Ashabdan Sâbit ibni Kays ibni Şemmâs (r.a) hastalandığı zaman Resulullah (s.a.v) dua etmiş, Medine'deki Buthan vadisinden toprak getirtip üzerine su dökerek nefes etmiş, suyu hastanın üzerine serpmişti. Hz. Ayşe'den (r.anhâ) gelen bir rivayete göre de yara veya çıban gibi rahatsızlıklardan muzdarip olan kişiler için Resulullah (s.a.v), tükürüğünü sürdüğü şehadet parmağını toprağa bular ve "Allah'ın ismiyle. Arzımızın toprağı, bazımızın tükürüğü, Rabbimizin izniyle şifa olacaktır" diyerek yaraya sürerdi. Tıbb-ı Nebevi üzerinde çalışan bir kısım âlimler, bu hadislerden yola çıkarak, Medine gibi sıcak iklimlerde güneşin hararetiyle dezenfekte olmuş temiz toprağın yaraları kurutup iyileştirmekteki tesiri üzerinde durmuşlar; bir kısım âlimler de bazımızın tükürüğü ile Hazreti Peygamberin (s.a.v) tükürüğünün, arzımızın toprağı ile Medine toprağının kastedildiğini, Resulullah'ın (s.a.v) bunları vesile ederek Allah'ın ismiyle şifa taleb ettiğini belirtmişlerdir.Bir açıklama ekleCevher-i SaadetPeygamber Efendimiz'in (s.a.v) Kabr-i Şerifine ait tozlar, Cevher-i Saadet ismiyle anılır. Cevher-i Saadetler, Peygamber Aleyhisselâm'ın kabrini çevreleyen odanın dışına asılı perdenin değiştirilmesi sırasında toplanırdı.
Çoğu zaman otuz-kırk yılda bir değiştirilen perdelerin yenilenmesi sırasında Harem-i Şerif hademelerinden en yaşlı ve salih olanlar görev alırdı. Perde ile duvar arasında biriken ve yıllarca Hazreti Rasulullah'a (s.a.v) komşuluk yapan tozlar, Peygamber âşıkları nazarında çok kıymetliydi. Hizmetkârları tarafından muayyen zamanlarda Hücre-i Saadete girilerek süpürülen tozlar da zayi edilmezdi.
Osmanlı döneminde Hücre-i Saadet rabiulevvel ayının dokuzunda, recebin yirmi birinde ve zilkadenin on sekizinde olmak üzere yılda üç kere yıkanırdı. Bu temizlik sırasında Hücre-i Saadetin Bâb-ı Şâmî isimli kapısı açılır, vazifeli ağalar üç bölüğe ayrılır, bir bölüğü bıçak şeklinde demirlerle kazırlar, bir bölüğü hurma dalından süpürgeler ve su ile yıkarlar, bir bölüğü de büyük süngerler ile silerlerdi. Her bölük birbiri ardınca bu işleri sırayla yaparken bir ağızdan ve yüksek sesle "Lâ ilâhe illallah, Muhammedü'r rasûlullah" diye zikrederlerdi. Dışarıda bulunan ziyaretçiler de bu sırada salât ü selâm ile meşgul olurlardı. Bu manzara caminin içinde öyle bir hal meydana getirirdi ki herkesin vücûduna titreme gelir gözyaşları sel gibi akardı. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm'ın kabr-i şeriflerinden hasıl olan suyu dışarıda bekleşen âşıklar şerbet gibi içerler, bu su ayrıca ağalar tarafından hatırlı kimselere hediye edilirdi.
Ferda Boz Güneri














