Yaratılanı Yaratandan Ötürü Sevmek
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yaratıkların en şereflisi olan insana yüce Allah, diğer yarattıklarından farklı olarak akıl ve irade vermiştir. Bunun gereği olarak da bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumluluklardan en önemlisi de sevgidir. Sevgi; Kâinatın yaratılış amaçlarından birisidir. Bir insanın, diğer bir insana ya da tüm canlılara gösterebileceği en büyük ve kolay fedakârlık sevgidir. Sevmek, sahip olduğumuz en değerli varlık olan yüreğimizi vermektir. Bu yüzden sevginin adanabileceği en büyük kapı Allah kapısıdır. Sevgimizi bir ölümsüze adamışsak onu da ölümsüzleştirmişiz demektir. Bu gerçeğin farkında olan mümin; Allah’ın mahlûkatını yine Allah’ın namına sever. Yunus’un deyimiyle “Yaratılanı Yaratandan ötürü sever.”
İyi şeylerle kötü şeyler aynı ellerle yapılmaktadır. Fena sözlerle güzel sözler aynı ağızdan çıkmaktadır. Güzel davranışlarla uygunsuz davranışlar aynı organlar tarafından yapılmaktadır. Durum böyle olunca, Allah’ın aynası hükmünde olan gönle imanı, sevgi ve hoşgörüyü yerleştirmek varken, inkâra gidilmesi, iyi söz varken fena sözlerin sarf edilmesi, güzel şeyler dururken kötü işlerin yapılması, akıl ve mantık işi değildir. Biz doğru kapıya yönelebilirsek herkes tarafından sevilmeyi de hak ederiz. Yüce Mevla Kur’an’da şöyle buyuruyor: “İman edipte iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”(1)
Sevgide emek vardır. En doğal sevgi emeğe dayanan sevgidir, çünkü bu sevgide şefkat vardır. Allah’ın kuluna, ananın evladına, bahçıvanın çiçeklerine ve mimarın eserine olan sevgisi bu tür sevgidir. Seven sevdiğine emek vermiş ve her şeyden önemlisi de kendisinden bir şeyler katmıştır.
Sevgide tanıma vardır. İnsan sevdiği kadar tanır ve tanıdığı kadar sever. İlgi de sevginin tezahürlerinden biridir. Bir şeyi sevip de ona ilgi göstermemek düşünülemez. Allah’ı sevdiğimizi söylüyor ama onun emir ve yasaklarına ilgisiz kalıyorsak, Peygamber Efendimizi sevdiğimizi söylüyor ama onun sünnetine uymuyorsak bu sevgi kupkuru bir iddia olur. Bir ayette: “Deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”(2) buyuran Rabbimiz, kendisini unutanlar içinde şu ürpertici ikazda bulunmaktadır: “Onlar Allah’ı unuttular Allah da onları unuttu.”(3)
(1) Meryem, 96
(2) Al-i İmran, 31
(3) Tövbe, 67
14 Şubat Sevgililer Günü Ve 3s Kuralı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Çok hoş bir klasik musiki parçasının güzel nağmeleri kulağımı okşuyor.
Facebook´a girer girmez Sazz&Jazz´ın Grup Cemre ile 13 Şubat Sevgililer Akşamı daveti geldi.
Başka yere verilmiş sözüm olmasaydı koşa koşa giderdim.
Hem birkaç dost yüz görür, hem de bir-iki Yakut eşliğinde birkaç lafın başını gözünü yarardık…
Çok ta iyi olurdu.
***
İnsani ilişkilerde benimsediğim 3S kuralı yön veriyor ilişkilerime.
Mütekabiliyet esasına göre ben insanda üç temel değerin olup olmadığına bakıyorum.
Sevgi – Saygı – Samimiyet, yani 3S…
Üçüde aynı anda aynı kişide mevcut olmak şartıyla.
Yani bende o kişiye karşı sevgi, saygı ve samimiyet var mı ?
Onda da bana karşı ve aynı anda…
Var ise merhabaya, sohbete, tartışmaya, paylaşmaya, küsmeye, barışmaya devam…
Zira karşılıklı güvenin gerçekleşmesi buna bağlı !
Aksi takdirde şüphe vardır ve şüphenin olduğu yerde huzur olmaz, gelişmez, güdük kalır.
İlişki (fonksiyonel) işlevsel kalır, çıkar ilişkisi olarak devam eder…
Ve şüphenin girdiği kapıdan aşk kaçar !
