir nokta da burada ifade edilen “yalan ve yalan ile iş yapma” tabirinin aslında dinimizin önermediği / onaylamadığı her türlü söz ve fiili de ifade ediyor olmasıdır. Yani Müslüman’dan beklenen güzelliklere sahip olmadan / Müslüman yakışmayan çirkin söz ve davranışlardan uzaklaşmadan sadece “aç ve susuz kalma” fiiline bakarak kişinin hakiki manada “ORUÇLU” olduğunu söylemenin mümkün olmayacağı gerçeğidir.
Ramazan, dünyanın sayısız nimetleri içinde Allah’ın lütfuna mazhar olan insanın belli bir süre bunlardan kendini uzak tutarak, bir bakıma nimetin kadrini daha yakından bildiği, muhtaçların halini anladığı ve paylaşmayı öğrendiği oruç ayıdır. Ramazan ayı kaybettiğimiz manevi değerleri yeniden kazanmak, özümüzde var olan iyilik ve insani duyguları fiiliyata geçirmek için önemli bir fırsattır.
Oruç ve Kur’an ayı Ramazan, bir paylaşma mevsimidir. Yanıbaşımızdakinin ve uzağımızdakinin halini anlama zamanıdır. Öteki kavramını kaldırmak ve herkese bizden bir parça olarak bakmak gerekir. Çünkü hepimiz Hz. Âdem’in çocuklarıyız, hepimizin artı ve eksileri var. O yüzden kimseyi yargılamadan, sınıflandırmadan bir duygu ortaklığı sağlamamız gerekir…
Manevi arınma, yücelme, kendimizi sorgulama ve her an Rabbimizle olduğumuzu daha yakından hissettiğimiz Ramazan, bilgi dağarcığı ve gönül dünyamızı zenginleştirdiğimiz, milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiğimiz bir aydır. Rahmet, bereket ve mağfiretle dolu ve ibadetlerin mükâfatlarının sınırsız olarak verildiği bu manevi mevsimi çok iyi değerlendirelim. Çocuk, genç, yaşlı, kadın erkek hep birlikte cemaate iştirak ederek camilerimizi şenlendirelim.
Orucumuzu kimin için ve niçin tuttuğumuzu düşünerek zenginleştirelim. Bu ibadeti zihnimizle, duygu ve düşüncemizle, kalbimizle, gönül dünyamızla da ifa ederek koruyucu bir kalkan kılalım.
Ramazan ayının şahsımız, ailemiz, milletimiz, ülkemiz ve bütün insanlık için hayır, huzur ve barış getirmesini, bizleri manevi yönden yüceltmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Fahri UÇAK
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yılsonunda o program esaslarına göre kontrol ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır. Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerleme mümkün olur.
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet doğaldır. Bu muhasebenin vakti üç ayların içinde; Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.
Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle: "O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur."
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir: Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.
"Berat, beraet" kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. "Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir. Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
4. Allah'ın af ve bağışlamasının coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir. "Şâban'ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir: "İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. "Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim. "Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim. "Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder."
İşte böyle bir gecede, -tabirimi mazur görürseniz- “GENEL AF”tan yararlanamayacak olanlar da var maalesef… Peygamber Efendimiz bu gecede af dışı kalanları şu hadisleri ile bildirmektedir: "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."( et-Tergîb ve't-Terhib, 2:118.)
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir: "Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."
Büyüklerin tavsiye ettiği bir diğer dua da şöyle bir duası vardır: "Allahım, şayet ismimi iyiler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi kötüler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."
Cenab-ı Allah bu geceyi; Rahmet-i İlahi’ye ulaşmamıza, kurtuluş beratı’mızı almamıza ve affedilen kullar arasına dâhil olmamıza vesile etsin. Âmin…
Fahri UÇAK
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Emirdağ, ilimizin diğer ilçelerine nisbeten bir şekilde hep gündemde kalabilmeyi başaran bir ilçemiz. Türkiye'ye mâl olan isimler (Kubat, Azra Akın..vb.) yanında en son olarak da Belçika'da milletvekili seçilen başörtülü Mahinur Özdemir ile de nerdeyse tüm dünyada adını duyurdu Emirdağ. Gurbetçisinin çokluğu ile bilinen Emirdağ'a, bu yönüyle bacasız fabrika da desek kısmen doğru olur galiba.
