Niçin İbadet Ediyoruz?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Aklımızı anlamaya, kalbimizi sevmeye, elimizi tutmaya, ayaklarımızı yürümeye, aklımızı anlamaya elverişli tarzda terbiye eden Allah’tır. Hayvanlar da benzeri uzuvları taşımasına rağmen, insandaki kadar mükemmel kullanamaz. Bunun karşısında Rabbimizin bizden beklediği O’na gereği gibi kulluk etmemizdir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyrulur: "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım"(1) Yaradılışımızın gayesi olan ibadetlerimizi yaptığımız takdirde hem Allah'ın verdiği nimetlere karşı teşekkür borcunu yerine getirmiş oluruz, hem de O'nun sevgisini kazanırız. Eğer biz vazifemizi yerine getirir, O'nun sevgisini kazanırsak, Allah, bize dünyadaki nimetlerinden çok daha fazlasını ahirette verecek ve bizi cennette sonsuz mutluluğa kavuşturacaktır.
Yalnız Allah için yapılan ibadet, en geniş anlamda, Allah'ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamı içine alır. İbadet, Allah emrettiği için yapılır. Ve neticede de yalnız Allah’ın rızasını kazanmak hedeflenir. Allah'ın rızasını, hoşnutluğunu kazanan insan ise hem dünya hem de ahiret mutluluğunu elde eder. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: “Ey insanlar! Hem sizi, hem de sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Umulur ki böylece (her türlü zarardan) korunmuş olursunuz."(2)
İbadetlerimiz, aynı zamanda bela ve musibetlere karşı koruyucu bir kalkandır. Yaptığımız ibadetlerle bir kısım belalar başımızdan uzaklaştırılır. İbadet eden insanın ruh sağlığı da sağlam olur. İnsan, kulluk vazifesini yerine getirmiş olmanın huzurunu yaşar. Bazen insan çeşitli sıkıntılarla karşılaşıp ümitsizliğe ve bunalıma düşer. Böyle bir durumda inanan insan ibadetle yaklaştığı Rabbisine güvenir, dayanır ve bunalımdan kurtulur.
İbadet, mü’minin kalbine Allah korkusunu yerleştirir. Mü’min nerede olursa olsun –iyi veya kötü- bütün yaptıklarından bir gün hesaba çekileceğini bilir. Ne zaman bir günaha yönelecek olsak, ibadet ile kazandığımız şuur bizi engeller.
Hutbemi bir ayet-i kerime mealiyle bitiriyorum: “Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlara Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.”(3)
(1) Zariyat, 56
(2) Bakara, 21
(3) Enfâl, 2-4
Mevlid Kandili
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
25 Şubat Perşembe gecesi Peygamberimizin dünyaya teşrifinin yıldönümü olan Mevlid kandilidir. 15 asır evvel yine böyle bir gecede Mekke-i Mükerreme’de muhteşem bir olay meydana gelmiş, ismi Cenab-ı Hakkın ismiyle zikrdilen, O’nun habibi olma şerefine mazhar olan Muhammed Mustafa dünyaya gelmişti. Bu gecenin sabahında zulmet ve çirkeflikler içinde bulunan beşerin ufkunda ilahi bir nur doğdu. İbrahim (a.s)’ın “Ey Rabbimiz, içlerinden onlara senin ayetlerini okuyan Kitabı ve hikmeti öğreten onları her kötülükten arındıran bir peygamber gönder”(1) dediği duası, Hz. İsa’nın müjdesi ve Hz. Amine’nin rüyası gerçekleşti. İşte bu nur onları bulundukları zulmetten kurtarıp, hidayete sevk edecekti. O’nun dünyaya gelmesi demek; insanlar için hakkın hakim olduğu nurlu bir devir, küfrün ve zulmün kalkması ve tevhid akidesinin yeniden canlanması demekti.
Peygamberimizin doğumu beşeriyet için en büyük nimetlerden biridir. Rabbimiz Kuran-ı Kerimde: “And olsun ki, Mü’minler daha önce apaçık ve kesin bir sapıklık içinde bulunuyorlarken, Allah içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları temize çıkaran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdiği için, büyük bir lütüfta bulunmuştur”(2) buyurarak bu gerçeği vurgulamaktadır.
Çünkü onun rahmeti bütün alemleri kuşatmıştır. Ve Peygamber Efendimiz “Bir şahid, bir müjdeci ve uyarıcı, Allah’a O’nun emriyle bir davetçi ve nur saçan bir kandildir.”(3) İşte onun içindir ki, her yıl bu mübarek günü kutluyor, O’nun yüce hatırasını yad ediyoruz. Hatta ona olan sevgi ve bağlılığımızı göstermek için kutlu doğum programları düzenliyoruz.
