Vuslat Aşkın Miladı Değil Cellâdıymış…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Anladım… Adını bilmediğim denizlerin sığ limanlarına demirlediğimde; cemreler düşen yüreğimi beynimi…Anladım… Kaderime bulaşan gecenin rengini birkaç damla hayat suyu ile temizlediğimde; deli gibi ıslık çalan meltemleri…
Anladım… Yıldızların gecesini terk edip ihanet ettiği bulutlu soğuk kış gecelerinde; tüm tembelliğime rağmen koşuşturan telaşlı ayaklarımı…
Anladım… Pervane aşkından ateşe atladığında; çoktandır göğüs kafesimi sıkıştıran merkez üssü yürek olan bu depremi…
Anladım ve kahrolası bir telaşla tanımadığım uzak denizler gezdim, dalgalara fırtınayı sordum ve kayboldum o fırtınada… Sonra yoruldum, durdum… Telaşsız sohbetler, uzun kahve molaları tıpkı rüzgardan bir kuytuya sığınmış gibi durdum…
Ansızın, umulmadık ama sanki her an beklediğim bir şey bulacakmış gibi mütemadi bir arzuyla koştum… Sonra birine bağlandım… Bekledim… Necip Fazıl gibi, hastanın sabahı beklediği, şeytanın günahı beklediği gibi…
Anlamadım… O, sesi kulağımdan ayrılmayan, her mevsimi bahar yapan, her romanda kahraman her şarkıda anlatılanken; vuslatın tatsız çabalarını…
Anlamadım… Onsuz denizler ıssız, geceler yıldızsız, şehirler öksüzken, özlem ayak parmaklarımdan hırsla beynime kalbime yayılırken; vuslatın arsız ve mütemadi bir istekle zorlamalarını…
Anlamadım… Aşk gurur önünde hep galip gelirken, amansızca aşkımızı, birbirimizi tüketirken, her hayal kırıklığının kahredici üzüntüsünü silerken belleğimden, kalbimden; vuslatın amacını…
Eros tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığında aşk bir sabun köpüğü gibi dağılıp uçuverdi avuçlarımızda… Yüzünü bile görmediği sevdalısı için dağları delen Ferhat Şirin’ e bakmaz oldu… Mecnun’ unu görmek için yıllarca pencerede bekleyen Leyla Mecnun’ u kafaya takmaz oldu…
Anladım… Her aşkta kendini aradığından, her sevda da bir benzerini bulur insan…
Anladım… Sonunda kendinden de sıkılırmış insan… Gün gelir terk edebilirmiş en sevdiklerini…
Anladım… Bıçak sırtı bir hayatı yaşıyoruz… İki yanında aşk uçurumu, en keskin yerinde yalnızlık…
Anladım… Aşk tek kişilik bir masalmış…
Anladım… Aşk sabırmış ama tahammül değil…
Anladım… Vuslat aşkın miladı değil cellâdıymış…
Yalan ve İftiranın Kötülüğü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Dinimiz İslam, izzetli ve şerefli bir insana hiç yakışmayan ve insanı hem toplum, hem de Allah nezdinde küçük düşüren yalanı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır. Gerçek bir Müslüman, kendi aleyhine de olsa, doğruyu söylemeli ve asla yalana yaklaşmamalıdır Yalanın en büyük kötülüğü insanı Allah’u Teâla’nın rızasından uzaklaştırıp Cehennem’e götürmesidir Ayrıca yalanın insanları birbirine düşürdüğü, güven duygusunu yok ettiği, dostlukları yıkıp, düşmanlıkları da körüklediği bilinen bir gerçektir. Peygamber Efendimiz (sav) de, yalan söylemenin ve yalan şahitlik yapmanın büyük günahlardan olduğunu belirtmiş(1), ayrıca yalanın münafıklık alâmeti olduğunu da haber vermiştir.(2) Ceza Kurulunun Kararları
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Mustafa Çınar
Emirdağ sporumuz Bayat sporu da geçerek şampiyonluk yolunda emin adımlarla yoluna devam ediyor.Süper lig de yenilgisi olmadan devam eden tek takım Emirdağ sporumuz.Emirdağ sporumuz bu ligde çok rahat şampiyon olacaktır. Bundan küçücük bir şüphem yok.Geçen hafta Demir spor maçında kaçan onlarca gol ve penaltı,bu hafta Bayat spor maçında kaçan onlarca net pozisyon ve sadece atılan üç gol Afyon süper Amatör kümenin üstünde bir takım olduğumuzu göstermektedir.
Beni düşündüren ceza kurulunun verdiği kararlar.Geçen hafta bizim teknik direktörümüz futbolcusuna kızdı diye maçın 89. dakikasında dışarı atıldı.Cuma günü haber geldi,Ahmet Hocaya 3 maç ceza verildi.Allah aşkına bu cezayı nasıl verdiniz.Bu sezon Süper amatörde 3 maç ceza verdiğiniz teknik direktör varmı?Örnek verecek olursak daha sezonun ilk maçında Sandıklı Belediye spor’la oynadığımız maçta Sandıklı Belediye spor’un teknik direktörü de atıldı.Ceza kurulu Sandıklı Belediye spor teknik direktörüne ceza bile vermeye gerek görmemiş.Bizim teknik direktör ne yapmış da 3 maç ceza veriliyor anlamış değilim.Ben bu sezon ceza kurulunun bir başka teknik direktörüne 3 maç ceza vereceğine de inanmıyorum.
