Öfke Kontrolü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanoğlunun en çok ihtiyaç hissettiği şey huzur ve güvendir. “İslam” kelimesinde de bu vardır. Oysa son zamanlarda toplumumuzda şiddetin yaygınlaştığını görüyor ve buna hepimiz üzülüyoruz. Öfke doğal bir duygudur. Yaratılışımızda var olan bu duygunun tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Ama mutlaka kontrol edilmesi gerekir. İslam terbiyesini taşıyan bir insan, öfkesine sabretmeyi öğrenmesi gerekir. Peygamber efendimiz (sav): “En kuvvetli pehlivan öfkesini yenendir”(1) buyurmuşlardır. Yumuşak huylu, hoşgörülü, affedici, özür dilemeyi bilen insanlar dünyada ve ahirette kurtulanlardan olacaktır.
Aile çatışmalarının çoğu öfkenin sonucudur. Öfke öyle bir ateştir ki; ne eşler arasında ne evlad ile ana-baba arasında ne akrabalar arasında ve ne de komşular arasında huzur bırakır. Hızla yayılan bir yangın gibi bütün ilişkileri koparır insanlar arasında bir gerginlik oluşturur ve telafisi güç zararlar açar. Atalarımız “Öfkeyle kalkan zararla oturur” diye boşuna söylememişlerdir.
Maksude Sağlam Başsağlığı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
İlçemiz eşrafından merhum Süleyman SAĞLAM'ın eşi, topakev.be'nin sahibi Şükrü SAĞLAM'ın ve merhum Zeki SAĞLAM (Baba Zeki) anneleri Belçika'da ikamet etmekte olan Maksude SAĞLAM Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi, 11 Şubat Cumartesi öğle namazına müteakip ilçemiz Çarşı Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra ilçemiz kabristanlığına defnedilmiştir. Merhumeye Cenab-ı Hakk'tan gani gani rahmet, eş-dost ve yakınlarına BAŞSAĞLIĞI dileriz. emirdag.com.tr
Nimetlere Şükretmek
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Şükür, bizleri şerefli ve mükemmel bir varlık olarak yaratan, çeşitli kuvvet ve kabiliyetlerle donatan, varlık aleminin sayısız nimetlerini önümüze seren Rabbimize tazimde bulunmak ve nimetlerine karşı şükran borcumuzu yerine getirmektir. Yaratanımıza karşı yaptığımız şükrün sonucunda dünya mutluluğunu elde etmenin yanında Ahiret mutluluğu da söz konusudur. Nitekim hutbemize başlarken okuduğum ayet-i kerime’de Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. “Andolsun, şükrederseniz elbette size olan nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”(1)
Biraz düşündüğümüz zaman anlamaktayız ki, Cenab-ı Allah’ın bize vermiş olduğu maddi ve manevi birçok nimeti var. Bütün nimetler ise, bir şükür ister. İşte bu nimetlere sadece dille şükür yeterli değildir. Bize verilen malın şükrünü zekat ve sadaka vermekle yerine getirebiliriz. Gözümüzün, kulağımızın, bedenimizin şükrü bize verilenleri Allah’ın istediği doğrultuda kullanmaktır. Öğrendiklerimizi başkalarına aktarmak ilmin şükrüdür. Yaşadığımız hayatın şükrü ise Yaratanımızın emirlerine ve yasaklarına uygun bir hayat sürmektir. Rahman suresinde Yüce Rabbimiz bilere verdiği bazı nimetleri hatırlatıp otuz bir yerde “O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz”(2) diyerek, biz kullarını nimetleri hususunda uyarmaktadır.
Bizlere verilen sayısız nimetlerin önemini onlardan mahrum kaldıktan sonra daha iyi anlıyoruz. Bir gözün, bir kulağın, bedenimizdeki herhangi bir organın, bazen eksikliğini hissettiğimiz bir damla suyun, bir parça ekmeğin ve her bir nefesin şükrünü elbette yerine getirmeliyiz. Buna rağmen Allah’ın verdiği nimetlerin bedelini tam olarak ödemeye kimsenin gücü yetmez. Hal böyleyken şükretmemek ise nankörlüğün en büyüğü değil midir? Bize en küçük iyilik yapana teşekkür ediyorken, bizlere verilen bunca nimet için Allah’a şükürle mukabele etmek boynumuzun borcu değil midir?
Şükrün ölçüsü kanaat etmek, bulunduğu hale rıza göstermektir. Şükürsüzlüğün ölçüsü ise hırstır, israftır, hürmetsizlik ve Allah’a isyandır. Bizi varlıklar içerisinde en şerefli yaratan, yaratılışımızı güzelleştiren, bize düşünebileceğimiz aklı, idrak edeceğimiz gönlü veren, nimetlerin en büyüğü iman ile bizi şereflendiren ve bizleri Sevgili Peygamberimize ümmet yapan Rabbimize sonsuz şükürler ediyor, verdiği bütün bu nimetleri tamamlamasını O’ndan niyaz ediyorum.
(1) İbrahim, 7
(2) Rahman,13
Gördüm
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Akıl ermez bu dünyanın işine
Marangozun kumaş dildiğini gördüm
Doğruluk, dürüstlük diyen insanın,
Yetimin malını çaldığın gördüm.
