Hz. Muhammed (sav)in Peygamberlik Yönü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Cenab-ı
Hak insanlığın var oluşuyla birlikte onları doğru yola çağıran peygamberler
göndermiştir. İnsanların kolayca anlayıp örnek alabilmeleri için de
peygamberleri kendileri gibi insanlardan seçmiştir. Bu aynı zamanda Rabbimizin
bizim için büyük bir lütfu olmuştur. Bir ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle
buyurur: “Gerçekten Allah, kendi içlerinden birini, onlara âyetlerini okuması,
Onları her türlü kötülüklerden arındırması, Kendilerine kitap ve hikmeti
öğretmesi için resul yapmakla, müminlere büyük bir lütuf ve inâyette
bulunmuştur.”(1)
Hz.
Muhammed (sav) de diğer peygamberler gibi insanlar arasından seçilmiştir. Ancak
onun insanlar arasından seçilmiş olması, her yönüyle diğer insanlar gibi olduğu
anlamına gelmez. Evet o beşeri özellikleri itibariyle bir anne-babadan dünyaya
gelmiş, yiyen, içen, alışveriş yapan bir insandır. Ancak aynı zamanda,
Rabbimizin; “O asla hevasından konuşmaz. Onun konuştuğu ancak kendisine yapılan
vahiydir”(2) dediği bir insandır. Abdullah bin Amr diyor ki: “Bana,
‘Efendimizin ağzından çıkan her şeyi yazıyorsun, ama; O'da bir beşerdir.
Yumuşak olduğu an da olur, öfkeli olduğu an da.. bazen arzu etmediği şeyler de
söyleyebilir’ dediler. Bunun üzerine ben de, hadis yazmayı bıraktım. Sonra
Efendimizle karşılaştığımda durumu haber verdim. Buyurdular ki: ‘Yaz! Nefsim
elinde olan Allah'â yemin ederim ki, bu ağızdan haktan başka bir şey
çıkmaz.’”(3)
Peygamber
Efendimiz (sav)’in bir insan olmasını aklı almayan, bir melek veya başka bir
varlık olması gerektiğini düşünenlere Kur’an-ı Kerimde: “Zaten, insanların
ekserisinin, kendilerine hidâyet geldiği halde iman etmemelerinin başlıca
sebebi: ‘Allah bula bula bir insan mı seçip halka elçi gönderdi?’ demeleridir”
buyrularak, Efendimize şöyle söylemesi emredilmektedir: “Onlara deki: ‘Eğer
yeryüzünde melekler yerleşip dolaşsalardı o zaman Biz onlara melek elçi
gönderirdik.’”(4)
Başkanımız, Hayırlı Olsun!..
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Makamınızın size, sizin toplumumuza hayırlı olmanızı diliyorum.
İktidar olmak için her yol mubahtır anlayışı süregelmiştir asırlardır. Bu anlayışın doğruluğu tartışılabilir ama bu zaman kaybından başka bir şey olmaz. Yanlıştır sonucuna varılsa bile bu yanlış metod uygulaması daha uzun yıllar yurdumuzda devam edeceğe benzemektedir.
İktidar olabilmek için her yol mubah görülebilir ama iktidarda kalabilmek için,
—İyi,
—Güzel,
—Doğru,
—Çalışmak,
—Başarı, kavramlarının dışında hiçbir yol mubah olamaz ve iktidarda kalınmak isteniliyorsa bu beş basamak, liderin ana prensipleri olarak yaşam statüsünde daim olmalıdır.
Size, partinize gönül vermiş seçim propaganda ekibinin yaptığı çalışmalar, toplumumuz tarafından karşılıksız, hiçbir çıkar beklemeksizin yapılan takdir edilecek çalışmalar olarak algılanmaktadır. Bir lidere gönül verenler, asla lideri başarıya ulaştığında teşekkürün dışında bir şey beklemez. Bu açıdan kimseye diyet borcunuzun olmadığını biliyorsunuz zannediyoruz; rahat olunuz.
Her başarılı liderin elinde sihirli bir değneği vardır. Adı, ‘EKİP’ olan bu değnek sayesinde liderler başarı ya da başarısızlığa imza atarlar. O ekibin tüm başarısı da, başarısızlıkları da size fatura edilecektir.
“Vaatleriniz,” demiyoruz; “Seçim öncesi yarınlarla ilgili çalışma planınız,” diyor ve bu planınızın da bir şekilde vatandaşın hafızasında, ya da yazılı veya ses kaydı olarak bulunduğunu aklınızdan çıkarmamanızı diliyoruz.