Emirdağ saydığımız bu pek çok artısına rağmen yine de kendisini aşabilmiş bir görüntü çizemiyor yıllardır. Burada mahalli idarecilerin görevini azımsamak elbette imkânsız.
Bu bağlamda 29 Mart seçimleri sonrasında görev başına gelen Emirdağ'ın Ak Partili yeni Belediye Başkanı Sayın Cengiz Pala'nın değişim ve kalkınma çabalarını takdir etmemek mümkün değil. Başkan Cengiz Pala, değişim isteniyorsa bunun ancak geminin dümenindeki kişinin kendisini aşmasıyla yani dur durak bilmeden çalışmasıyla geleceğinin bilincinde. Bu yüzden de kendisinden istenen performansın daha da üstünde çaba göstererek Emirdağ için güzellikler yaşatma sevdasında.
İlimizin basınından da takib ediyorsunuzdur belki; hemen her gün Emirdağ Belediye Başkanı Cengiz Pala'yla alakalı bir haber çıkıyor. Eskiler "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" derlerdi. Buralara kadar bir duman geliyorsa demek ki Emirdağ'da yükselen bir ateş var. Tabi ki bu olumlu anlamda Yapılan çalışmaların ateşi ve dumanı bu!
Cengiz Pala ile başkanlık görevi öncesinden tanışma imkânımız olmuştu. Elbette kimse mükemmel değildir ama Cengiz Bey'in samimiyetini, misafirperverliğini, iş yapma azmini, aktifliğini, dobralığını az çok biliriz. Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e dediği gibi "Atın iyisine doru, Yiğidin iyisine deli derler!" Başkan Cengiz Pala'da da -kusura bakmaz umarım- bu tür bir delilik vardı gördüğüm kadarıyla.
2-3 hafta önce Emirdağ'da idim. İlçe halkının nabzını yokladım, başkandan memnun musunuz diye. Bir şeylerin değiştiği, bir şeylerin iyiye gittiği aşikâr. Başkanın bahsettiğimiz bu kıpır kıpır oluşundan, yerinde duramayışından şikâyetçi olmadılar, aksine memnuniyetlerini belirttiler. Yani başkana buradan çıkan mesaj şu; "Durmak yok, yola devam!"
Peki neler yapıyor Pala; Gurbetçilerin gönlünü almak için elinden ne geliyorsa yapıyor. Onları ilçe girişinde karşılamak için çadır kurdurmuş mesela. Çeşitli ikramlar var. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olduğuna inanan bir milletiz. Bu sebebten hoş bir jest bu elbette. Sonra mahalle toplantıları tertib ediyor. Halktan kopuk, makamından ilçeyi yönetmeye kalkmıyor. Kimin ne şikâyeti varsa bizzat yanına gidiyor. İlçenin trafik sorununu büyük ölçüde çözmüşe benziyor. Özellikle Cumhuriyet Meydanı'ndaki yoğunluğu Emniyet Teşkilatı ile çalışarak kaldırmış. Gurbetçilerin destek verdiği EYAD ile geçenlerde bir "Park" açılışı gerçekleştirdiler. Eğer bu şekilde STK'lar ile uyumlu çalışılır ise Emirdağ sosyal yönden de halkına geniş bir seçenek sunmaya başlar. Bunların yanında yol bakım ve genişletme çalışmalarına da devam ediyor Belediye Başkanı Cengiz Pala.