***
Esasen S´leri 4´lemek, 5´lemek te mümkün.
Ve hatta gerekli bazen.
Olmazsa olmaz ilk 3 S´ye seksin 4.cü S´si eklenirse AŞK oluşur.
AŞK´ı muhafaza etmek için ise 5.ci S olan Sadakat gerekir.
Her kural ihlalinin, her kaçamağın bir bedeli vardır !
Unutmamak gerekir ki 3S ne kadar evrenselse, AŞK ta o okadar tek kişiliktir, tekelcidir.
Bencidir, bencildir.
Zira CAN sevdiği CANANI paylaşmaz…
Sahiplenir, kıskanır, kaybetmekten korkar…
***
14 Şubat Sevgililer Günü !
Senede bir gün…
Hediyelik satanlar bana kızacaklar ama, anlayacaklarına da eminim !
364 gün dövülen, sövülen bir insanın sevgili olmaya devam etsinini benim aklım almıyor…
Gül-diken bütününde esas olan güldür.
Dikeni de vardır ve arasıra batar elbette, ama kimse çiçekçiye diken almaya gitmez…
Ve dikenli gül olmak ısırgan otu olmaktan yeğdir.
O halde aşık gibi olmayı bırakın, aşık olun.
Düşün aşk yoluna…
Sevgi ile !
Saygı ile !
Samimiyet ile !
Bunlar varsa seks ile !
Daha sonra sadakat ile !
Ve hespinden önemlisi sabır ile !
***
Sevgililerinizin değerini bilin.
Bolca tatlı dil, güler yüz, iyi niyet çok derdin ilacı.
Gönlünüzden sevgi eksik olmasın !
Yakup Yurt ©
Brüksel, 09 Şubat 2010
Değerlerimizi Bilmiyoruz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Gurbetciler
Emirdağ; Belçika’nın başkenti, hatta Avrupa’nın başkenti diyoruz yeri geldiği zaman. Gurbetçisi ile meşhurdur benim memleketim. Gurbetçimiz orda yabancı, burada gavurcu olurlar. Yedinci ayı bekler Emirdağ’lı, Hasat kaldıracak, kız verecek oğlan everecek, hayatları kurtulacak çocuklarının. Kimine görede isyandır Avrupa hayali, bir türlü gidememiştir hayalini kurduğu Avrupa’ya. Avrupa’ya gideceğim diye düzende kuramamıştır Emirdağ’da. isyan eder Avrupa’ya gidemeyenler şu kelimelerle “anamın kuruttuğu patlıcan kurusu gitti de Belçika’ya bi ben gidemedim” diye. Gurbetçi Emirdağ’ın en önemli değeridir, sıla gurbet hasretle yoğrulmuştur Emirdağ insanı. Birbirinden güzel oyun havaları türküleri yakar yürekleri. Burada şu açılımı yapmak istiyorum Gurbete para kazanmaya gidenler daha dönmedi Emirdağına, tamam dönmesinler ama gücü olanlar Emirdağına yatırım yapsınlar. Ekonomik dönüşler Emirdağa olmalı. Başka il ve ilçelere değil. Doğduğumuz yere Emirdağ’ına yatırım yapmanın zamanı geldi geçiyor bile. Türkülerimize gelince, türküler bir yöreyi yaşayışı anlatır. Türkü kaynağı Emirdağ Türküleri derlenip Türkiye’ye sunulsa alın size ücretsiz reklam.
Bediüzzaman Saidi Nursi
Yıllarca yaşamış Emirdağ’da üstad, kimi zaman özgür kimi zaman hapis yatmış Emirdağ’da. Lahikalarından biridir Emirdağ Lahikası, üstadın 4 yılını kapsar Emirdağ Lahikası. Üstadın kaldığı yerlerden biriside Isparta’nın Eğridir ilçesine bağlı Barla Kasabası. Nüfusü iki binin üzerinde olan bu şirin kasabanın yaz aylarında sayısı yüzbinleri geçiyor. Nedeni mi ? Üstadın yaşadığı yerleri ziyaret etmeye gelen konuklardan dolayı tabiki. Üstadın Emirdağ’da tefekküre daldığı yerler kaldığı ev gittiği yerler biliniyor, fakat yaşatılmamış yaşayamamışız. Yaşatsaydık ne olurdu Barla örneğini düşünün gerçekler ortaya çıkacaktır. Yaşatalım dense kimse yanaşmaz bu işe ama yaşatılması gereken değerlerden en önemlisi
Amorium
Hisarköyde bulunan Amorium antik kenti arkeolojik alanda bilimsel kazı çalışmaları 1988 yılında Oxford Üniversitesi’nden Prof. R. Martin Harrison tarafından başlatılmıştır. 1993 yılından bu yana New York Metropolitan Sanat Müzesi´nden The Metropolitan Museum of Art Dr. Chris Lightfoot başkanlığında uluslararası bir ekip tarafından yürütülmektedir. 22 yıldan beri yürütülen kazı çalışmaları üniversite öğrencilerine ders amaçlı yapılan çalışmalar olup Antik kent kazılarında fazla bir ilerleme kaydedilememiştir. Turizm bakanlığının konuya el atması gerekiyor bence. Efes antik kentte kazı çalışmaları devam ederken bir yandanda ziyaret ediliyor Efes antik kenti kadar değerli bir tarihe sahip olan Amorium artık turistlere açık hale gelmeli bunun için çalışmalar başlatılmalı.
