Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Küçük bir topluluk olan ailenin geleceği ve büyük bir topluluk olan milletin ümidi o ailenin ve toplumun çocuklarıdır. Onların inançlı, bilgili, ahlaklı, iyiye, güzele ve doğruya meyilli insanlar olarak yetiştirilmeleri hem kendileri hem de aileleri ve milletleri için gelişmenin ve mutluluğun ana sebebidir. Bunun içindir ki İslam Dini çocuklarımızın muhafazası, eğitim ve öğretimini ana-babanın ve toplumun temel görevi kılmıştır. Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır. “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”(1) Bu ayetin indirilişinden sonra Hz. Ömer Peygamberimize: “Ya Resulallah! Biz kendi nefislerimizi koruyabiliriz. Fakat eşlerimizi ve çocuklarımızı ateşten nasıl koruyabiliriz” diye sorunca Hz. Peygamber (sav) şöyle cevap vermiştir: “Allah’ın size emrettiklerini sizde onlara emredersiniz, Allah’ın size yasakladıklarını sizde onlara yasaklarsınız.”
Ana-baba çocuk üzerinde etkili olan ilk eğitici ve öğreticidir. Bir bireyin huzurlu bir hayat sürdürmesinin ilk basamağı ailede başlamaktadır. Bu sebeple gençlerimize karşı en doğru temel eğitimi onlara örnek olmakla vereceğiz. Yalan, aldatma, iftira, kumar, içki, sigara, faiz, zina gibi yanlış yollara öncelikle bizler gitmemeliyiz. Yüce Rabbimiz hepimiz için şöyle buyurmaktadır. “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.”(2) Gençlerimizin namaz, oruç, zekat gibi temel ibadetleri, en güzel ahlaki ilkeleri İslam düsturlarını öğrenme ortamını hazırlamak yine bir aile görevidir. Çocuklarımıza karşı vazifelerimizi yapmamak yalnız onların değil bizim için de dünya ve ahiret mutsuzluğuna yol açacaktır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Dünyada sevgi, saygı ve iyiliğe en fazla layık olan kişilerin başında anne ve babalar gelmektedir. Anneler, çocuklarını hamilelik dönemlerinde büyük zorluklarla taşımakta, çeşitli eziyet ve sıkıntılarla dünyaya getirmektedirler. Doğum sonrasında ise, uykularını bölerek onları emzirmekte, en güzel ninnilerle uyutup sevgiyle büyütmektedirler. Hepimiz maddi ve manevi gelişimimizi annelerimizin sevgi, şefkat ve merhametine borçluyuz. Çünkü bir çocuğun ruhsal ve bedensel gelişimi için anne sütü ne kadar önemli ise annenin sevgi, şefkat ve merhameti de en az o kadar önemlidir.
Kişinin anneye olan ihtiyacı hayat boyu sürmektedir. Annelerimiz başlarımızın tacı, dertlerimizin ilacı, gönüllerimizin sultanıdırlar. Bakınız şair bu gerçeği ne güzel ifade ediyor:
“Anne başa tac imiş,her derde ilac imiş,
Bir evlat pir de olsa, anaya muhtaç imiş.”
Diğer yandan annelerimizle birlikte babalarımızın da üzerimizde şüphesiz çok büyük hak ve emekleri vardır. İyilik ve yardımlaşmanın, ağırbaşlılık ve sorumluluğun sembolü olan babalarımız; soğuk-sıcak, yaz-kış demeden, gece-gündüz çalışır, çabalar, helalinden kazanır, maddeten ve manen büyüyüp gelişmemize ve hayata atılmamıza katkıda bulunurlar. Baba sevgisi ve desteği de çocuklar için önemli bir güç kaynağıdır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bir ibadet yapmak için o ibadetin farzlarını, sünnetlerini bilmemiz gerektiği gibi, hangi işle meşgul olursak olalım o işle ilgili genel kuralları bilmemizin yanı sıra dinimizin ortaya koymuş olduğu ahlaki ilkeleri de bilmemiz gerekmektedir. Bu ilkelere uyarak aldatmamak, hile yapmamak, yalan söylememek, rüşvet alıp-vermemek, Allah’ın haram kıldığı şeylere tevessül etmemek üzerine kurduğumuz iş hayatımız, bize dünyada da ahirette de mutluluk getirecektir.Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimin bir ayetinde bizlere şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur. Sakın haram yiyerek, başkasının hakkını gasbederek kendinizi öldürmeyin! Allah size pek merhametlidir.”(1) Bir başka ayette ise “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?”(2) buyurmak suretiyle alışverişlerimizde hassas olmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz ise: “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Kusurlu bir malı din kardeşine satan hiçbir Müslüman’a satış helal olmaz. Meğerki malının ayıbını açıklaya.”(3) buyurmuş, ayrıca emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehlinin peygamberler, sıddıklar, şehitler ve Sâlihlerle beraber olacağını bildirmiştir.(4) Alışveriş sırasında kolaylık gösterenlere ise cenneti müjdelemiştir: “Allah müşteri iken kolaylık gösteren, satıcı iken kolaylık gösteren, borcunu öderken kolaylık gösteren, alacağını tahsil ederken kolaylık gösteren kişiyi cennetine koyar.”(5)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İslam dini her türlü kötülük ve incitmeye karşıdır. Çünkü, İslam insanı insan etmeye gayret eder. Hakiki insaniyet mertebesine ulaştırır. Bu nedenle İslam, insanı her türlü kemalat ve güzelliğe ulaştıracak emirleri verdiği gibi, her türlü rezillikten ve çirkinlikten uzaklaştıracak fiilleri de yasaklamıştır. Bu sebeple küfür veya sövme dediğimiz karşıdaki insanları rencide eden her türlü söz ve fiil günahtır, haramdır. Peygamber Efendimiz (sav): “Müslümana sövmek günah, onunla savaşmak ise küfürdür”(1) buyurarak bizi ikaz etmiştir.
