Hicret
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce Allah, emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmek üzere peygamberler göndermiştir. Görevleri sadece insanları doğru yola ulaştırmak olan bu kutlu elçilerin hemen hepsi, pek çok işkence ve zulme maruz kalmışlardır. Bazısı öldürülmüş, bazısı yurtlarından göçe zorlanmış, bazıları da toplumdan soyutlanarak baskı altında tutulmuşlardır. Hâlbuki bu kutlu elçiler, gönderildikleri toplum için rahmet, şefkat ve sevgi kaynağı idiler. Onlara gönül kapılarını kapatan toplum, aslında insanî fazilet ve erdemlere kapısını kapatmaktaydı.Allah elçilerinin sonuncusu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (sav) de insanları, şirki ve küfrü, vahşet ve zulmü terk edip sadece Yüce Yaratana ibadete, adalete, merhamete, insanî erdemlere davet etmekteydi. Mekkeli müşrikler bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen bu Yüce Elçi’ye akla hayale gelmedik işkence ve zulmü reva gördüler. O’na kucak açma, O’nunla insanlık onuruna yeniden ulaşma yerine; O’nu dışladılar, hayatına kastettiler. Bu ağır baskılar altında tebliğ ve davet görevini yerine getiremeyeceğini anlayan Kâinatın Efendisi, Miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etti. Bu hicret asla bir kaçış olmadığı gibi; sıradan bir göç de değildi.
Hicret, tevhit inancının kalplerde kökleşmesinin, gerektiğinde mallardan ve canlardan feragat etmenin sembolüdür. Başka bir ifadeyle hicret, dalaletten hidayete, zulümden adalete, nefretten sevgiye, kötülüklerden iyiliklere, günahlardan sevaplara göç etmektir.
Hicret, bütün maddi varlıklarını geride bırakıp terk eden muhacirler ile her şeylerini onlarla paylaşan Ensar’ın yüceliğinin ve Allah’ın rızasına erişlerinin bir şahididir. Rabbimiz: “İman edip hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir" (1) buyurmaktadır.
Hz. Peygamber Efendimiz (sav): “Hakiki muhacir, Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk eden kimsedir” (2) buyurmaktadır. Bu manada hicret bitmemiştir ve devamlıdır. O halde, bizler de Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçınıp nefsimizin kötü isteklerini frenleyerek her an hicret halinde olabilir ve hicret sevabına nail olabiliriz.
(1) Tevbe, 20.
(2) Buhari, İman, 4
Dinar Bld Spor Ve Emirdağ Spor
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Mustafa Çınar
Cumartesi günü ilçemizde hedeflerini her yıl şampiyonluk olarak açıklayan,ilimizin iki güzide takımı Emirdağ sporumuzla Dinar Bld spor karşılaştı.İki takımında iyi mücadelesi ve amaçları futbol oynamak olunca ortaya zevkli çekişmeli bir oyun izlettiler.Karşılaşmanın üç hakemi de Afyonkarahisar süper amatör kümede orta hakemlik yapan hakemlerdi.ASKF başkanı ve hakemler komitesi başkanı da maçı izlemeye gelmişlerdi.Hal böyle olunca iki takımın da niyeti futbol oynamak olunca,hakemlere de çok fazla iş düşmedi.Her iki takım açısından da maçı da iyi yönettiler.
Bu maça üç tane kaliteli hakemi vererek, maçın önemini hakem komitesinin bilmesiydi.Peki bu hakem komitesi neden bir Demir spor maçında aynı özeni göstermiyor.Bu yıl oynadığımız Demir spor maçını izleyen herkes gördü,rezalet yönetimi, ben sadece Emirdağ sporumuz açısından söylemiyorum aynı şeyler Demir spor içinde geçerli,Demir spor maçlarını derbi olarak mı görmüyorlar, yoksa başka sebeplerimi var.Sık sık söylüyorum yine söylüyorum Afyon süper amatör liginde mücadele eden on bir takımın on birinin de ne zor şartlar altında,mücadele etmeye çalıştığını bilemezsiniz.Uyduruk bir düdükle sesiyle takımların alın terleri mücadeleleri lütfen boşa gitmesin.Burada şampiyon veya ikinci olan takım Afyonkarahisar’ı temsil edecek.İnşallah bu yıl Afyonkarahisardan profosyonel lige bir veya iki takım çıkar, şampiyonluğa oynayan bu takımlara biraz daha dikkat edelim. Sahada futbol oynama niyeti olmayan takımlara tekme attırmasınlar,futbol oynama niyeti olamayan takımlarEmirdağ sporla Sandıklı Belediye spor’la Dinar Belediye spor’la kısacası şampiyonluğa oynayan takımlarla maç yaparlarken sadece tekme atıyorlar,bu takımların tek hedefleri var,şampiyonluğa oynayan takımlar dünyanın yatırımını yapıyor,verecekleri bir veya iki sakat futbolcu beklide bu takımların lig çıkmasını engelleyecek.Eğer Askf, Hakemler komitesi ve ceza kurulu Afyonkarahisarı düşünüyorlarsa ki bana göre düşünüyorlar aldıkları kararlarda ve yaptıkları hakem atamalarında daha dikkatli olurlar.
