Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor

bayatliyasar

Bayat’ın ayazı sert olur ya…
Hele bi de insanın içi üşüyünce, o ayaz sokaklarda değil, yüreğin tam orta yerinde eser gari.
Bizim Aş Yemez Yaşar vardı…
Fakirliğin içinden doğmuş, fakirliğin içinde büyümüş.
“Yemez” derlerdi ama… vallahi o “yemez”lik cimrilikten değil, yokluktandı.
Kendi boğazından keserdi, anasına bakardı.
Anası bir lokma yiyecek olsa “Sen ye ana” derdi, kendisi çayın demine talim ederdi.
Kahvede çalışırdı Yaşar…
Sabahın köründe ocağı yakar, çayı demler, bardakları dizerdi.
Kimi müşteri “Yaşar çay taze mi?” derdi,
Yaşar da hep aynı söz:
“Taze abim… taze…”
Ama o “taze”nin içinde ne vardı biliyon mu?
Bir ömürlük yorgunluk.
Bir de tuvalet temizlerdi…
İnsanların yüzüne gülüp, arkasından onların pisliğini yıkardı.
Kimse görmezdi.
Kimse “Yaşar eline sağlık” demezdi.
O ise yine de ses etmezdi…
Çünkü Yaşar’ın dili değil, yüreği konuşurdu.
Sonra…


Anası öldü.
İşte o gün… Bayat’ta sanki bir şey koptu.
Yaşar’ın omzu çöktü, bakışı söndü.
Anası toprağa girince, Yaşar da sanki içinden bi parça gömdü.
Kahvenin ocağı yanardı yine…
Çay kaynardı…
Bardak şıngırdardı…
Ama Yaşar’ın içindeki ses susmuştu.
Bir köşede oturur, elini dizine vurur, dalar giderdi.
Kimi zaman dudaklarından şu dökülürdü:
“Ana…”
Başka bir şey demezdi.
Çünkü bazı acılar, kelimeye sığmaz gari.
Derken gün geldi…
Yaşar Emirdağ’da huzurevine düştü.
Huzurevi…
Adı “huzur” ama…
Akşam olunca koridorlar uzar da uzar.
Kapılar kapanır, ışıklar kısılır, herkes kendi içine çekilir.
Yaşar pencere kenarında oturur.
Dışarıda rüzgâr eser.
İçeride sadece duvar saati… tik tak… tik tak…
Yaşar bazen çay ister.
Çayı gelince bardağı iki eliyle tutar.
Sanki bardakta çay yok da…
Anasının sıcaklığı varmış gibi titrer eli.
Gece olunca da yastığa başını koyar,
gözünü tavana diker…
Ve içinden konuşur:
“Ana… kahvede yine çay yaptım gibi oldu bugün…
Tuvaleti temizlerken aklıma sen geldin…
Ben kimseye yük olmadım ana…
Ama sensiz kaldım ya… işte o bana ağır geldi…”
Kim bilir…
Belki de en çok şuna yanar Yaşar:
Kahvede bin kişinin çayını yaptı…
Ama kendi gönlünün çayını ısıtacak kimse kalmadı.
Bayat’ta şimdi bir kahveye girsen…
Ocağın başı boş gibi gelir insana.
Sanki bardaklar bile Yaşar’ı arar.
Sanki çayın buharı “Nerdesin Yaşar?” der.
Ve Bayat, içinden içinden ağlar…
Ben bunu yazdım ya…
Belki okuyan birinin içi sızlar da,
bir gün yolu Emirdağ’a düşer,
Yaşar’ın kapısını çalar…
Çünkü bazen bir insanı hayatta tutan şey; ilaç değil…
Bir “Selamünaleyküm Yaşar… nasılsın?” cümlesidir.
Allah kimseyi anasız, kimsesiz koymasın…
Yaşar’ın da yüreğine ferahlık versin.

 

Mustafa Arı