Öğrencisinden öğretmenine samimi bir mektup
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim ...
Hayat bu, kimi ağlar kimi güler; sen gülümse öğretmenim. Özün güldükçe yüzün gülüyor. Her gülüşün bin ilaca bedel ...
Hareketlerimizin en kalıcısı nezaket ... Her zamanki gibi kibar ol öğretmenim.
Hem hatıralarımda yaşıyorsun, hem hatıralarımı yaşatıyorsun. Davranışlarınla terbiye et öğretmenim.
Ara sıra yanlışlarını görüyorum. Görüyorum ama bunları unutuyorum hemen. Hayatın en büyük esası, samimilik... Samimiyet içten olmalı... Samimi ol öğretmenim.
"İyi insan olmak için dışarılara gitmeye lüzum yok." dersin. İçimizdeki işe yaramaz unsurları atmamızın yetebileceğini söylersin. Bunun farkındayım; iyimser ol öğretmenim.
Aptal Dünya, Yine De Dönüyor
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Bu dünyanın aklı kıt olmalı.
—Kanını fışkırtmak için savaşan insanları,
—Oksijenle zenginleştirdiği Ozon tabakasını yanan kanıyla delenleri,
—Görünüşünü çirkinleştirmek için her türlü pisliği yapan danaları görüyor.
Görüyor ve sanırım bu insanlara ne ceza vereceğini düşünüyor olmalı; hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi dönüyor…
Acaba,
—Rüşvetçileri yakalamak için giden polisin, rüşvet alırken yine polis tarafından yakalandığını,
—Tutuklu kalması gereken üç kişiyi nöbeti sırasında serbest bırakan hâkimi,
—Aynı hâkimin, idarî soruşturma açılmaması için bir parti yöneticisine el ovuşturduğunu,
—Devleti milyonlarca lira zarara uğratan çete üyelerinin serbest bırakıldığını,
—Devleti dolandırdıktan sonra yurt dışına kaçıp, davanın zaman aşımına uğramasını bekleyenin, 'mani azaldı, gidip az daha tokat atayım' düşüncesiyle geri döndüğünü görmüyor, görse de değerlendirmiyor olmalı…
Bu aptal Dünya,
—En yakın arkadaşını yüklü miktarda 'tokatladıktan', bir de çok sevdiği dostuna kefillik gibi bir sorumluluk yükledikten sonra sırra kadem bastığını,
—Karısını ve de 17 yaşındaki kızını para karşılığı fuhuşa sürüklediğini,
—Ana ve kızın, sevgilileriyle daha rahat aşk yaşayabilmek için evin erkeğini sevgilileriyle bir olup, öldürdüğünü,
—Çocuk yaşına bile ulaşamamış bebeğin ırzına geçip, ölümüne sebep olanların bilmem ne affıyla hapisten kurtulduğunu olağan şeylerdenmiş gibi mi kabul ediyor?
Bunları bilmiyorsa ben, ihbar ediyorum.
Şayet biliyor da, tavrını bozmuyorsa, sanırım gerçekten aptal.
Baksanıza, hâlâ dönüyor…
Çocuklara Karşı Sorumluluğumuz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Cenab-ı Hak Kur' an-ı Kerim' de Kıyamet Suresinin 36. ayeti kerimesinde: "İnsan kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanır?" buyurularak insanın boş yere yaratılmadığı bildirilmektedir.
Dünyada Cenab-ı Hakk'ın yarattıkları içerisinde sorumluluk taşıyan tek varlık, hiç şüphe yok ki, insandır. Esasen insanı diğer yaratıklara göre üstün kılan temel özellik de onun, sorumluluk taşımasıdır.
Peygamber Efendimiz Hadis-j Şeriflerinde: "Hepiniz çoban ve koruyucusunuz. İşbaşındakiler de koruyucudur ve yönetimlerinde bulunanlardan sorumludur. Erkek, ailesinin çobanı, koruyucusudur. O da, ondan sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malının koruyucusudur ve eli altında bulunanlardan sorumludur.
Hepiniz çobansınız ve herbiriniz (emriniz altında bulunanlardan) sorumlusunuz.” buyurarak her insanın bir sorumluluğunun bulunduğunu bildirmekte: önemlerine binaen bazılarını ve bu arada aile reisini de özel olarak zikretmektedir.