Elbette laf üretmek, iş üretmekten daha kolay ve basittir. Birileri iş üretmeye devam ederken birileri de menfî ya da müsbet noktada laf üretecektir. Alınacak nasihat varsa alınır ama kem sözlerden de moraller bozulmamalıdır. Başkan Cengiz Pala da makamının getirdiği bu tür ikaz ya da karalamalara alışmaya başlamıştır belki.
Umarız Mevla, Sayın Pala'daki bu hizmet aşkını söndürmez, günden güne çoğaltır ve tabiî ki kimseye de mahcub eylemez. Makam sahibi olmak her devirde risktir çünkü
Ümid Demir – Kocatepe Gazetesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Direkten Döndük desem yeridir. Çok az kalmıştı, belki sayılı günler ya da yıllar… Emirdağ, tarihinde görmediği acılar yaşayacak, yoksulluklar yaşayacak, imkânsızlıklarla baş başa kalacaktı… Birkaç İyi Adam olmasa…
İç Anadolu ile Ege’nin ortasında, sanayisi, ekonomisi çok güçlü olmayan; umudunu GURBETÇİ’ye ve ASKERİ’yeye bağlamış 20 bin nüfuslu bir ilçe. Bir de Yüksekokul’una kavuşunca esnafı biraz rahatlamış bir ilçe… Ve bir anda birçok insanın geçim kapısı olan, ASKERİ tesislerin başka yere taşınma meselesi. Düşünsenize ha Gurbetçimiz alınmış elimizden ha Askeriyemiz ha Yüksekokulumuz. Bunlar Emirdağ’ın temel taşları, Emirdağ’ın 3 değişmezi, bunlar elimizden alınsa elinden sütü alınmış çocuktan ne farkımız var ki… O kadar çaresiz, o kadar aciz, o kadar kırık kalacak kanadımız…Bu can damarımız olan 3’lüden birisi yok artık. Yani Askeriye, yani Emirdağ 3. Jandarma Taburu… Bir anda yüreğimiz ağzımıza geldi haliyle. Ne yapacak, ne edecek bu esnaf, bu Emirdağ. Felaket senaryoları bir bir yazılmaya başladı. “Emirdağ’da kimse kalmayacak, Emirdağ kasaba olacak, Emirdağ esnafı bitecek” Haklılık payı da var hani bu iddialarda.
Fakat, Askeriyenin Emirdağ’dan gitmesinden önce, Emirdağ’ın neden bu kadar Askeriye’ye aciz, muhtaç, bağımlı olduğunu da sorgulamamız gerekir. Askeri taşınmadan çok daha önce, neden alternatif bir yan gelir bulma konusunda girişimlerde bulunmadığımızı kendi kendimize sormamız gerekir.
Tembel miyiz yoksa, her şey ayağımıza gelsin, GURBETÇİSİ, YÜKSEKOKULU, ASKERİYESİ. Biz de ağzımızı açıp bekleyelim, annesini bekleyen yavru kartal misali, hani onlar ağızlarıyla getirirler yiyecekleri, yavru kartal uçasıya kadar bekler annesini. Ta ki uçunca yavaş yavaş avlanmaya, kendi yiyeceğini tedarik etmeye başlar. Ama EMİRDAĞ, YILLARDIR HALA BEKLİYOR, YİYECEĞİ HAZIR GELSİN, HALA UÇMAYI ÖĞRENEMEDİK. Diyeceğim şu ki, bu durumlara düşmeden önce biz yatırım bekleyeceğimize, yatırıma gitsek…
Neyse, şimdi güzel olan Askeriye’nin, yanı Tabur’un olduğu alanın Emirdağ Meslek Yüksek Okulu’na verilmesi. Böylelikle, gelecek yüzlerce, binlerce öğrenci sayesinde Gurbetçi’nin olmadığı ve de Askeriyenin olmadığı ilçemizde para girdisinin bu sayede tedarik edilmesi.
