Bugün sadece, varsa, sokağın mahallenin çiftçi takımı ve yaşlısına yemek verilir. Kapı önünde mahalli oyunlar oynanır. Oyuncuların “kaşık kırma” adedi vardır. Bunun için bolca, düzine düzine ağaç kaşık alınmıştır. Misafirler yaşlısı genci kapı önünde toplanır, buradan davul zurna eşliğinde oğlan evinin yakın emmi, dayı evinden veya hatırı sayılır bir hane olmak üzere düğün alayı hareket eder. Bayraktar, düğün alayının önünde gider, bayrağı taşır. Bildirilen eve varılır, orası karşılama yapar, davul zurna coşkuyla çalar, oyun oynanır. Ev sahibi elbet memnun olmuştur, lokum şeker ikram eder. Buradan tekrar oğlan evine dönülür, düğüne burada devam edilir. Damadın, sağdıcın ve bayraktarın arkadaşları ve etraftan gelen bayanlar oyun oynarlar.
Bugün, yani bayrak kalktığı gün, daha ziyade ağırlık yemek hazırlığındadır. Düğünün, düğün boyunca yemeğini yapacak olan ustası ve bulaşıkçısı önceden tutulmuştur. Hatta köylerimizde çay ve kahveyi yapmak üzere bir kişi de buna görevlendirilmiştir. Bu arada daha düğün başlamadan düğün sahibinin yakını, durumu iyi olup kadir kıymet bileni
varsa gelir usulca oğlan babasına veya anasına “Hayırlı olsun. Bir noksanımız kaldı mı?” diye sorar, onları rahatlatırdı. Bunlar görgü ve göreneklerimizdendi. Ben bu gibi güzel hareketleri çoğu yakınımda gördüm.
Bu gece konu komşu toplanır, incecik yaprak sarması sarılır, yemekler pişirilir, üzüm hoşafları kaynatılır, hazır edilir. Yemek çeşitlerimiz Emirdağ’ımızda özel günlerdeki yemeklerin bir kuralı ve sırası vardır. Bu sıra; şehriye çorbası, pirinç pilavı üstü et ve hoşaf, börek tepsisi ve hoşaf, etli yaprak sarması, tatlı ve en sonunda da bamya çorbası şeklindedir. (Şimdilerde börek tepsisi pek uygulanmıyor.) Bamya çorbası yemeğin başında servis edilmez, en sonunda edilir.
Cuma günü yani düğünün ikinci gününe “boşu (poşu)” günü denir. Cuma namazından önce ve sonrasında çarşı esnafından davetliler gelir, onlara bölük bölük yemekler verilir. Ayrıca “Hayırlı olsun.” diye gelen konuya komşuya, çocuklara yemekler verilir. Düğünün en aziz misafiri sokağın yetişkinleri ve çocuklarıdır. Düğünü, düğün yapan onların heyecanlı ve neşeli bakışları, ileri geri hizmet için koşturmalarıdır. Onların olmadığı düğün bana göre lâldır. Davulun zurnanın sesi de pattır. Güngörmüş, usta, sanatkâr davulcu ve zurnacı onlar için çalar, onları neşelendirirdi. Emirdağ’ın nam yapmış davul zurna, klarnet ve keman çalan ustaları vardı. Abdal Kör Bekteş davul ve tef, Eski Mustafa klarnet, Oğlu İsmail zurna çalarlardı. Abdal Bekdeş ve Eski Mustafa iri yarı, kendilerini ağır satarlardı. Her adamın düğününe gitmezlerdi. Eski Mustafa’nın oğlu Yeşil hem klarnet hem cümbüş çalardı. Rıza Küçükkaya, Ala Musa’nın Ceylan ve Hüseyin klarnet ustasıydı. Habip’in oğlu Ali, Abdal Kuzu bunlar hasreti, ezgiyi halı dokur gibi ilmik ilmik dokur, sanki süzülmüş torba yoğurdunu özercesine özenerek çalarlardı. Bizim düz oyunumuz semahtır, lollo lollo da halaydır. Aşağıpiribeyli köyünden Köso ve Hüseyin (Hüso) kardeşler zurna çalan isim yapmış ustalardı.
Cuma günü akşamı Hükümet Konağı’ndan davetliler gelir, bunlar geç vakte kadar yer, içerlerdi. Bunlarla birlikte kız evinden veya başkaca “Hayırlı olsun.” diye davetli gelenler olur, yemek verilirdi.
Cumartesi günü düğünün, kına günüdür. Erkenden kız evine “kına davarı” olarak, bir koyun gönderilir. Kız evi koyunu keser, gelen misafirlerine yemek verir. Öğle üzeri kız evine gidilmek üzere oğlan evinin yakınları, davetlisi, damat ve sağdıcın arkadaşları yemekten sonra yine bayraktar önde kalabalık düğün alayı davul zurna eşliğinde kız evine varılır. Kalabalık ne kadar fazla olursa her iki tarafta memnun olur, başları yücelir. Kız evi, büyükçe tepsi üzerinde lokum, şeker ikramında bulunur. Kadınlar erkeklerden ayrı oyun oynayanlar, hünerlerini gösterir. Oğlanın babası kardeşleri ve sağdıç oynayan erkeklere para takarlar. Gelin kızın çeyizinin tümü sokağın bir başından bir başına gerilen iplere asılır, “dalbar edilir” halk görsün diye. Ahşap el yapımı oymalı sandıklar, gelin çeyizinin vazgeçilmezidir. Bir ömür boyu ince işlerin, bohçanın, fotoğrafların, mektupların muhafaza edileceği, anıların üst üste birikeceği yerdir. Bir müddet sonra oğlan evine dönülür, misafirlerden kalanı kalır, gideni giderdi.
İşte nihayet düğünün en güzel günü olan kına gecesinin hazırlıkları yapılmakta sağdıç ile damadın heyecanlı saatleri başlamıştır. Yemekler kaynamakta dursun mevsimine göre evin avlusuna, bahçesine çokça masa sandalye kurulur. Çalgıcılar sokağın, caddenin her iki başını tutarlar, gelen misafirleri evden uzakta saygı duyarcasına karşılar. Coşkuyla çalar, herkesin duygularına can verirler. Oğlan evi, kalabalıktan hoşnut olur. Damadın, sağdıcın arkadaşları ile yakından ilgilenirler, onları memnun eder, gülüp oynamalarını isterler.