Emirdağ sporumuza gelince geçen hafta yönetim teknik direktör değişikliğine gitti.Bunun sebebini de futbol az çok anlayan herkes çok iyi biliyor.Takım kalite olarak Amatörün çok üstünde bir takım.Bu takımın en yakın rakibi ile şu anda beş puan fark olması gerekirdi.Çünkü sezon açılmadan iki ay önceden hazırlıklara başladı.Sezon başladı üzerinden sekiz hafta geçti, Emirdağ sporumuz kondisyon olarak hala hazır değildi.Takım maça başlıyor,on beş yirmi dakika futbol oynayıp,daha sonra oyundan düşmeye başlıyordu.Bizde yönetim olarak takımın iyi çalıştırılmadığı yönünde karar alarak,Ahmet Karaçöl hocamıza teşekkür ederek yollarımızı ayırdık.
Yeni teknik direktörümüz Ahmet Işık oldu..Ahmet Işık hocamızla bundan iki yıl öncede çalışmıştık. Nasıl bir çalışma sistemi ve ne kadar disiplinli olduğunu biliyorduk.Bu yüzden ilk tercihimiz Ahmet Işık oldu,sağolsun o da teknik direktörlüğü bıraktığını açıkladığı halde bizleri kırmayarak teklifimizi kabül etti. Bayram sonrası futbolcuları toplayarak,üniversite sınavları sebebiyle verilen arayı da fırsat bildi, bir hafta boyunca çift antrenman yaptırdı.Maç haftasında antrenmanları teke düşürdü ve cumartesi günü ilk maçına Dinar Belediye spor karşılaşmasına çıktı. İyi bir oyun ve net bir skorla karşılaşmayı 3-0 kazandık.Kendisini ve futbolcularımızı tebrik ediyor,bundan sonraki karşılaşmalarda başarılar diliyorum...
2010 da neler bekleniyo
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
TÜİK’in 2009 3. Çeyrek daralma rakamları beklentilerin altında kaldı. Kapasite kullanım oranları artmaya, İşsizlik oranları düşmeye devam ediyor. 2010 yılında Büyüme rakamının asgari % 3 ila 5 civarında gerçekleşeceğini ümit ediyorum. Verilere bakıldığında ülkemiz son 2 yıldaki zorlu test dönemi başarıyla geçtiğini dünyada bulunan bir çok gelişmiş ülkeden daha iyi seviyede olduğunu söyleyebilirim. 2009 3. dönemde açıklanan sanayi üretim verileri ve büyüme rakamlarının 2008 sonundaki daralma döneminin sonuna doğru yaklaştığını görmekteyiz. Açıklanan son rakamların büyümedeki gelişmelerin beklenenden daha iyi olduğunu ortaya koymaktadır. Petrol’ün 160 Dolarlardan 40 dolarlara kadar düşmesi ile de cari açık azaldı ve her geçen dönem azalmaya devam ediyor. Petrol fiyatının ucuzlaması ve ithalatın daralmasıyla birlikte daha önce artış gösteren cari açığın düştüğü, ancak petrol fiyatlarındaki artışa paralel olarak ve toparlanma sürecinde cari açığın yeniden yükselebileceği unutulmamalıdır. Ülkemizin dış finansman açığını kapatabilmesi için dış kaynak bulması gereklidir, fakat finansman kaynaklarının da iyice azaldığı aşikardır. Daralma rakamlarının beklentilerin altında gerçekleşmesi ile uluslar arası derecelendirme kuruluşları da bir bir Türkiye’nin notunu yükseltmeye devam ediyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, kriz döneminde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında sadece Türkiye’nin kredi notunu artırdı. Kriz döneminde dünyada 50'den fazla ülkenin notunun düştüğünü, sadece 13 ülkenin ise notunun arttığını hatırlarsak ve notunu 2 puan birden artıran tek ülke olduğumuzu düşünürsek her şey yavaş yavaş yoluna girecek demektir. Merkez bankasını faiz oranlarını 6.50-6.75 seviyelerine çekmesi ile borçlanma maliyetleri oldukça düşmüş bulunmakta, borçlanma maliyetleri böyle kalırsa inşaattan diğer bütün sektörlere kadar iç talepte ciddi artış olur kanaatindeyim. Yaklaşık olarak 2, 2,5 yıl faizleri tek hanede tutabilirsek, ülkemizin faiz faturasını yarı yarıya düşürdük demektir.