Üç konuya kısaca değinmeye çalıştım Emirdağ’ın geleceği ile alakalı görünmez konuları Emirdağlı hemşerilerimle paylaşmak istedim. Değerlerimizin Bilinmesi Dileğiyle…
SAYGILARIMLA
Trt Muzük - Yüreğimdeki Türküler - Zalım Poyraz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Videolar
Ahiret Gününe İman
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Dünya üzerindeki yerleşik kültürlerde olduğu gibi bizim kültürümüzde de “bahar” güzelliktir, emektir, tarlada açan çiçek, yeşeren umutlar ve gelecektir! Aynı zamanda, bolluk, berekettir, hayattır, yeniden dirilişin sembolüdür bahar. Yani baharın gelişi biz inananlara İslamın iman esaslarından biri olan Ahiret Gününe imanı, kıyameti hatırlatır, ölümden sonraki hayatı hatırlatır. Sonbaharla birlikte çıplak kalan ağaçların, kışın ardından yeniden dirilmesi, rengarenk çiçeklerin yeniden açması, ölen insanların ahiret gününde yeniden dirilmesini sembolize eder adeta. Her yaratılan varlık gibi muayyen bir ömrü olan insan, sararan yapraklar misali az veya çok yaşadıktan sonra ölecektir. Cismi çürüyerek toprak olan insan için daha yüce ve sonsuz olan ahiret hayatının kapısı açılacaktır.
Ahiret, imtihan için gelinen şu fani dünyadan ölümle beraber göçtükten sonra sonsuza dek yaşayacağımız hayatın adıdır. Ahiret, dünya hayatında yaptıklarımızın hesabını vereceğimiz, bizim için hazırlanan amel defterlerinin elimize tutuşturulduğu ve amellerimiz göre vaad edilen Cennet ya da Cehennemi yaşayacağımız sonsuzluk yurdunun adıdır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur : “O gün siz (hesap için) arz olunursunuz. Öyle ki hiçbir gizli haliniz kalmaz. O vakit kitabı sağdan verilenler, ‘Alın, kitabımı okuyun, doğrusu ben hesapla karşılaşacağımı sezmiştim zaten’ diyecek. Ardından da Allah’ın kendisi için hazırladığı eşsiz cennete girecektir… Kitabı soldan verilenler ise: ‘Kitabım verilmeseydi, keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim, keşke ölümle tamamen yok olup gitseydim, malım beni kurtarmadı, gücüm, saltanatım yok olup gitti’ diyecektir.”(1)
Allah’a ve ahirete olan inanç, insanı daima iyilik ve hayır işlemeye, şerden ve kötülükten kaçınmaya, güzel ahlak ve faziletle ziynetlenmeye ve ilahi ölçülere uymaya sevk eden en büyük etkendir. Ahiret inancına sahip olan insan doğruluk ve istikametten ayrılmaz. Nefsine, ailesine, çevresine, vatan ve milletine karşı dürüst hareket eder. Hak ve adaletten ayrılmaz. Kimseye zulmetmez. Yaptıklarının mükafatını dünyadaki kısa ömründe görmek için çırpınıp durmaz. Çünkü o, ilahi adalete, burada yaptıklarının karşılığını ahirette mutlaka göreceğine ve ebedi hayata inanmaktadır. Yüce Allah bu gerçeğe, şöyle işaret buyurur: “Kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecek ve zerre miktarı kötülük işlemişse onu da görecektir.”(2) Hutbemi bir ayet meali ile bitirmek istiyorum: “Bizim sizi boşuna yarattığımızı, bizim huzurumuza dönüp hesap vermeyeceğinizi mi sandınız?”(3).