*** *** ***
Eşeğe binemez, atı beğenmez,
Hazırdan yiyene dağlar dayanmaz
Kendi komşusuna malın güvenmez
Soyguncuya rüşvet saldığın gördüm
*** *** ***
Memnun olur madalyalar takılsa,
Anlaşılmaz bu ne biçim akılsa
Dayanamaz ırzına kem bakılsa
El ırzını helal kıldığın gördüm.
*** *** ***
Elif'i bilmeden Hoca'yı taşlar,
Sırası gelmeden kelama başlar,
Hoşafoğlu aktı gözümden yaşlar
Aslan'ın çakaldan yıldığın gördüm.
Halil Rıfat AYDEMİR
Mevlid-i Nebi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız.
Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise;
“Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır
Bu gelen aşkına devreyler felek
Yüzüne müştak durur ins ü melek.”
dizeleriyle tezahür etmiştir.
İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil”1 olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu…
O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan, insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”2 emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi.
Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur...”3 ayetiyle duyurulmuştur.
Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”4 diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir.
Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”5 bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere…
Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.6 Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salavat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.”
Kardeşlerim!
Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız.
Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki:
“Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..”
1. Ahzab, 33/45-46
2. Müddessir, 74/1-2
3. Al-i İmran, 3/164
4. Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126
5. Tevbe, 9/128
6. Al-i İmran, 3/31
Neden?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Nerde yanlış yaptık biz, neden düştük bu hale.
Baklavayla lokuma Yunan sahip çıkıyor.
Rengarenk bir döneme ismini veren lale,
Bilmem ama nedendir, Hollanda'da kokuyor.
Ben açarım demez mi çıkıp bir Allah kulu,
Sanırsın Ayasofya, Vatikan'a tapulu,
Mahzun Ayasofya'nın bağlanmış eli kolu,
Sultanahmet nuruna gıpta ile bakıyor.
Asırlarca o bana kol ve kanat germişti,
Şanlı Türk tarihini gözleriyle görmüştü,
O sevgilimin adı marşlarıma girmişti,
Neden sevgilim Tuna, el koynunda akıyor.
Kabe'yi savunmuştu, Osmanlı’nın kalesi,
Bizler saygı beklerken saldırı neyin nesi?
Bugün neden Suud'lu kralın ailesi,
Dedemin Hicaz'daki mirasını yıkıyor.
Bu ecdat değil miydi üç kıtaya hükmeden,
Bir mektupla susturmuş Fransa'yı bu deden.
Bugün torun çıkıyor, öz dedesini neden?
İngiliz ağzı ile hain ismi takıyor.
Hakiki Kabakçı
Doç Dr. Özcan Saygın
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler
1969 yılında Emirdağ’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Emirdağ’ da, lise tahsilini Eskişehir’de tamamladı.
Aktif spor hayatına Eskişehir Spor Futbol takımında başladı. Daha sonra Selçuk Üniversitesi Spor Kulübü ve Konya Şeker Spor Kulübünde futbol oynadı.
Ayrıca 2. ligde voleybol oynadı. Futbol branşında faal hakemlik yaptı. Futbol Alt Yapı Antrenörlüğü yaptı. TÜFAD Muğla Eğitim Kurulu Üyeliği ve Spor Bilimleri Derneği Üyeliği devam etmektedir. 1994 yılında Selçuk Üniversitesi BESYO’da lisans, 1996-97 yıllarında Muğla Üniversitesi Yabancı Diller Bölümünde İngilizce Hazırlık, 1999 yılında Muğla Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü BES Anabilim Dalı’nda yüksek lisans ve 2003 yılında Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı, Spor- Sağlık Bilim Dalında Fiziksel Aktivite ve Fiziksel Uygunlukalanında Doktora Eğitimini tamamladı. 1994-95 yıllarında Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni olarak görev yaptı.
1995 yılından bu yana Muğla Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda çalışmaktadır. Bilimsel yayın olarak SCI, SSCI – Expanded kapsamında ve TUBİTAK grubu dergilerde 10, uluslararası ve ulusal dergilerde 40 makale, uluslararası kongrelerde 36, ulusal kongrelerde 8 bildirisi bulunmaktadır. Alanıyla ilgili 3 kitap ve 1 bölüm yazarlığı vardır. 9. Uluslararası Spor Bilimleri Kongresinden kongre genel sekreterliği, I.Dünya Adli Bilim ve Spor Kongresinde kongre sekreterliğinde ve 22. Dünya Herkes İçin Spor Kongresinde organizasyon komitesi üyeliğinde görev yaptı. Herkes İçin Spor Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliği yapmaktadır. Ulusal ve uluslararası dergilerde Spor – Sağlık alanında hakemlik, bilim kurulu ve danışma kurulu üyeliği yapmaktadır. Hareket ve Antrenman Bilimleri, Spor-sağlık, fiziksel uygunluk ve fiziksel aktivite alanları üzerine çalışmaktadır.
Halen Muğla Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda Doç.Dr. akademik unvanı ile Antrenörlük Eğitimi Bölüm Başkanlığı görevini yapmakta ve İngilizce bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.