Bize nasıl davranılmasını istiyorsak başkalarına da o şekilde davranmamız gerekir. Sevgili Peygamberimiz: “‘Kişinin anne ve babasına sövmesi büyük günahlardandır’ buyurmuşlardı. Orada bulunanlar: ‘Hiç kişi anne ve babasına söver mi?’ dediler. O da: ‘Evet! Kişi, bir başkasının babasına söver, o da babasına söver; annesine söver, o da bunun annesine söver!’ buyurdular.”(2) Ayrıca Efendimiz (sav) sövülen veya hakaret edilen kimse buna layık değilse, sözlerin söyleyene döneceğini haber vererek şöyle buyurmuşlardır: “Hiç kimse, bir başkasını günahla veya dinsizlikle suçlamasın. Şayet itham edilen kişide bu vasıflar yoksa o söz, onu söyleyene döner.”(3)
Peygamberimiz (sav) diğer Müslümanların elinden ve dilenden emin olduğu kimseyi gerçek Müslüman olarak nitelendirmiştir. Bu sebeple bir hadis-i şerif; birbirine karşılıklı olarak küfreden kimselerden asıl günahın, ilk başlayana ait olacağını bildirmektedir.(4) Bir de bazen mukaddes bildiğimiz değerlere, dine, imana, kitaba küfredildiğine şahit olmaktayız ki, bu tür küfürler insanın özellikle dini hayatı açısından çok tehlikeli sözlerdir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce dinimiz, çocuk terbiyesine, sevgisine ve çocuk haklarına büyük önem verir. Peygamber Efendimiz (sav) de çocuklara duyduğu sevgi, şefkat ve merhametiyle bizlere örnek olmuştur. “Onlar benim dünyada iki gül’üm” dediği torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’le şakalaşır onları sırtına bindirir, omzuna alır, eğlendirir neşelendirir oyunlarına katılır, öper okşar ve severdi. Bunlar o toplumun yadırgadığı, hoşlanmadığı hatta ayıpladığı şeylerdi.
Peygamberimiz savaş zamanında bile çocukların gözetilmesini kadınların ve ihtiyarların öldürül memesini tembih etmişlerdi. Mekke’nin fethi esnasında O’nu çok sevindiren manzara bir gurup çocuğun kendisini karşılaması olmuştu. Onların hepsini severek hatırlarını sormuş, içinden ikisini de bineğinin terkisine almıştı.
Bir savaş esnasında bir kaç çocuğun, çarpışan iki taraf arasında kalıp öldüğünü görünce bundan çok büyük üzüntü duymuş “Ey Allah’ın Resulü neden bu kadar çok üzülüyorsunuz onlar müşrik çocuklarıdır” denilince de şu ibretlik cevabı vermişlerdir: “Bunlar müşrik çocukları da olsalar masumdurlar. Dikkat edin çocuk öldürmeyin! Her insan tertemiz fıtrat üzere yaratılmıştır”(1)
Çocuk sevgisinde denge de çok önemlidir. Havle bintu Hakim’in rivayetine göre bir gün, Resulullah (sav) kızı Fatıma (ra)'nın iki oğlundan birini kucaklamış olduğu halde evden çıkar ve şöyle buyururlar: “Siz var ya, sizin yüzünüzden (ebeveyniniz) cimriliğe, korkaklığa ve cehalete düşüyorlar.”(2)
Bir ayette ise: “Ey iman edenler! Ne mallarınız, ne evlatlarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın! Bilin ki böyle yapanlar, en büyük kayba uğrarlar”(3) buyurmak suretiyle Rabbimiz, evlat sevgisinde dengeyi göstermiştir. Ayrıca Allah’ı ve Peygamber Efendimizi herkesten fazla sevmemiz gerekirken, onlar gibi hatta daha fazla bağlandığımız çocuklarımız büyüdüklerinde problem olmakta ve anne babalar en çok zararı, aşırı ilgi gösterdikleri çocuklarından görmektedirler.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Cenab-ı
Hak insanlığın var oluşuyla birlikte onları doğru yola çağıran peygamberler
göndermiştir. İnsanların kolayca anlayıp örnek alabilmeleri için de
peygamberleri kendileri gibi insanlardan seçmiştir. Bu aynı zamanda Rabbimizin
bizim için büyük bir lütfu olmuştur. Bir ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle
buyurur: “Gerçekten Allah, kendi içlerinden birini, onlara âyetlerini okuması,
Onları her türlü kötülüklerden arındırması, Kendilerine kitap ve hikmeti
öğretmesi için resul yapmakla, müminlere büyük bir lütuf ve inâyette
bulunmuştur.”(1)
Hz.