(1) Hakka, 18-29.
(2) Zilzal, 7-8.
(3) Mü’minun, 115.
Siyaset Yapın, Irkçılık Değil
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Yaklaşık 59 yaşımdayım ve 42 seneden beri Belçika´da yaşıyorum.
Belçika´nın bütün bölgelerinde yaşadım.
Belçika´nın 10 milyonu biraz aşkın nüfusunun yaklaşık % 10 u yabancı kökenlilerden oluşuyor.
Yabancıların çoğunluğu da, benim gibi, sonradan Belçika vatandaşlığına kabul edilmiş, çifte vatandaşlardan oluşuyor.
Bu ülkede doğan ve büyüyen yabancı kökenli Belçikalılar hukuken Belçika kimliğine sahip olsalar da, kültürel anlamda kabul görmüyor ve dışlanıyorlar.
Dolayısıyla kendilerine gösterilen mahallelerde veya semtlerde, kendi geleneklerine göre, kendi aralarında yaşıyorlar.
Sonra da gettolarda yaşıyorlar diye suçlanıyorlar.
Yabancı kökenlilerin yoğunlukta olduğu semt okullarında eğitim seviyesi düşük ; gençlerin çoğu başarısız oluyor…
Bunun doğal sonucu olarak ta meslek veya sanat okullarına veyahut çıraklık eğitimine yönlendiriliyor.
Yani çocuklarımız yerleşik eğitim süreci sebebiyle geri kalıyor…
İstisnalar hariç !
***
Kuruluşunda üniter bir devler olan Belçika 25 yıldan bu yana federal sistemle yönetiliyor.
Anayasa Flamanya, Valonya ve Brüksel olmak üzere üç bölge öngörmüş.
Bir de Valonya içinde kalan Belçika Almanca Konuşanlar Toplumu bulunuyor.
Kuzeydeki Flamanya ile Güneydeki Valonya arasına sıkışmış küçük ortak Brüksel Bölgesi ülke ekonomisinin % 20 sini üretmesine rağmen bütçe olarak kendisine geri dönen pay % 8 lerde kalıyor.
Kuzey-Güney çekişmesi ve rakabeti yüzünden Brüksel hak ettiği para ve yetkilere ulaşamıyor.
Dolayısıyla para ve personel yetersizliğinden dolayı Brüksel´de kamu hizmetleri her alanda aksıyor…
Bunun yansıması Brüksel´de yaşayan yabancı kökenlilerde eğitimsizlik ve işsizlik devasa boyutlarda.
Hastalık belli, reçete yazılı, ama ilaç alacak para yok ; ama hastayı eleştirenler diz boyu !
***
Kuzey´in siyasi partilerinin gözü Brüksel´de.
Çünkü Flamanca konuşanlar Brüksel´de % 15 lik bir azınlık.
Ve işin garibi, sanki Flamanya´da başka şehir yokmuş gibi, Brüksel Flamanya Bölgesinin de idari başkenti.
Kalan % 85 lik çoğunluk Fransızca eğitim alıyor ve kendisini Fransızca dilinde ifade ediyor.
Ve Flamanlar yabancı kökenli Belçikalıların Fransızca konuşanlar çoğunluğuna katılmasını istemiyor.
Flamanya´da Flaman milliyetçiliği ve yabancı düşmanlığı rüzgarı esiyor, rüzgar dalga dalga yayılıyor ve bütün demokratik partileri etkisi altına alıyor.
Oy kaybetme kaygısı sebebiyle milliyetçilik yarışı yapılıyor.
Flamanya nezle olunca, Brüksel hapşırıyor !
Ve bu direnç yüzünden Brüksel sorunlarına çözüm üretip kendi ayaklarının üzerinde koşamıyor.
Brüksel´de insanlar konuştukları dil (Fransızca veya Flamanca) yüzünden ayrılıyorlar.
Brüksel´de iki dilden birini seçmek zorunda kalıyor, kimlik kartları buna göre düzenleniyor, buna göre parti seçiyor, siyaset yapıyor veya oy kullanabilyorsunuz.
***
Nereden icap etti de yazdın bütün bunları diyebilirsiniz tabii…
30.01.2010 da Brüksel´de bir silahlı soygun teşebbüsü yaşandı.