Öncelikle şunu belirteyim ki bu olay sadece PARA GİRDİSİ olarak görülmemeli. Gelecek olan öğrenciler sayesinde KÜLTÜREL GİRDİ de sağlanacak. Türkiye’nin birçok yerinden daha fazla sayıda öğrenci gelecek. Bir ihtimal, 4 yıllık bir fakülte açılacak ve ilçemizin çehresi değişecek. Emirdağlı gençler, kendi memleketlerinde Üniversite okumanın keyfini yaşayacak..
FAKAT ASIL MESELE, Jandarma Taburu’na ait arazinin ve tesislerin Afyon Kocatepe Üniversitesi Emirdağ Meslek Yüksek Okulu’na verilmesinde gece gündüz çalışan “BİRKAÇ İYİ ADAM” dan bahsetmekle onların hakkını bir nebze de olsa ödemiş olacağız.
BAŞTA Emirdağ Belediye Başkanı Cengiz Pala ve Emirdağ AKP İlçe Başkanı A. Kadir Yılmaz’ın gece gündüz bu konuya yoğunlaşmasıyla, bu iki Emirdağ gönüllüsüne destek veren Tema Başkanı Ahmet Şahbaz, Emirdağ kaymakamı ve keza Afyon Valisi ve daha ismini sayamayacağımız bir çok ama birçok Birkaç İyi Adam, Birkaç Emirdağ Gönüllüsü Birkaç Emirdağlı…..
TEŞEKKÜRLER, BÜTÜN EMİRDAĞLILAR ADINA…..
Artık her şey çok daha farklı olacak…
Bayram ŞEN (
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim ...
Hayat bu, kimi ağlar kimi güler; sen gülümse öğretmenim. Özün güldükçe yüzün gülüyor. Her gülüşün bin ilaca bedel ...
Hareketlerimizin en kalıcısı nezaket ... Her zamanki gibi kibar ol öğretmenim.
Hem hatıralarımda yaşıyorsun, hem hatıralarımı yaşatıyorsun. Davranışlarınla terbiye et öğretmenim.
Ara sıra yanlışlarını görüyorum. Görüyorum ama bunları unutuyorum hemen. Hayatın en büyük esası, samimilik... Samimiyet içten olmalı... Samimi ol öğretmenim.
"İyi insan olmak için dışarılara gitmeye lüzum yok." dersin. İçimizdeki işe yaramaz unsurları atmamızın yetebileceğini söylersin. Bunun farkındayım; iyimser ol öğretmenim.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
‘Nerelisin’ sorusu Türkiye’de yaşamınız boyunca karşılaşabileceğiniz en sık sorulardan birisidir. Özellikle yeni bir ortamda yeni insanlarla yeni bir tanışma faslında “adınız nedir” sorusunun hemen ardından “Nerelisiniz” sorusu gelir karşınıza…
Aslında dünyanın ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde yaşayan birisi için bu soruya cevap vermek oldukça basittir. “İzmirliyim, Vanlıyım, Ankaralıyım” ya da buna benzer cevapları hazırdır, Emirdağlı olmayanların.
Ya Emirdağlıların?
Hiç düşündünüz mü? Belki sizin de başınıza geldi “Nerelisin” sorusuna bir an tereddüdün ardından neler söylediğiniz?
-“Emirdağlıyım, şey aslında Afyonluyum, yani Emirdağ Afyon’un bir ilçesi de”
Bu cevapta aslında haykırmak isteriz “Emirdağlıyım” diye, içimizden geçer “İl olmak” Afyon kelimesini hiç kullanmamayı isteriz ama bu gidişle bu sadece hayalden ibaret…
Başka bir diyalogda “Emirdağlıyım” deriz gayet rahat bir şekilde. Karşımızdaki şaşırır: “Emirdağ da neresi ?” diye sorunca açıklama yapma ihtiyacı hissederiz, “Afyon’un bir ilçesi..” ve hemen yanıt gelir, “Afyonluyum desene o zaman”
Biz ise zaten alışığız bunlara, cevabımız hemen hazırdır genelde, “Pek iyi geçinmeyiz de…” Fakat bu tatminkâr bir yanıt değildir. Yabancı devam eder “Neden?” Emirdağlı son kozunu oynar “….Ya ne bileyim işte Eskişehir’e bağlı gibiyiz…”
Bu ve buna benzer diyaloglar her Emirdağlının başına sık sık gelir. Nedir bu kimlik karmaşasının sebebi?