2010 da başka neler olacak kısaca değinirsek;
*Dolar değer kazanacak.
* Türkiye en az yüzde 3 büyüyecek.
* Parite 1,35'lere gerileyecek.
* Altın değer kaybedecek.1000 dolar civarında seyredecek,
* 2010'da bütçe açıkları ve kamu borçları en önemli sorun olacak.
* Türkiye kendi bölgesinde en az borçluluk oranına sahip olduğu için avantajlı.
* Enflasyon oranları düşük kalmaya devam edecek.
* 2010'da iyileşme hissedileceği için yatırımcı güvenli liman olarak sığındığı tahvil
*Merkez Bankası 2010 3.Çeyreğinden itibaren faiz artırımlarına gidecek.
*IMKB 60 Binlere çıkacak.
*Krizden paçasını kurtaran şirketler daha güçlü olacak.
*İşletmeler Bankalara karşı daha temkinli yaklaşacak.
*Bankalar vatandaşı söğüşlemeye devam edecek.
*Emlak ve İnşaat piyasasında kısmi hareketlenme olacak.
*Turizmde 2010 yılı iyi pazarlanabilirse Türkiye’nin yılı olacak.
*Reel sektör ayağa kalkacak.
Tabelayı Mahkûm Etmek
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Lise yıllarımda iki kez sürgün yedim.İlkinde öğretmenlerin yakaladığı her sigara paketinin (ki; öğrencilerden günde bazen 7 paket bile yakalayabiliyorlardı,) bana maledilmesinden, bir bayan öğretmenle olan samimiyetimin başkaları ve okul müdürü tarafından yanlış anlaşılmasından, nişanlımın babasının okula gelip nişan yüzüğünü alıp-gitmesinden;
İkinci okulumda sigara içerken yakalayan müdür yardımcısının beni döverken yorulmaması için(!) karşı koymamdan dolayı, aynı şekilde;
Prosedüre uydurulup, 'gönüllü tasdikname' verilerek, bu arada her iki lisedeki devamsızlığım 10'ar gün eksiltilerek, tertemiz birer sicille uğurlandım(!).
Benden sonra bir arkadaşım, ondan sonra diğer bir arkadaşım 'zorunlu tasdikname' ile sicilleri bozuk bir şekilde kovuldular.
Haklarında bariz bir delil bulunmayan ama okul yöneticilerine, öğretmenlere gıcık gidenler ise fazla değil, iki sene üst üste sınıfta bırakılıp, belgelendirildiler ve tahsil hayatları sona erdi.
Önceden söz verdiğimiz halde kurallara uymadığımız için bizler, şöyle ya da böyle cezalandırıldık.
Okulun tabelası öylece kaldı…
* * *
Çeşitli ceza ve infaz evlerinde sık sık mahkûmlar isyan eder, etti de. Topyekün isyanlarda bile söz konusu olan ceza ve infaz evlerinin tabelaları mahkûm edilmedi; isyan eden mahkûmların cezaları arttırılarak başka ceza evlerine sürgün edildiler ve edilmekteler.
Ceza ve tevkif evleri şayet tamamen boşalmadıysa, tabelası yine durmaktadır.
* * *
Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarda, disiplinden uzak, rüşvetçi, görevi kötüye kullanan, yüzkızartıcı suç işleyen personel ya sürgün, ya da meslekten ihraç edilir.
* * *
Kısaca;
Parti kapatmak problemlerin çözümü değil, daha dallanıp-budaklanması demektir.
NEDEN ?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Ne kadar sık kullandığımız bir kelime. İnsan çocukluk devresinden itibaren, etki alanı genişledikçe hep sorular sorar. Neden sorusu etrafında olan olayları sorgulamanın adıdır. Hep bir sebep arar insanoğlu.
Kainatta da nedensiz hiçbir şey olmayacağına göre hep ardında bir sebep arar durmadan. Genelde kendi istediği ve isteyerek yaptığı olaylarda bu soruyu sormaz.
Ne var ki başkalarının bu soruyu sormasına sebep olur.