Peygamberimizin doğumunu anmak, yalnız bazı programlar düzenlemek, güzel sesli kimselerin kasideler okuması veya farklı etkinliklerin yapılması değildir. Bunlarla birlikte, onu gerçekten sevebilmek ona tabi olmaktan, onu örnek almaktan ve yüce ahlakıyla ahlaklanmaktan geçer. Allah’a olan tevekkülünü, itimadını; insanlara olan merhametini, adaletini; karşılaştığı güçlüklere karşı sabır ve sebatını; onun cömertliğini, zühdünü ve faziletini bilmek ve bütün bunlara uyma gayreti içinde olmaktan geçer. Ona uymayan ölçüleri tepelemekten geçer. Ve Allah’a olan sevgi, onu sevmekten geçer. O’na sonsuz salat ve selam eder, kutlu doğumunun Aziz Milletimize ve bütün Müslümanlara mübarek olmasını niyaz ederim.
(1) Bakara, 129
(2) Ali İmran,164
(3) Ahzab, 45-46
Dövlet Nerede?!!!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Vatandaş, 'olmaz'ı olur yapmış ve dereyatağına bina inşa etmiş. Yağmur yağmış, gök çatlamış; çoklarının ödü patlamış. Dere, vatandaşın binasının orada gereksiz olduğuna karar verip, temelinde alıp, bilinmeyen bir yerlere taşımış. Vatandaş, bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Vatandaşın yeniyetme kızı, internetten tanıştığı, tanışıpta yaşını, eşini, dört çocuğunu bilmediği erkeğin buluşma davetini kabul etmiş, takılmış peşine taa Urfalara gitmiş. Kız ana-babası bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Devletin kurumu uyarıyor vatandaşı:
"- Bak vatandaş! Yarın kış kışlığını yapacak! Çekme halatsız, zincirsiz yola çıkmayınız lütfen!"
Müneccim olmalı, dediği gibi kış kışlığını yapıyor. Yol, ayakkabılarını giymeyip, çorabıyla üzerinde gitmeye çalışan taşıtları, 'ayaklarınız üşüdü; hele kenara çekilin de az ısının' dercesine atıyor kenara.
Çeyrek depo yakıtla kaloriferden medet umuyorlar dokuz saat. Kurtarıcı gelince bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Arkadaşlar bazen kareyi tamamlayayım diye okey oynamaya çağırırlar. Soluya soluya giderim hem bekletmeyeyim, hem de spor olsun diye.
İyi de herkese okey geliyor, bana neden gelmiyor? İki oyunun ikisinde de hiç okey gelmez mi?
"- Dövlet nerede?"
Lastik Patlayınca
Adamın lastiği tam tımarhanenin önünde patlamış, kaldırıma ancak yanaşabilmiş. Sonraki işlem malum... Kriko, stepne, bijon anahtarı derken, birde bunların yanına talihsizlik eklenince, söktüğü dört adet bijon yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer. Mazgal açılır gibi değil, bijonlar görünür gibi değil.
Talihsiz sürücü bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz duygular içinde kaderiyle
başbaşa, kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, çaresiz adamın halini bir süre daha acıyarak izledikten sonra seslenir;
— Ulan salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
— Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
— Düşündüğün şeye bak! Sök öbür lastiklerden birer tane Sök hepsi 3 bijonlu olsun.
Adam bir lastiklere bakar birde deliye ve hemen işe girişir.
Her şeyi tamamlayıp bagaj kapağını kapatan sürücünün aklı deliye takılır. Arabasına binmeden evvel döner dikkatli dikkatli adama bakar. Akıl hastanesindeki adama seslenir:
—Senin ne işin var tımarhanede? diye, sorar.
— Biz burada ' delilikten yatıyoruz kardeşim,' salaklıktan değil.
Vatandaş, 'olmaz'ı olur yapmış ve dereyatağına bina inşa etmiş. Yağmur yağmış, gök çatlamış; çoklarının ödü patlamış. Dere, vatandaşın binasının orada gereksiz olduğuna karar verip, temelinde alıp, bilinmeyen bir yerlere taşımış. Vatandaş, bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Vatandaşın yeniyetme kızı, internetten tanıştığı, tanışıpta yaşını, eşini, dört çocuğunu bilmediği erkeğin buluşma davetini kabul etmiş, takılmış peşine taa Urfalara gitmiş. Kız ana-babası bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Devletin kurumu uyarıyor vatandaşı:
"- Bak vatandaş! Yarın kış kışlığını yapacak! Çekme halatsız, zincirsiz yola çıkmayınız lütfen!"