Emirdağ İçin Hayırlı Olsun
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Değerli Emirdağlılar aylar süren Yerel Seçimler nihayet sonuçlandı. Seçim sonucu başta Emirdağ ilçemize tüm Türkiye ye hayırlı ve uğurlu olsun. Elbette bu seçim sonucunda sevinende oldu, üzülende, ama sonuçta kazananın Emirdağ olmasıdır. Hatırlarsanız 18 Mart 2009 tarihindeki yazımda belirtmiştim “Kim kazanırsa kazansın ama sonuçta Emirdağ kazansın “ diye. İnşallah kazanan Emirdağ oldu. Bunu zaman gösterecek. “Yeni seçilen ilçemizin Belediye Başkanı Cengiz Pala beyefendiyi tebrik eder Emirdağ için güzel şeyler yapmasını bekleriz.
Şu bilinmelidir ki Emirdağ’ına hizmet eden herkes başımızın tacıdır. Hangi parti hangi görüşten olursa olsun. Yeni başkan halktan yetki istedi halk yetkiyi verdi. Yetki sizden hizmet bizden denilmişti. Evet, sayın başkan yetkiyi aldınız artık sıra sizde hizmet bekliyoruz. Tabii ki bazıları daha görevi devralmadan bu ne başkanın elinde sihirli değnek mi var diyebilirler. Bizde bu gün den yarına bir şey istemiyoruz. Sayın Lütfi İhsan Dağa da yapmış olduğu hizmetlerden dolayı buradan teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. İnşallah bu konudaki yazımı da görevi devreden den sonra yazacağım.
Sayın Cengiz Bey her şeyden önce verilen sözler unutulmamalıdır. Benim için ilk etapta kurumum için verdiğiniz sözlerin takipçisi olacağım. Ziyaretinizde okulun bahçesinin parke taşı döşenmesi konusunu dile getirmiştik. “Eğer başkan seçilirsem söz veriyorum okulunuzun bahçesine parke taşı döşeyeceğim” demiştiniz. Bu sözünüzü inşallah bir daha hatırlatma gereği duymayız. Elbette verilen sözler bununla sınırlı değil. Okul çevresindeki yolların asfaltlanması konusun dada yine benzeri sözler verilmişti. Belediyenin eğitim konusundaki daha önceki yıllardaki duyarsızlığı inşallah sizin döneminizde duyarlılığa dönüşecektir.Salih Mutlu Şen
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler
1964
yılında Emirdağ’da doğdu. İlköğretimini Emirdağ
da tamamladı. Arkasından Eskişehir Anadolu Lisesini kazanarak Ailesiyle
birlikte Eskişehir’e taşındılar. Eskişehir Anadolu Lisesini 1983 yılında
tamamladı. 1984 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Uluslararası İlişkiler Bölümünü üstün başarı ile 1989 yılında tamamladı.
1992'de
Çok Taraflı Ekonomik Kuruluşlar Dairesi'nde Aday Meslek Memuru olarak göreve
başladı ve 1993'te askerlik nedeniyle görevinden ayrılmıştır. 1993'te Çok
Taraflı Ekonomik Kuruluşlar Dairesi'nde Aday Meslek Memuru, Ataşe, 1994'te
Kabil Büyükelçiliği'nde Ataşe, Üçüncü Katip, 1996'da AGİT Daimi
Temsilciliği'nde Üçüncü Katip, 1998'de Küresel Silahların Kontrolü ve
Silahsızlanma Dairesi'nde Üçüncü Katip olarak görev yapmış ve 1998'de istifa
ederek görevinden ayrılmıştır.
2000'de
Konsolosluk Yasadışı Göç Kontrolü Dairesi'nde Üçüncü Kâtip, 2002'de Riyad
Büyükelçiliği'nde İkinci Kâtip, Başkatip, 2004'te Varşova Büyükelçiliği'nde
Başkatip, Müsteşar olarak görev yapmış ve 2006'da Çok Taraflı Kültürel İşler
Dairesi'ne Şube Müdürü, Daire Başkanı olarak atanmıştır.
Türkiye-Imf İlişkileri Ve Imf İle 20.Stand-By'a Doğru
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
IMF,45 ülkenin imzaları ile 27 Aralık 1945'de Bretton Woods Konferansında kabul edilen esaslar üzerine Washington'da kurulmuş ve 1 Mart 1947'de de finansal operasyonlarına başlamıştır.Kurumun esasları Ana Sözleşme ile kararlaştırılmıştır. IMF 'nin kuruluş amacı Ana Sözleşmede; ''Uluslararası parasal işbirliğinin geliştirilmesini sağlamak;uluslararası ticaretin dengeli bir şekilde gelişmesine yardımcı olmak;çok taraflı ödemeler sisteminin kurulmasına destek olmak;ödemeler dengesi sıkıntısı çeken üye ülkelere gerekli geri dönüş önlemlerini alma kaydıyla yeteri kadar maddi destekte bulunmak;üye ülkelerin ödemeler dengesi sorunlarının derecesini ve süresini düşürmek''(IMF,Şubat 2004)olarak belirlenmiştir.Bretton Woods Konferansına katılan 44 ülkeden 39'unun yanı sıra 6 yeni ülke daha 1945'te IMF Ana Sözleşmesini onaylayarak IMF'nin kurucu üyeleri olmuşlardır.Bretton Woods Konferansına katılan Türkiye ise IMF'ye kurucu üye olarak katılmamıştır.Türkiye'nin IMF'ye katılması,IMF'nin finansal operasyonlarına başladığı tarihten 10 gün sonra yani 11 Mart 1947'de gerçekleşmiştir.
