
Salavatın mânası ve esası, Allah Resulü (asm)'ne dua edip, makam ve mevkiinin daha da genişleyip parlak bir hale gelmesi için Allah’a ricada bulunmaktır. Zira bu sofra, bütün insanların müşterek bir sofrasıdır. Bu sofranın genişlemesi bütün insanlık içindir. Yoksa salavat sadece Peygamber Efendimiz (asm)'in şahsî kemalatını inkişaf ettirmeye matuf bir şey değildir.
Öyle ise, salavatın küllî bir gayeye hitap ettiğini bilip, ona göre salavat getirmeliyiz. Böyle azametli bir netice için dua ettiğimizin farkında olmak, tekrar tekrar salavata bir şevki içimizde hissederiz.
Allah’ın rahmetine ulaşmanın yolu iman ve salih ameldir. Her iki konuda da tek rehberimiz Allah Resulü’dür (asm.) Salavat ise Peygamberimize bir rahmet duası olup feyizli ve bereketli bir salih ameldir.
Biz, Peygamber Efendimize (asm) salâvat getirmekle, Allah’ın o sevgili Habib’ine ettiği rahmeti daha da artırmasını dilemiş oluyoruz. Ayrıca, “Sebep olan işleyen gibidir” hükmünce, yaptığımız bütün ibadetlerin, ettiğimiz bütün hayırların bir katı da O’nun (asm) mizanına geçiyor. Böylece o Allah Resulü'nün yanında, inşallah, şefaate layık olmaya çalışıyoruz.
Salâvatın esası rahmetle alâkalıdır. "Salavatullah" Allah'ın rahmet ve inayeti, kusur ve günahları af ve mağfiret etmesi mânasına geliyor. İnsanlık Allah’ın af ve rahmet kapısını en güzel bir şekilde salâvat ile çalar. Bu yüzden salâvat ile rahmet arasında çok sıkı bir münasebet vardır.
Müslümanlar Resul-i Ekrem Efendimize (asm) salavat getirmekle, bir bakıma, ona kendilerini temsil hakkı vermektedir. O da kendisine getirilen salâvatlardan aldığı manevî kuvvetini ve hakkını mahşer günü ümmetine karşı gösterecek, onların affına vesile olacaktır. Zaten şefaatin de salâvatın da asıl gayesi, İlâhî rahmeti celp edip affa mazhar olmaktır.
Allah kâinatı, bütün mahlûkatı ve âlemleri Habib-i Ekrem Efendimiz (asm)'in yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. Allah katında böyle bir ağırlığı ve kıymeti olan bir peygamberi araya koyarak, yapılan dua ve talep elbette makbul olmak gerekir. Yani Allah’ın rahmet kapısını, Allah Resulü (asm)'nün ismi ve şefaati ile çalmak, en sağlam ve en güzel bir yoldur. Bunun en güzel vesilesi de duadan önce ve sonra salavat getirmektir. Zira “İki makbul dua arasında yapılan dualar, kabul edilir.”
Allah’ın rahmetini üzerimize çekmenin en güzel ve kestirme yolu, O’nun nezdinde en kıymetli ve değerli olan Habib-i Ekremini (asm) araya koymak ve onun şefaati ile talep etmektir. Kâinatı onun için yarattığı halde, kâinatın içinden bir şeyi onun ismi hürmetine vermesi gayet makul ve tesirli bir yoldur. Salâvat ise bunun en güzel vesilesidir.
"Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zât-ı Ahmediye olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi Bismillâhirrahmânirrahîmdir. Ve en kolay bir anahtarı da salâvattır."
Allah Resulü (asm.) hem rahmet hazinesinin en kıymetli pırlantası ve ahsen-i takvim mânasını en ileri mertebesiyle gösteren en kıymetli cevheridir, hem de o rahmet hazinesine girmek ve o lütuflara mazhar olmak isteyenlere rehberlik etmek üzere Allah’ın tayin ettiği vazifeli memurudur. Ona uğramadan o hazineye girilemez.
Rahmete ermenin anahtarı besmeledir, yani Allah namına hareket etmek, her işini O’ndan yardım dileyerek, O’nun tayin ettiği esaslara uyarak yapmaya çalışmaktır; bize bu konuda rehberlik eden Allah Rasulünün (asm.) izinden gitmek ve ona rahmet duasında bulunmaktır.
Selam ve dua ile...