Bundan iki yıl öncede benzer olay olmuş, bizim teknik direktöre iki maç ceza verilmiş, Demir spor’un teknik direktörüne ceza verilmemişti. Diğer hocalara verilen uyarılar neden Emirdağ sporun teknik direktörü için hiç kullanılmıyor? Emirdağ spor’un teknik direktörünün Eskişehirli olmasından mı rahatsız oluyorsunuz, yoksa Emirdağ sporun başarılı olmasını mı istemiyorsunuz. Siz ne yaparsanız yapın, Emirdağ spor şampiyon olacak ve gruplarda da terinin son damlasına kadar 3.lige çıkabilmek için mücadele edecektir.
Biz kimseden Emirdağ spora ayrıcalık yapılmasını istemiyoruz. Diğer takımlara, teknik direktörlere ve futbolculara nasıl ceza veriliyorsa bize de aynı şekilde verilsin.Diğer teknik direktörlere ve futbolculara normal cezalar verilirken,bize iki katı üç katı cezalar verilmesin.Kararlarda adaletli olunmasını istiyoruz.
Emirdağ spor sizin yapamadığınızı yapıyor.Afyonkarahisar’ın sahalarında küfürler edilirken, Emirdağ spor’un sahasında küfür edilmiyor.Gelen takımları alkışlarla karşılayıp alkışlarla gönderiyorlar. Emirdağ spor’la uğraşmayı bırakın da sizlerde bu küfürleri önlemeye çalışın.Emniyet tedbirlerini biraz daha artırın.Unutmayın Emirdağ Afyonkarahisar’ın bir ilçesi ve Emirdağ sporda Afyonkarahisarın bir takımıdır.Emirdağ sporun başarılı olması demek, Afyonkarahisar’ın başarısı sayılacaktır.
Diri Dururken...
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Millet olarak çok şaşırtıcı özelliklerimiz var. Mezarlık olarak tahsis edilen arazilerin, ilk mezarı açılmadan bile, köyde olsun, kentte olsun, ihatası hemencecik yapılıverir. Ama okullar yıllar boyu bahçe duvarı çekilmeden durur. Çocuklara gelebilecek zararın kalkanı öğretmenlerdir. Cesetlere, hem de gömmekle güvence altına aldığımız cesetlere gelebilecek zarar, çocuklarımıza gelebilecek zararlardan daha fazladır.(?)
Yok, mesele zarar gelme meselesi değil, saygı-sevgi meselesi ise, canlılara niçin öncelik tanımayız?
***
Bir arkadaşım:
“-Yahu, kimsesiz, yaşlı bir komşu kadın vardı. Bulaşık yıkarken ölüvermiş. Öyle acıdık ki...” dedi ve ilave etti:
“-Ne yer, ne içer, nasıl ısınırdı anlayamazdık...”
Ve bütün mahalle: “Bir yaşlı, kimsesiz kadın ölmüş, “haberini duyar duymaz, tanıyan tanımayan, cenazesini kaldırmak için bir araya gelmişler ve kaldırmışlar.
Neden diriyken sahip çıkılmamışta, ölünce sahip çıkılmış?...
***
Bacağı dörtleyince baba ocağını terkeder gideriz. (Zaten evlenmezden önce eşimiz tarafından bu şart koşulmuştur.) Eşimizle anlaşma sağlayabilmişsek, bayramdan bayrama, ele-güne ayıp olmasın düşüncesiyle şöyle bir yoklarız... Nasıl bir bahane uydurup kalkabilmek için eşimizle sık sık gözgöze geliriz. Ya anamız, ya da babamız sıkıntımızı anlar ve hafif iğneli bir espriyle yol verir. Yüzümüz kızarmadan, sevinçle soluğu kapıda alırız...
Birinden biri hastalanırsa, topu, bir mazeret uydurarak, kardeşlerimiz varsa kardeşlerimize, yoksa hasta olmayan diğerine atarız...
Zavallı ihtiyarlar, birbirinin çürük kollarına dayanarak, gençlerimizin bile tahammül edemediği, o tedavi sergüzeştine ser-geşte olacaklarını bile bile dalarlar...
Ölürlerseee...
Kendimiz ölüm yatağında olsak bile, uçakla koşarız.
Hepimizden, taa derinden gelen ahlar-vahlar çıkar ki, 21.30 Kurtalan treninin sirenini bile bastırırız...
Moruklar artık öbür dünyaya göç etmişlerdir ya; sorumluluğumuz kalmamıştır; rahatlamıştırız. Onlardan kıskandığımız bir dilim ekmeğin sayısını arttırıp, yağla-balla, taze kuzu etiyle birlikte eşe-dosta günlerce ziyafet çekeriz. Esirgediğimiz kömür parasının yanına bir hayli daha kadar, din adamlarımıza yemin parası, ıskat parası, hatim parası olarak kürürüz... Meseleyi bir an önce miras meselesine getirebilmek için, arkası arkasına mevlütler okutturuz. (Bu arada: “Vay ilmini para ile satanlara,” ayetini, yarası olup gocunanlara hatırlatırım...)