Aile reisi, ailede bulunan özellikle çocukların geçimini, eğitim ve öğretimlerini ve dinı terbiyelerini sağlamakla yükümlüdür.
Sevgili Peygamberimiz, insanın çocuklarını yetiştirmedeki çalışmasını en üstün çaba olarak değerlendirmiş ve:
"Kişinin hayıra sarfettiği paranın en efdali, çoluk çocuğuna sarfettiği para ile, Allah yolunda, kullanacağı atı için verdiği ve bir de Allah rızası için Allah yolunda arkadaşlarına verdiği paradır." buyurmuşlardır.
Görülüyor ki yüce dinimiz, geleceğin teminatı olan çocuklarla ilgili olarak aileye, hatta topluma büyük sorumluluklar yüklemiştir. Çocukların inançlı, sağlıklı manevi değerlerine bağlı; vatan ve millet sevgisiyle dopdolu olarak yetiştirilmesinde ailenin ve toplumun, rehberliğini öngörmüştür.
Mensubu olmakla daima mutluluk duyacağımız yüce dinimiz hakkında yavrularımızın sağlıklı bilgi almalarını ve dinimizin ana kitabı olan Kur'an-ı Kerim'i öğrenmelerini sağlamanın anne ve babanın önemli görevleri arasında olduğunda şüphe yoktur. Müslüman bir çocuğun dinini ve dininin kitabı olan Kur'an-ı Kerim'i öğrenmesinden daha tabii ne olabilir.
Okulların tatile girdiği bu günlerde çocuklarımızı Kur' an-ı Kerim kurslarına ve camilerimize göndermek suretiyle bu ihtiyaçlarını gidermelerine yardımcı olalım ve bu konuda bize. düşeni anne ve babalar olarak yerine getirelim. Böyle yapacak olursak, hem onlara karşı olan bu sorumluluğumuzu yerine getirmiş ve hem de onların dini bütün bir insan olarak yetişmelerini sağlamış oluruz.
Hutbemi ibn Mace'nin Enes b. Malik radıyallahu anh'tan rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifin mealiyle bitirmek istiyorum. "Çocuklarınıza iyi muamelede bulunun ve onları güzel terbiye edin."
Parti Kapısına Kilit Mi?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Basında okudum.
Başka bir ilin milletvekili Sinop’a geliyor ve bir parti binasının kapısına kilit vurup, gidiyor.
Şutlanan parti yöneticileri de demeç veriyor:
“- Partimiz genel merkezi böyle uygun görmüş. Yine görev verirlerse seve seve yaparız.”
Bu kadar rencide edildikten sonra da mı?
N’oluyor bu halka?Parti liderlerinin tek egemen olduğu bu ülkede egemenliğin kayıtsız-şartsız milletin olabilmesi için kimler kendilerini öne atacak?
Her millet vekili Mahmut KOÇAK gibi neden olamıyor?
Tüm liderler ağızlarını açtılar mı Atatürk’ün izinde olduklarından, Atatürkçü düşünceden, O’nun ilkelerinden, inkılâplarından yana olduklarını söylüyorlar. Bizler de aynı.
Bu nasıl Atatürkçülük?
Hani egemenlik kayıtsız şartsız milletindi?
Hani partiniz sosyal ve de demokrattı?
Hani özgür düşünceden yanaydınız?
Eğitim mi? Öğretim mi?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
İlk bakışta eğitim ile öğretim arasında fazla bir fark yok gibi görünür. Aslında bu iki kelimenin anlattığı süreçler birbirinden çok farklıdır.
Genel anlamda tanımlama ile eğitim; bireyin davranışlarında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik yönde değişme meydana getirme sürecidir. Bu tanımda dikkati çeken öğelere bakınca şunları görmek mümkündür. Eğitim, bir anlık durum ya da olay değil, öncelikle bir süreçtir. Bu süreçte bireyin davranışlarının istenilen yönde değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Davranışlarda değişme meydana getirme istenilmekte ve bu hedefe ulaşmada araç olarak bireyin yaşantısı kullanılmaktadır.