Müneccim olmalı, dediği gibi kış kışlığını yapıyor. Yol, ayakkabılarını giymeyip, çorabıyla üzerinde gitmeye çalışan taşıtları, 'ayaklarınız üşüdü; hele kenara çekilin de az ısının' dercesine atıyor kenara.
Çeyrek depo yakıtla kaloriferden medet umuyorlar dokuz saat. Kurtarıcı gelince bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Arkadaşlar bazen kareyi tamamlayayım diye okey oynamaya çağırırlar. Soluya soluya giderim hem bekletmeyeyim, hem de spor olsun diye.
İyi de herkese okey geliyor, bana neden gelmiyor? İki oyunun ikisinde de hiç okey gelmez mi?
"- Dövlet nerede?"
Lastik Patlayınca
Adamın lastiği tam tımarhanenin önünde patlamış, kaldırıma ancak yanaşabilmiş. Sonraki işlem malum... Kriko, stepne, bijon anahtarı derken, birde bunların yanına talihsizlik eklenince, söktüğü dört adet bijon yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer. Mazgal açılır gibi değil, bijonlar görünür gibi değil.
Talihsiz sürücü bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz duygular içinde kaderiyle
başbaşa, kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, çaresiz adamın halini bir süre daha acıyarak izledikten sonra seslenir;
— Ulan salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
— Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
— Düşündüğün şeye bak! Sök öbür lastiklerden birer tane Sök hepsi 3 bijonlu olsun.
Adam bir lastiklere bakar birde deliye ve hemen işe girişir.
Her şeyi tamamlayıp bagaj kapağını kapatan sürücünün aklı deliye takılır. Arabasına binmeden evvel döner dikkatli dikkatli adama bakar. Akıl hastanesindeki adama seslenir:
—Senin ne işin var tımarhanede? diye, sorar.
— Biz burada ' delilikten yatıyoruz kardeşim,' salaklıktan değil.
Karşıyım
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Mary Christmas'ına, Noel yortusuna
Tıpa tıp özenirsin gavurun artisine
Çoluk çocuk demeyip bütün ahalinin
Karşıyım doğum günü verilen partisine
Anneler gününde alınırmış hediye
Alacak olan benim eller karışır niye
Bizim için her gün annemizin günüdür
Karşıyım bu güne batı icadı diye
Tapanlar var evliliğin yıl döndüsüne
Alerjim var yıl başının ta kendisine
Kesilen kurbanı canilik görenlerin
Karşıyım kestiği yılbaşı hindisine
Baktım Türk-İslam tarihimizin dününe
Buna benzer hiç bir gün çıkmadı önüme
Sevgiden yoksun Batı mı belirleyecek
Karşıyım en baştan sevgililer gününe
Kabakçı der günlerin olmamalı bir farkı
Gün üstünden dönmesin ekonominin çarkı
“Happy birthday to you” çevrilmiş her dile
Karşıyım çalmasın artık bizde bu şarkı.
HAKİKİ KABAKÇI
Yaratılanı Yaratandan Ötürü Sevmek
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yaratıkların en şereflisi olan insana yüce Allah, diğer yarattıklarından farklı olarak akıl ve irade vermiştir. Bunun gereği olarak da bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumluluklardan en önemlisi de sevgidir. Sevgi; Kâinatın yaratılış amaçlarından birisidir. Bir insanın, diğer bir insana ya da tüm canlılara gösterebileceği en büyük ve kolay fedakârlık sevgidir. Sevmek, sahip olduğumuz en değerli varlık olan yüreğimizi vermektir. Bu yüzden sevginin adanabileceği en büyük kapı Allah kapısıdır. Sevgimizi bir ölümsüze adamışsak onu da ölümsüzleştirmişiz demektir. Bu gerçeğin farkında olan mümin; Allah’ın mahlûkatını yine Allah’ın namına sever. Yunus’un deyimiyle “Yaratılanı Yaratandan ötürü sever.”
İyi şeylerle kötü şeyler aynı ellerle yapılmaktadır. Fena sözlerle güzel sözler aynı ağızdan çıkmaktadır. Güzel davranışlarla uygunsuz davranışlar aynı organlar tarafından yapılmaktadır. Durum böyle olunca, Allah’ın aynası hükmünde olan gönle imanı, sevgi ve hoşgörüyü yerleştirmek varken, inkâra gidilmesi, iyi söz varken fena sözlerin sarf edilmesi, güzel şeyler dururken kötü işlerin yapılması, akıl ve mantık işi değildir. Biz doğru kapıya yönelebilirsek herkes tarafından sevilmeyi de hak ederiz. Yüce Mevla Kur’an’da şöyle buyuruyor: “İman edipte iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”(1)
Sevgide emek vardır. En doğal sevgi emeğe dayanan sevgidir, çünkü bu sevgide şefkat vardır. Allah’ın kuluna, ananın evladına, bahçıvanın çiçeklerine ve mimarın eserine olan sevgisi bu tür sevgidir. Seven sevdiğine emek vermiş ve her şeyden önemlisi de kendisinden bir şeyler katmıştır.
