Ferda Boz Güneri
- Ayrıntılar

Nasıl bir aşk yaşadın?
Düştün yollara bîçare,
Soruyordun geçtiğin her yerde
Ağaca, taşa, toprağa, kuşa, yıldızlara.
Gören, bilen var mı? Onu arıyordun,
Nasıl bir aşk yaşadın ki öyle,
İzinden kalan, güzel kokusunu bulurum umuduyla,
Gittin uzaklara, kanayan yürek yaranla!
Leyla, Mecnun’un hasretinden vazgeçti,
Mecnun, ona sevdasından vazgeçmedi,
Onun misali benzer mi, yetişir mi acep sana?
Aradın, aradın onu, mecnun sevdasında.
Ahh!!!
Aşk yakar, gönle düşünce,
Ateş biraz usukur, üstü örtülünce,
Kayıp gitti ellerinden güneşin,
Sessizce kayboldun, gidenle gittin sende!
Dünya sıktı, ona gitmek istedin,
Seni sana anlatanı, seni senden iyi tanıyanı,
Senlik ve benlikten geçeni,
Hiçliğin içinde hiç olanla,
Aşk yolunda, Var olanı seçtin.
- Ayrıntılar

Selahaddin'i Zerkubî i, Beyşehir gölü yanında
Asıl adı Feridun olan.
Kâmile köyünden, babası Yağıbasan,
Saf, temiz niyetli balık satan,
Çiftçilikle geçimini sağlayan.
Konya'ya geldi, kuyumcunun yanına,
Çırak olarak çalıştı bir zaman,
Tirmiz’li Seyyit Burhaneddin’in,
Sohbet derslerine başladı o an.
Seyyid Burhaneddin, Kayseri'ye yerleşince,
Köyüne döndü evlendi, karıştı çoluk çocuğa,
Bir zaman sonra, Konya'ya dönen Zerkubi,
Mevlâna'nın sohbetlerine katıldı.
Sarraflar çarşısında dükkan kiraladı,
Altın varaklar yapar, satar onları,
Temiz, eli cömert, sağlar geçimini
Gani gönüllü, Ümmî birisiydi.
Okuma yazması yok, lakin aklı pek çoktu,
Aklında bırakmaz, kalbine yazar,
Mevlâna'nın yanında dizleri üzerine oturur,
Başını kalbine doğru eğer, ellerini önünde bağlardı.
- Ayrıntılar

Güllerin efendisine, selam olsun,
Vuslata ermek, muradım olsun,
Yeşil Hadrana bakarken,
Can kafesim kırılsın, sana doğru uçsun.
Ey yâr, aldın aklımı başımdan,
Bakarsan, anlarsın halimden,
Cefaya düştüm, sana hasretimden,
Göz yaşımda, damlayansın ey dost!
Ey Habib, can Habib !
Canlar sana, feda yâr Habib,
Yoluna baş koyarım, canım yok,
Ölüm de, hayat da, gözümde yok.
Tüm salat ve dualar sana,
Mahcemalin, düşüme gelse,
Yüzüm güler, neşeye durur,
Cefalarım, o zaman döner sefaya.
- Ayrıntılar

Dünyanın inançsızlıkla dolu olduğu bir zaman,
Mekke ‘de bir çocuk doğdu,
Peygamberlik işaretleriyle,
Gerçeğe karşı azimle durdu.
Allah’ın Habibi ünvanı verildi,
Her ümmetinin hayali,
Senin Cemâlini görmekti,
Şüphesiz sen Resulsün,
Seni görmek için, vazgeçmem dua etmekten.
Doğumunuz vaat edilmişti,
Senin sünnetlerin inci gibiydi,
Ahlakınız, güneş gibi parlıyor,
Düşünceniz, hayatımın rehberi.
- Ayrıntılar

Konya...
Güneş ikindi vakti,
Pırıl pırıl parlamakta.
Altun-Aba medresesinde ders veren Mevlânâ,
Evine maiyetiyle revan olmakta.
Hiçlik duygusuyla bükülmüş boynu,
Ağır aheste giderken yoluna,
Birden geldiğinde yolun ortasına,
İki çıplak kol uzanır katırın dizginlerine.
Birden irkilen hayvanı da durunca,
Kendine geldi Mevlânâ.
Başını kaldırdı baktı,
Tanımadığı bir insanı gördü.
Esmer, yanık benizli,
Tanımıyordu, kesmişti yolunu.
Ateşli, manalı, keskin bakışıyla,
Mevlana'yı süzüyordu.
Kimdi bu adam, birden önüne çıkan,
Saçı sakalı karma karışık olan,
İhtiyarca, bakışları kıvılcım saçan,
Öyle büyüleyici, öyle yakıcı bakış atan?
- Ayrıntılar

Hakikat yolcusu Şems-i Tebrizi,
Hâk olanı ve hakikata vasıl olanı,
Arayıp durur, hakta benliği yok olanı,
Diyar diyar gezer, benlik de hiç olanı.
Bizzat kendisine Allah Resulü,
Mânâ aleminde giydirdi hırkasını,
Eskimeyen, çürümeyen, dahi külhanlara satılmayan,
Bu hırka hakikat ve sohbet hırkası olan.
Öyle bir hakikat ve sohbet ki,
Zaman ve mekanın üzerinde,
Ne dünü, ne bu günü, ne de yarını olan,
Aşkın mekanla, zamanla işi olmayan.
Şemsi Tebrizi makam ve mertebe de durmayan,
Derin ve hakikat ehli olan,
Daha yüksek makamlara ulaştıran,
Mürşid'in sohbetine girecek şeyh arıyor.
Aradığı hakikat ve gönül eri için,
Uzun yolculuklar yapıyor.
Hanlarda, kervansaraylarda kalıyor,
Tanındığı zaman da, oradan ayrılıyor.
Çoğu zamanını Şam da geçirir,
Hana iner odasına kapanır,
Daima riyazet yapar,
Bir somun ve bir testi suyla yaşar.
Şems gençlik çağında ilmini,
Baba Kemal Cündi’nin yanında aldı.
Yanında ilim alanlardan bir arkadaşı,
Şiirle, hocasına manevi hallerini bildirirdi…
- Ayrıntılar

Seyyid Burhaneddin, Belh şehrinde,
Sultan’ül Ulema Bahaeddin Veled'in,
Kıymetli müritleri arasında,
İlgilenirdi çocukken Mevlâna'nın terbiyesiyle.
Mevlâna'nın babası vefat edince,
Seyyid Burhaneddin duydu, yola koyuldu,
Şeyhinin temiz toprağına yüz sürmek,
Emaneti olan Celâleddin’i teslim almak.
Mevlâna, Konya'da elini öperek karşıladı,
Babasının boşalan kürsüsüne onu oturttu,
Önünde saygıyla diz çöktü,
Manevi terbiyesi altına girdi.