Öğretim ise; bir kimseye, bir konu bilgi ve beceri kazandırmaktır. Bu iki kelimenin genel anlamdaki manalarını verdikten sonra bu haftaki yazımızın ana konusuna dönelim. Evet, önce eğitim mi? Öğretim mi? Kendi düşüncemi söylemeden önce sizlerde bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Dikkat edersek yakın zamana kadar hep eğitim ve öğretim yılı diye başlar ve devam ederdik. Fakat ne açıdır ki son yıllarda artık sadece öğretim diyoruz. Öğretimi hep ön plana çıkarıyoruz. Örneğin; 2003-2004 Eğitim ve öğretim yılı derken artık 2007-2008 Öğretim yılı diyoruz. Artık bizlerde birer eğitimci olarak bunu özümsemeye başladık. Ama şahsım adına 20 yıllık meslek hayatımda hep eğitimi ön plana çıkardım. Tabii ki öğretimi bir kenara atmadım. Zaten böyle bir şeyde düşünülemez. Anlatmak istediğim eğitimi öğretime heba etmedim. Okulun görevi çocuğu eğitmektir ve bilgi öğretmektir. Eğitim sistemimiz gereği öğretim ön plana çıksa da bizlere mevki sahibi insanlar kadar eğitimli vatanını milletini seven büyüklerine saygı küçüklerine sevgi duyan insanlar lazımdır. Hepimiz kaymakam ve oğlu bir farklı rivayetle padişah ve oğlu menkıbesini bilirsiniz. Bunu birçoklarımız duymuşuzdur. Ben yine de hatırlatayım, Zamanın birinde bir padişah ile bir oğlu vardır. Babası oğluna hep şunu der “Sen adam olmazsın”. Gel zaman git zaman bu oğlan padişah olur ve adamlarına babasını çağırıp getirmelerini söyler. Padişahın adamları gider ve padişahın babasını alıp huzura getirirler. Padişah babasına “ Baba bak bana sen adam olmazsın derdin. Ben koskoca bir padişah oldum “ der. Babası da padişaha dönerek” Oğlum ben sana adam olamazsın dedim. Bakıyorum padişah olmuşsun. Ama hala adam olamamışsın” der. Evet, beyler öğretim elbette önemlidir. Ama eğitimsiz insanda bilgi olsa da bir şeye yaramaz. Esen kalın.
Öküz Parası
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı

Bin dokuz yüz altmışlı yıllar sırası
Herkesin gönlünde bir Avrupa sevdası
Ana baba günüydü İstanbul Haydarpaşası
Biletçi dedim; kaç para İstanbul Alamanya arası
Boş ver gardaş dedi, yere batsın Avrupası
Atılırda gidilir mi şu memleketin havası
Kalmam dedim, dönerim kazanınca öküz parası
Gurur Mudur, Utanç Mı “Emirdağlıyım” Demek?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
‘Nerelisin’ sorusu Türkiye’de yaşamınız boyunca karşılaşabileceğiniz en sık sorulardan birisidir. Özellikle yeni bir ortamda yeni insanlarla yeni bir tanışma faslında “adınız nedir” sorusunun hemen ardından “Nerelisiniz” sorusu gelir karşınıza…
Aslında dünyanın ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde yaşayan birisi için bu soruya cevap vermek oldukça basittir. “İzmirliyim, Vanlıyım, Ankaralıyım” ya da buna benzer cevapları hazırdır, Emirdağlı olmayanların.
Ya Emirdağlıların?
Hiç düşündünüz mü? Belki sizin de başınıza geldi “Nerelisin” sorusuna bir an tereddüdün ardından neler söylediğiniz?
