Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor
1955 yılı güz mevsiminde ilçemize panayır kurulmuştu. Şimdiki Öğretmenevi’nin olduğu yerden Yüksekokulların bulunduğu alanlar, o tarihte ilçenin parkıydı. Elinde yakışıklı atı, öküzü, ineği, boğası, koçu olanlar veterinerlikçe açılmış olan sergiye götürmüşler. Ben de bana göre, yakışıklı, ay boynuzlu, oldukça boylu poslu bir çift ağ öküzümüzü çektim. Bir gün sabah 10’dan akşam 18’ e kadar seyircilerin beğenisine sunmuş, ancak derece alamamıştım. Öküzlerin yanında bir de danamızı götürmüştüm. Eve dönerken bu tosun aksilik yaparak, başka şahısların büyükbaş hayvanlarının içine karıştı. Evimize yaklaşmıştık, öküzler kendileri evimize gittiler. Ben de tosunun peşinden gittim. Onu ayırıp getirmek isterken Mezar Caddesi’nde Höcetler, yani Şükrü Sağlam’ın evinin önündeki ağzı açık vaziyetteki su kuyusuna tosunumuz tepe takla düştü. Kuyunun başında kadınların kalabalığı vardı. Kuyunun taştan bileziğine iki elimi dayadım aşağı baktım yaramaz tosun suyun yüzünde çırpınıp duruyordu. Onun bu haline dayanamadım, ağlamaya başladım. Kadınların hemen hepsi beni ve ailemizi yakından tanıyorlardı. “Dur ağlama, korkma.” dediler ve otuz metre ilerideki Orman Bölge Şefliğinin deposunda görevli mahallemiz halkından Alicanlar sülalesinden Musa Can amca koşarak geldi. Komşular halat urganı getirip Musa Can’ın beline bağladılar. Musa amca, ne yapmaları gerektiğini onlara iyice izah etti. Esasen Şükrü Sağlam’ın eşi Döne teyze de talimatlar verdi ve Musa Can’ı kuyuya indirdiler. Musa amca, “Korkmayın kuyunun duvar taşlarını güzel örmüşler, ben taşlara basarak iniyorum, siz beni bırakmayın.” dedi ve indi. Perişan haldeki o ipe sapa sığmayan tosunun başından koltuk altlarından urganla bağlayınca, kendisi de yukarı çıktı ve tosunu yukarıdan çekerek çıkardılar. Yaramaz tosunun sırtı taşlara dokundukça ve kuyunun bileziğinden yukarı çekilirken derisi soyulmuştu. Hepimiz orada çok çok sevinmiştik. Teyzeler, “Musa eğer sen burada olmasaydın, kimse gelip de kendini bu tehlikeye atmazdı.” dediler ve beni; “Haydi Potuklu (lakabımızı kast ederek), tosunu kurtardın.” diye sevmişlerdi. İyi biliyorum onların hepsi öbür âleme göç ettiler, hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Musa amca, bizim yakın komşumuzdu. İnsanlara iyilikte bulunmayı çok çok seven biriydi. Ömrü uzun olsun, şimdi oğlu Mustafa Can da aynı kendisi gibi hizmet aşkıyla dolanır, durur. Hizmet buyuruldu mu iki eli dolu da olsa koşar gelir, yardımını esirgemez. Ben şimdi Mustafa Can gibi arkadaşlara nesli tükenmişler, diye hitap ediyorum. Zira günümüz insanın çoğu bırakın su kuyusundan tosun çıkarmayı hasta olup aniden yere yığılan insana veya trafik kazası geçirmiş olana dönüp bakmadan geçiyorlar. İyilik, hiçbir zaman unutulmaz aradan altmış yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bak, bugün o günü kaleme almış oluyorum. Panayır kurulmasından halk, çok memnun olmuş, bütün esnaf, panayır alanı içinde geçici dükkânlara (stantlara) taşınmışlar. Mallarını burada satışa açmışlardı. O günkü Emirdağ’ın sınırları çok geniş, 130 -135 pare köyü vardı. Yerli halk ve köylerden gelenler ile büyük kalabalıklar oluşuyor; çocuklar, gençler, yaşlılar gezip dolaşıyor, değişik oyuncaklar halkı eğlendiriyordu. Esasen halkın çoğu harmanını kaldırmış, değişiklik istiyordu. O yıllarda çiftçinin ekip biçtiği topraklar fazla yaşlanmamış ve bugünkü zirai gübrelerin hemen hiçbiri henüz toprağa girmemişti. Doğal afetler olmadığı takdirde, yağmurun mevsiminde beklenen dönemlerde yağdığı seneler çiftçimiz emeğinin karşılığını alıyordu. Adnan Menderes Hükümeti mahsulüne zamanında iyi para ödüyor, çiftçinin eli ve cebi para görüyordu. Çarşı ve pazarlar hareketleniyordu. Köylünün ve esnafın yüzü gülüyordu. Hal böyle olunca köylüsü, kentlisi panayırda rahatça para harcıyor, gezip dolaşıyordu. Burada en çok hazır elbiseciler, allı güllü basma, elbselik kumaş satan manifaturacı esnafı, bakırcılar ve ızgara köfte satan köfteciler, ekmek arası yapanlar, soğuk limonata, karlı buzlu satanlar ile çadırlarda oyun gösterileri sunanlar, pamuk helva satanlar en çok alış veriş edenlerdi. Panayır alanını ızgara köftenin kokusu sarar, insanlar grup grup otururlar yerlerdi. Çünkü Emirdağ yaylalarında rutubet yoktur, hayvanlar tertemiz uyku istirahatini rahat yapar, içtiği su temiz ve yaylımında kekik de olduğu için elbet bu hayvanın eti lezzetli, köftesi de böyle güzel olurdu. Güzel sesli insanlar belediye hoparlöründen çıkıp şarkı, türkü söylüyordu. Örneğin benim gözümle görüp dinlediğim -rahmetle anıyorum- Tuğlular sülalesinden Ahmet Efe sevdiği ve sonradan evlendiği yârine aşağıdaki türküyü okumuştu: Vatanlar vatanlar yeni vatanlar, Yâre selam söylen ağaç satanlar. Ölmesin de dizin dizin sürünsün, Benim sevdiğimi Kürt’e satanlar.