Bir kambiyo bürosunu soymak isteyen silahlı üç zanlı, başarısız bu girişimden sonra otomobilleriyle kaçarken polisle silahlı çatışmaya girmiş, bir polis memuru yaralanmış (ameliyat geçirmiş ve çok şükür hayati tehlikesi yokmuş), helokipoter destekli bir kovalamacadan sonra gençler (yabancı kökenli) yakalanmışlar ve soruşturma devam ediyor !
Eeeee, daha ne olsun diyebilirsiniz !
Anlatayım.
İki demokratik Flaman partisi, yani yeşilci Groen ! ile sosyalist Sp.a partileri temsilcileri gençlerden gelen bu şiddete karşı hemen "sıfır tolerans" istemişler…
Groen ! partisi adına bay Luckas Vander Taelen "boğazıma bıçak dayanmadan Brüksel´de sokağa çıkabilmek isterdim" dedikten sonra Brüksel´in Orta Çağ´a döndüğünü ima eden sözler sarf etmiş.
Sp.a milletvekili Renaat Landuyt ise Brüksel´de daha fazla güvenlik talep ederek Flamanya´nın Tongres şehrindeki Gençler Hapishanesindeki boş hücrelerin derhal Brükselli genç suçluları kapatmak için kullanılsın demiş.
01.02.2010 tarihli La Libre Belgique gazetesinin haberine göre de, Federal Başbakan Yves Leterme bu Flaman korosuna katılarak "Brüksel´deki güven(siz)lik sorunu hiçbir tabuya bağlı kalmaksızın incelenmelidir" buyurmuşlar.
İlgili partilerin Türk kökenli seçilmişlerinin düşüncelerini ben henüz duymadım !
Ya siz ?
***
Ben tam 30 yıldır Brüksel´de yaşıyorum.
Belçikalı Frankofonu, Flamanı, Türkü, Arabı ve yetmiş iki buçuk milletiyle bütün Brüksellileri çok seviyorum…
Brüksel´de, diğer bölgelere oranla, hiçbir fazlalık sorunum yok.
Ne benim, ne de ailemin.
Brüksel´de mutluyum.
Türküm, Belçikalıyım, Brükselliyim.
Flamanya ve Valonya siyasetçilerinden de bir tek ricam var : Tribünlere oynamayı bırakın !
Elinizi Brüksel´den çekin…
Devlet adamı olun, yerel cüceler kalmayın.
Yabancılar üzerinden siyaset yapmayı bırakın.
Irkçıların ekmeğine yağ sürmeyin.
Gölge etmeyin, başka ihsan istemez…
Brüksel´de sizin gibilere ekmek yok…
Yakup Yurt ©
Brüksel, 01 Şubat 2010
Kabakçının Rüyası
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Salı günü pazarı gezerken yoruldum
Bir kahvenin iskemlesine kuruldum
İstedim çay geldi; henüz çayı içmeden
Alaaddin çıkıverdi Göbeleğin çeşmeden
Dedi ki arsenikli içtiğiniz suyunuz
Lakin ışıklandı, pek güzel oldu yolunuz
Adaçal’ı terk eyledi yeniçeriler
Yerlerini devraldı cinler periler
Haramiler “açıl” dedi sezon açıldı
Vampir haramiyi elden kaçırdı
Leylekler torun getirince padişaha
Keloğlan bağırdı padişahım çok yaşa
Adaçal’ın ardında bir dev büyüdü
Belediyelik yaptığı, eskiden bir köydü
Çıkıyorken Yıldıztepe yokuşunu
Yolda gördüm zümrüdü anka kuşunu
Bu kuş ile gidiyorken Kaf dağının başına
Gördüm, Çıldır tarlasına köşkler dikilmiş boşuna
Bir bölük yarasa uçuştu uzun çarşıya
Alerjimiz var dediler köprüdeki ışığa
Yedi başlı ejderha dünyayı kasıp kavurdu
Elhamdülillah Emirdağ’ı teğet sıyırdı
Harbiye, medrese oldu toplayınca imzayı
Deli Dumrul kesti yanlış parka cezayı
Şeytan çay dereden ince ince akıyor
Yoldan geçen pinokyo burnunu tıkıyor
Garson bağırdı: Kabakçı yine uyumuş!
Uyandım! bizim çay buz gibi soğumuş
Bence rüyanın tabirini bir bilene sormalı
Hayır olsun demeli ve de hayra yormalı
HAKİKİ KABAKÇI