Her ülke IMF'ye üye olabilir.Bunun için IMF Ana Sözleşmesini kendi parlamentosunda onaylayarak uluslararası anlaşma haline getirmesi ve kendisine düşen kotayı IMF'ye ödemesi(ya da ödenmesi zorunlu bölümünü ödeyip kalanını taahhüt etmesi)gerekmektedir.
Devamını oku: Türkiye-Imf İlişkileri Ve Imf İle 20.Stand-By'a Doğru
İslamın İnsan Sağlığına Verdiği Önem
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce
Allah’ın imandan sonra insanlara verdiği en büyük ve en değerli nimetlerden
biride sağlıktır. Çünkü sağlıksız hayatın ne tadı, ne de bir anlamı vardır.
Kuranı Kerim’de ve Peygamberimizin sünnetinde hayatın ve sağlığın, Cenab-ı
Hakkın en büyük emanet ve nimeti olduğu belirtilerek, bunların korunması emredilmiştir. Peygamber
Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurur: “İki nimet vardır ki,
insanların çoğu bunlar hususunda aldanmıştır: (Bunlar) sıhhat ve boş vakittir.”(1)
Sağlığımızı
korumanın iki yönü vardır. Birincisi tedbir, ikincisi de tedavidir. Bulaşıcı
hastalıklardan kaçınmak, her türlü temizlik kurallarına azami şekilde dikkat
etmek; her vesile ile ellerimizi sabunla yıkamak, dengeli beslenmek önemli
olduğu gibi dinimizin haram saydığı ve doktorların zararlı gördüğü bütün içecek
ve yiyeceklerden uzak durmak da tedbirdir.
Bütün
tedbirlerimize rağmen hastalık gelirse, şifa bulmak için gereğini yapmak ise
tedavidir. Fakat unutulmamalıdır ki, şifayı yalnızca Allah verir. Doktorlar ve
ilaçlar sadece birer vesiledir. Allah dilemedikten sonra kimse iyi edemez.
Kur’an’da tevhid hakikatinin de en güzel şekilde ifade edildiği yerlerden
birinde Hz. İbrahim (as) inanmayanlara şöyle hitap etmektedir: “O’dur beni
yaratan ve hayat imkânlarını veren, maddeten ve mânen yol gösteren. O’dur beni
doyuran, O’dur beni içiren. Hastalandığımda O’dur bana şifa veren. O’dur beni
öldürecek ve sonra da diriltecek olan.”(2)
GEL GİTME KALMASIN GÖZÜM YOLLARDA
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Toplumumuzu strese sokan seçim çalışmaları nihayet bitti. Ekilenler, yarın akşam sandıklardan çıkacak.
Bayraklar, seçim broşürleri ertesi gün hemen toplattırılır mı bilmem ama bu zamana kadar kapanmayan iddialı ağızların hemen toplanacağı kesin.
Hele bu ağızlar, dudaklarının arasından çıkan sözcükleri bir de kağıda yazıp dağıttıysa, sandıktan da aradığı çıkmadıysa, hüzün dağ başlarından taa yüreğinin gelir ortasına oturur.
Sadece kendi ve etrafındaki yandaşlarının fikir ve düşüncelerinden başka fikir ve düşüncelerini kabul etmeyen böyleleri için hüzün kine dönüşür. Hele bunlar memleket ve şahıs için değil de bir parti için çalıştıysa, taşı-toprağı partizan yapmak için uğraşır.
Bu bakımdan sarsılan bu kişi ve kişiler belli bir süre evlerinden de çıkmayı göze almazlar, içlerine kapanırlar; o seçim öncesi gülüp, şakıyan kişinin dili boğazına kaçmış gibi suspus olması aile bireylerini de şaşırtır, kaygılandırır, telâşlandırır.
Artık cadde ve sokaklarda, meydanlarda vatandaşa diretirmiş gibi:
“- Oyunuzu şöyle iyi, böyle namuslu, yenilikçi şeye veriiin!” anonsları kesilmiştir.
Yakalardaki gururla taşınan rozetler, hışımla sökülür, fırlatılır.
Eş, neşesinden bir şey kaybetmediyse, şüpheyle karşılanır. Hatta denir de:
“- N’o gız?! Yoksa oyunu dedenin partisine mi verdin de, neşelisin?!