Doğduğumuz yer mi, doyduğumuz yer mi? Bu topraklar, bu yaylalar, bu dağlar mı?
Bağlı olduğumuz il olan Afyon mu? Neden kabullenemeyiz Afyonlu olduğumuzu?
Biz Emirdağlılar neden “Ötekilileştirildik”
Bizim Afyon ve Afyon’a bağlı diğer ilçelerde yaşayanlardan ne farkımız var?
Kendimizi “özel” hissetmeye neden ihtiyaç duyuyoruz?
Nereli olduğumuz sorusu karşısında düştüğümüz bu ikilem, aslında Yörük-Türkmen, Yerli-Köylü, Gavurcu-Gavurcu olmayan, Alevi-Sünni gibi toplumsal ayrışıma maruz kalmamızın daha genel anlamda “kimliğimize yansıması”.
Şu bir gerçek ki bizler “farklıyız”. Afyon’dan, Afyonlu’dan, Afyon’un diğer ilçelerinden. Kendimizi özel hissetmemizin nedeni de bu olsa gerek. Yıllar önce Avrupa’ya başlayan göç sonucunda farklılıklar da girmeye başladı hayatımıza. Alamancının “radyosu”, Belçikalının “hünerli gelini”, Hollandalının “peyniri” derke başladı değişimimiz ve hâlâ da devam ediyor. Aslında bu değişim Emirdağ için kazançtır, olumlu değişiklikler bunlar bizi farklı kılan kültürümüze zenginlik katan nedenlerden sadece birkaçı…
Sadece kültürel yönden değil sosyal anlam da değiştik. Emirdağ’a açılan Yüksek Okul da etkiledi bu değişimi… Emirdağ’lı sözüm ona, yabancıların bizi dışarıdan görenlerin deyişiyle “yontuldu bir nebze”. Emirdağ’daki Askeriye (Artık olmayacak) sayesinde esnafımız “Gurbetçi” ve hemşerileri haricinde başka birileriyle nasıl alışveriş yapılacağını öğrendi.
Daha geçen hafta Ankara’da tesadüfen Emirdağ’da acemiliğini yapan bir askerle karşılaştım. Tabii hemen Emirdağ hakkında izlenimlerini sordum. Samsunlu bir gençti. “Emirdağlı çok kaba ve yüzü gülen insan göremedim, ah hele o esnaflar” dedi, gerisini yazmayacağım.
Keza google’da “Emirdağ” yazarsanız, acemi birliğini ilçemizde geçiren askerlerin “Youtube” adlı paylaşım sitesinde hakkımızda nasıl atıp tuttuklarını hatta hakaret ettiklerini ibretle okursunuz. Aslında Emirdağlılar olarak bu kişilere “hakaret veya tazminat davası” açabiliriz, ilçemizin saygınlığı açısından…
Keşke, bir üniversitemiz de olsaydı, Gurbetçiden başkası da gelseydi, başka ilçelerden, başka illerden, başka ülkelerden gelenler olsaydı… Bizi eleştiren daha çok olsaydı da, daha çok görseydik eksiklerimizi.
Yani Emirdağlı olarak yaşadığımız bu ikilem, bu Afyonluluğu kabullenememe, bu Emirdağlılığı yüceltme, bu asi, bu isyankâr, bu kabına sığmaz yanımız bizi biz yapan değerler. Anladım ki “Emirdağlıyım” derken utanmıyormuş Bozkır insanı, “Afyonlu değilim Emirdağlıyım” derken gururla söylüyormuş Adaçal insanı…