-“Emirdağlıyım, şey aslında Afyonluyum, yani Emirdağ Afyon’un bir ilçesi de”
Bu cevapta aslında haykırmak isteriz “Emirdağlıyım” diye, içimizden geçer “İl olmak” Afyon kelimesini hiç kullanmamayı isteriz ama bu gidişle bu sadece hayalden ibaret…
Başka bir diyalogda “Emirdağlıyım” deriz gayet rahat bir şekilde. Karşımızdaki şaşırır: “Emirdağ da neresi ?” diye sorunca açıklama yapma ihtiyacı hissederiz, “Afyon’un bir ilçesi..” ve hemen yanıt gelir, “Afyonluyum desene o zaman”
Biz ise zaten alışığız bunlara, cevabımız hemen hazırdır genelde, “Pek iyi geçinmeyiz de…” Fakat bu tatminkâr bir yanıt değildir. Yabancı devam eder “Neden?” Emirdağlı son kozunu oynar “….Ya ne bileyim işte Eskişehir’e bağlı gibiyiz…”
Bu ve buna benzer diyaloglar her Emirdağlının başına sık sık gelir. Nedir bu kimlik karmaşasının sebebi?
Doğduğumuz yer mi, doyduğumuz yer mi? Bu topraklar, bu yaylalar, bu dağlar mı?
Bağlı olduğumuz il olan Afyon mu? Neden kabullenemeyiz Afyonlu olduğumuzu?
Biz Emirdağlılar neden “Ötekilileştirildik”
Bizim Afyon ve Afyon’a bağlı diğer ilçelerde yaşayanlardan ne farkımız var?
Kendimizi “özel” hissetmeye neden ihtiyaç duyuyoruz?
Nereli olduğumuz sorusu karşısında düştüğümüz bu ikilem, aslında Yörük-Türkmen, Yerli-Köylü, Gavurcu-Gavurcu olmayan, Alevi-Sünni gibi toplumsal ayrışıma maruz kalmamızın daha genel anlamda “kimliğimize yansıması”.
Şu bir gerçek ki bizler “farklıyız”. Afyon’dan, Afyonlu’dan, Afyon’un diğer ilçelerinden. Kendimizi özel hissetmemizin nedeni de bu olsa gerek. Yıllar önce Avrupa’ya başlayan göç sonucunda farklılıklar da girmeye başladı hayatımıza. Alamancının “radyosu”, Belçikalının “hünerli gelini”, Hollandalının “peyniri” derke başladı değişimimiz ve hâlâ da devam ediyor. Aslında bu değişim Emirdağ için kazançtır, olumlu değişiklikler bunlar bizi farklı kılan kültürümüze zenginlik katan nedenlerden sadece birkaçı…
Sadece kültürel yönden değil sosyal anlam da değiştik. Emirdağ’a açılan Yüksek Okul da etkiledi bu değişimi… Emirdağ’lı sözüm ona, yabancıların bizi dışarıdan görenlerin deyişiyle “yontuldu bir nebze”. Emirdağ’daki Askeriye (Artık olmayacak) sayesinde esnafımız “Gurbetçi” ve hemşerileri haricinde başka birileriyle nasıl alışveriş yapılacağını öğrendi.
Daha geçen hafta Ankara’da tesadüfen Emirdağ’da acemiliğini yapan bir askerle karşılaştım. Tabii hemen Emirdağ hakkında izlenimlerini sordum. Samsunlu bir gençti. “Emirdağlı çok kaba ve yüzü gülen insan göremedim, ah hele o esnaflar” dedi, gerisini yazmayacağım.
Keza google’da “Emirdağ” yazarsanız, acemi birliğini ilçemizde geçiren askerlerin “Youtube” adlı paylaşım sitesinde hakkımızda nasıl atıp tuttuklarını hatta hakaret ettiklerini ibretle okursunuz. Aslında Emirdağlılar olarak bu kişilere “hakaret veya tazminat davası” açabiliriz, ilçemizin saygınlığı açısından…
Keşke, bir üniversitemiz de olsaydı, Gurbetçiden başkası da gelseydi, başka ilçelerden, başka illerden, başka ülkelerden gelenler olsaydı… Bizi eleştiren daha çok olsaydı da, daha çok görseydik eksiklerimizi.
Yani Emirdağlı olarak yaşadığımız bu ikilem, bu Afyonluluğu kabullenememe, bu Emirdağlılığı yüceltme, bu asi, bu isyankâr, bu kabına sığmaz yanımız bizi biz yapan değerler. Anladım ki “Emirdağlıyım” derken utanmıyormuş Bozkır insanı, “Afyonlu değilim Emirdağlıyım” derken gururla söylüyormuş Adaçal insanı…