Sevgide tanıma vardır. İnsan sevdiği kadar tanır ve tanıdığı kadar sever. İlgi de sevginin tezahürlerinden biridir. Bir şeyi sevip de ona ilgi göstermemek düşünülemez. Allah’ı sevdiğimizi söylüyor ama onun emir ve yasaklarına ilgisiz kalıyorsak, Peygamber Efendimizi sevdiğimizi söylüyor ama onun sünnetine uymuyorsak bu sevgi kupkuru bir iddia olur. Bir ayette: “Deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”(2) buyuran Rabbimiz, kendisini unutanlar içinde şu ürpertici ikazda bulunmaktadır: “Onlar Allah’ı unuttular Allah da onları unuttu.”(3)
(1) Meryem, 96
(2) Al-i İmran, 31
(3) Tövbe, 67
14 Şubat Sevgililer Günü Ve 3s Kuralı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Çok hoş bir klasik musiki parçasının güzel nağmeleri kulağımı okşuyor.
Facebook´a girer girmez Sazz&Jazz´ın Grup Cemre ile 13 Şubat Sevgililer Akşamı daveti geldi.
Başka yere verilmiş sözüm olmasaydı koşa koşa giderdim.
Hem birkaç dost yüz görür, hem de bir-iki Yakut eşliğinde birkaç lafın başını gözünü yarardık…
Çok ta iyi olurdu.
***
İnsani ilişkilerde benimsediğim 3S kuralı yön veriyor ilişkilerime.
Mütekabiliyet esasına göre ben insanda üç temel değerin olup olmadığına bakıyorum.
Sevgi – Saygı – Samimiyet, yani 3S…
Üçüde aynı anda aynı kişide mevcut olmak şartıyla.
Yani bende o kişiye karşı sevgi, saygı ve samimiyet var mı ?
Onda da bana karşı ve aynı anda…
Var ise merhabaya, sohbete, tartışmaya, paylaşmaya, küsmeye, barışmaya devam…
Zira karşılıklı güvenin gerçekleşmesi buna bağlı !
Aksi takdirde şüphe vardır ve şüphenin olduğu yerde huzur olmaz, gelişmez, güdük kalır.
İlişki (fonksiyonel) işlevsel kalır, çıkar ilişkisi olarak devam eder…
Ve şüphenin girdiği kapıdan aşk kaçar !
***
Esasen S´leri 4´lemek, 5´lemek te mümkün.
Ve hatta gerekli bazen.
Olmazsa olmaz ilk 3 S´ye seksin 4.cü S´si eklenirse AŞK oluşur.
AŞK´ı muhafaza etmek için ise 5.ci S olan Sadakat gerekir.
Her kural ihlalinin, her kaçamağın bir bedeli vardır !
Unutmamak gerekir ki 3S ne kadar evrenselse, AŞK ta o okadar tek kişiliktir, tekelcidir.
Bencidir, bencildir.
Zira CAN sevdiği CANANI paylaşmaz…
Sahiplenir, kıskanır, kaybetmekten korkar…
***
14 Şubat Sevgililer Günü !
Senede bir gün…
Hediyelik satanlar bana kızacaklar ama, anlayacaklarına da eminim !
364 gün dövülen, sövülen bir insanın sevgili olmaya devam etsinini benim aklım almıyor…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Dikeni de vardır ve arasıra batar elbette, ama kimse çiçekçiye diken almaya gitmez…
Ve dikenli gül olmak ısırgan otu olmaktan yeğdir.
O halde aşık gibi olmayı bırakın, aşık olun.
Düşün aşk yoluna…
Sevgi ile !
Saygı ile !
Samimiyet ile !
Bunlar varsa seks ile !
Daha sonra sadakat ile !
Ve hespinden önemlisi sabır ile !
***
Sevgililerinizin değerini bilin.
Bolca tatlı dil, güler yüz, iyi niyet çok derdin ilacı.
Gönlünüzden sevgi eksik olmasın !
Yakup Yurt ©
Brüksel, 09 Şubat 2010