Muhammed (sav) de diğer peygamberler gibi insanlar arasından seçilmiştir. Ancak
onun insanlar arasından seçilmiş olması, her yönüyle diğer insanlar gibi olduğu
anlamına gelmez. Evet o beşeri özellikleri itibariyle bir anne-babadan dünyaya
gelmiş, yiyen, içen, alışveriş yapan bir insandır. Ancak aynı zamanda,
Rabbimizin; “O asla hevasından konuşmaz. Onun konuştuğu ancak kendisine yapılan
vahiydir”(2) dediği bir insandır. Abdullah bin Amr diyor ki: “Bana,
‘Efendimizin ağzından çıkan her şeyi yazıyorsun, ama; O'da bir beşerdir.
Yumuşak olduğu an da olur, öfkeli olduğu an da.. bazen arzu etmediği şeyler de
söyleyebilir’ dediler. Bunun üzerine ben de, hadis yazmayı bıraktım. Sonra
Efendimizle karşılaştığımda durumu haber verdim. Buyurdular ki: ‘Yaz! Nefsim
elinde olan Allah'â yemin ederim ki, bu ağızdan haktan başka bir şey
çıkmaz.’”(3)
Peygamber
Efendimiz (sav)’in bir insan olmasını aklı almayan, bir melek veya başka bir
varlık olması gerektiğini düşünenlere Kur’an-ı Kerimde: “Zaten, insanların
ekserisinin, kendilerine hidâyet geldiği halde iman etmemelerinin başlıca
sebebi: ‘Allah bula bula bir insan mı seçip halka elçi gönderdi?’ demeleridir”
buyrularak, Efendimize şöyle söylemesi emredilmektedir: “Onlara deki: ‘Eğer
yeryüzünde melekler yerleşip dolaşsalardı o zaman Biz onlara melek elçi
gönderirdik.’”(4)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce
Allah’ın imandan sonra insanlara verdiği en büyük ve en değerli nimetlerden
biride sağlıktır. Çünkü sağlıksız hayatın ne tadı, ne de bir anlamı vardır.
Kuranı Kerim’de ve Peygamberimizin sünnetinde hayatın ve sağlığın, Cenab-ı
Hakkın en büyük emanet ve nimeti olduğu belirtilerek, bunların korunması emredilmiştir. Peygamber
Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurur: “İki nimet vardır ki,
insanların çoğu bunlar hususunda aldanmıştır: (Bunlar) sıhhat ve boş vakittir.”(1)
Sağlığımızı
korumanın iki yönü vardır. Birincisi tedbir, ikincisi de tedavidir. Bulaşıcı
hastalıklardan kaçınmak, her türlü temizlik kurallarına azami şekilde dikkat
etmek; her vesile ile ellerimizi sabunla yıkamak, dengeli beslenmek önemli
olduğu gibi dinimizin haram saydığı ve doktorların zararlı gördüğü bütün içecek
ve yiyeceklerden uzak durmak da tedbirdir.
Bütün
tedbirlerimize rağmen hastalık gelirse, şifa bulmak için gereğini yapmak ise
tedavidir. Fakat unutulmamalıdır ki, şifayı yalnızca Allah verir. Doktorlar ve
ilaçlar sadece birer vesiledir. Allah dilemedikten sonra kimse iyi edemez.
Kur’an’da tevhid hakikatinin de en güzel şekilde ifade edildiği yerlerden
birinde Hz. İbrahim (as) inanmayanlara şöyle hitap etmektedir: “O’dur beni
yaratan ve hayat imkânlarını veren, maddeten ve mânen yol gösteren. O’dur beni
doyuran, O’dur beni içiren. Hastalandığımda O’dur bana şifa veren. O’dur beni
öldürecek ve sonra da diriltecek olan.”(2)