Ya o moruklar, dişinden tırnağından arttırıp, yüklüce bir miras bırakmışsa...
Sağlıklarında akan çatıları umurumuzda bile değilken, şimdi milyonlarca lira verip, mermerden mezar yaptırırız...
***
Ah!... Ölülerimize sahip çıktığımız kadar dirilerimize de sahip çıkabilsek...
O zaman güneş daha parlak doğacak; güller daha kırmızı açacak; tencerelerden tabaklara alınan yemekler daha bir lezzetli olacaktır.
İnsanlığa Hizmetin Önemi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Rabbimiz insanı bütün yönleriyle yaratılmışların en mükemmeli olarak yaratmıştır. Elbette ki yaratılışı mükemmel olan varlığın davranışları da mükemmel olmalıdır. Yüce dinimiz, Allaha ve insanlara karşı vazifesinin bilincinde olan ve yardım etmeyi kendine düstur edinen fertler yetiştirmeyi amaçlamıştır. Kuran-ı Kerim bizlere birbirini seven ve gözeten, din kardeşlerinin hayır ve iyiliğini isteyen ve yeri geldiği zaman onların iyiliğini kendi iyiliğine tercih eden insanları örnek göstermektedir. Yine birçok ayette imandan sonra salih amel kapsamında vatana, millete hizmet etmek, yoksula, fakire yardım etmek vardır. Bir ayet-i kerimede; “Allahın sana verdiğinden (onun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste. Ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi sende insanlara iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah bozguncuları sevmez”(1) buyrulmuştur. Efendimizin (sav) şu hadisi de çok manidardır: “İnsanların en iyisi insanlara en çok faydası dokunandır.” İnsanlığın hizmetine sunulmuş müesseseler kurmak, insan yetiştirmek, ilme ve insanlığa hizmet etmek en güzel salih amellerdir. Bir hadiste; “insan ölünce arkasından amel defterleri kapanır. Ancak üç şey vardır ki onlar sebebiyle kişiye sevap yazılmaya devam eder. Bunlar (cami, okul, hastane gibi) sadaka-i cariye. İnsanların istifade ettiği ilim ve kişinin ardından dua edecek salih evlattır” (2) buyrulmuştur.
Biz yine insanlığa ve toplumumuza hizmet ederken şunu çok iyi biliriz ki; “Kim bir kimsenin ihtiyacını giderirse Allah da o kimsenin ihtiyacını giderir. Kim bir kimsenin sıkıntısını giderirse Allahu Teala da o kimsenin kıyamet günü sıkıntılarını giderir. Kim bir kimsenin ayıbını örterse kıyamet gününde Allah da onun ayıplarını örter. (3)
Allah rızasını uman ve ahirette bütün yaptıklarından sorguya çekileceğinin farkında olan müminler, kardeş olarak birbirlerine karşı en güzel davranışları sergilemeli ve her türlü kötü davranıştan kaçınmalıdır. Rabbimiz bir ayette: “Bu dünyada güzel davrananlara güzel mükafatlar vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir” buyurmuştur. (4) Hutbemi bir hadis-i şerif mealiyle bitiriyorum: “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğunda diğer uzuvlarda bu sebeble uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”(5)
(1) Kasas, 77
(2) Müslim, Vasiyet, 14
(3) Buhari, Mezalim, 3
(4) Nahl, 30
(5) Müslim, Birr, 18
Esnafa Kosgeb Desteği
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Nisan ayından beri üzerinde durduğu sıfır faizli kredi de Bakanlar Kurulu’nun imzaları tamamlandı. Küçük ve orta ölçekli esnaf ve sanatkâr, yeni KOSGEB kredilerini bekliyor. Yeni KOSGEB Mevzuatı başta sıfır faizli kredi olmak üzere küçük esnafa birçok fırsat sunuyor. Yeni mevzuata göre daha önce sadece imalatçı esnafa verilen KOSGEB kredi ve destekleri, imalatçı olmayan küçük ve orta ölçekli esnaf ve girişimcileri de kapsayacak şekilde genişletildi. Şu anda Esnaf odaları ve Ticaret odaları nezdinde başvurular başladı. KOSGEB kredilerinde işletmelere 25.000,00.-TL ay ödemesiz bir yıl vadeli kredi verilirken tahakkuk eden faizlerin %75’i devlet tarafından ödeniyor. KOSGEB kredilerinde bayanlara yine pozitif ayrımcılık yapılarak kredi miktarı 30.000,00.-TL olarak belirlendi. Kredi çekebilmek için imalatçı olma şartının kaldırılması dolayısıyla yoğun bir ilgi gösterildiği görülmekte. Ümit ediyorum bankalarda kredi kıskacında olan ve çekleri geri dönen esnaf; sizlerin çekiniz dönmüş, kredi borçlarınız var vs. gibi bahanelerle bu krediden mahrum bırakılmaz.