Aslında sorun kendi benliğimizin hep alt yapısında oluşur ve bunu görmeyiz. Kendimize soru sorma zamanı geldiğinde bu kelimeyi sorgulamaya başlarız.
Hatalar zincirinin halkalarını sadece başımız dara düştüğünde anımsamaya başlarız.
İşte bu sorgulama sonucunda ve her olumsuzlukta başımıza bunlar,” NEDEN?” deldi diye düşünür dururuz.
Oysa gerçek yaşamda bir şeylere karar vermeden enine boyuna sorgulayıp ondan sonra hareket etsek belki de bu “NEDEN? “ sorgulamasını yapmamıza gerek kalmayacak.
Başına buyruk ve asi yetişmenin vermiş olduğu enerji ile her şeye balıklama atlama huyumuzdan dolayı çok sık hata yaptığımızı ancak ve ancak başımız derde girdiğinde anlayabiliyoruz.
Zaman hızla akıp giderken zamanın akış hızında fark etmediğimiz o kadar çok hata var ki, bunları orta yaşları geçtiğimizde anlayabiliyoruz. İşin garip tarafı ise bela geliyorum demez, gelir. Hazırlıklı değilsek yaptığımız yanlışları anımsayamıyorsak, bu durumunda da karşımıza yine “NEDEN?” Kelimesi çıkar.
Çok dinleyip az konuşmak, çok okumak, tezcanlı olmamak, olaylara ve kişilere ön yargılı davranmamak, kısacası oturaklı olmak sanırım bu “NEDEN?” kelimesini çok sık kullanmamızı engelleyebilir. Bu kelime hayat devam ettiği sürece hiçbir zaman gitmeyecek ama insanlar bu sorgulamayı felaketlerle baş başa kalmadan önce yapmış olsalardı ya da davranış biçimlerinde hareket geçmeden önce yapmış olsalardı.
Bu soru bu kadar sıklıkla kullanılmamış olurdu. Hep kötü zamanlarda ve olaylarda sormayız bu soruyu yaşamın içinde iyi şeylerle karşılaştığımız zamanda “NEDEN” deriz.
Bırakın Nedenleri sorgulamayı. Yapılmış olan ya da yapılacak olan her şeyi sorgulayamazsınız. Bazen olayları akışına bırakmak gerekir. İnsanoğlunun aynı hatalara düşmemesini sağlayan bir kelime. Bırakın nedenlere neden olan şeyleri başkaları sorgulasın . Her zaman da yapılan hareketler mantıkla izah edilemez. Neden sorusuna cevap bulunamaz.
Kimileri bu sorunun cevabını alamadıkça hırslanır. İsyan eder. Kimileri de kabullenir sorgulamadan.
Problemlerin çözümü de bu soruyla başlar. Neden ben böyleyim. Neden beni kimse sevmiyor?
Neden beni terk etti? Neden neden?
İnsanın istememesine rağmen olan bazı şeyleri sorgulaması doğaldır.
Neden ben? Neden benim de başkaları gibi…., evet başkaları gibi, peki biz soralım neden başkalarına göre hayatımızı yönlendiririz ki? Neden kendi kararlarımızı kendimiz vermeyiz. ?
İsterseniz bir de Dünyaya olumlu yönden bakalım? Unutmayalım ki, “Bir işin yapılmasının imkansız olduğunu düşünerek uyursanız, bir başkasının o işi yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsınız.”
Dünya yaşanabilir bir yer olur mu?,Savaşlar kavgalar biter barış olur mu?
İnsanlar birbirlerini gerçekten sevebilir mi?
İnsanlar birbirlerine sırf insan olduğu için Yaradan'ın tarif ettiği şekilde değer verebilir mi?
El ele vererek umut yolunun sevgi yolunda yürürler mi?
Neden olmasın? Esra BAYRAKTAR
Zina ve Fuhşun Kötülüğü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanların ahlaki açıdan çöküntüye uğradığı toplumlarda sıklıkla görülen zina; evlilik dışı cinsel ilişki demektir. İslam dininin cinsel hayattaki genel dini ve ahlaki ilkesi, iffet ve namusun korunmasıdır. Bu sebeple zina haram kılınmış; zina, livata, eşcinsellik ve iffetin ihlal edilmesine yol açacak durumlar da yasaklanmıştır.Kur’an-ı Kerim’de “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur”(1) buyrulmaktadır. Ayette “zina etmeyin” denilmeyip de “zinaya yaklaşmayın” buyrulması ilgi çekicidir. Buna göre yalnız zina değil, kişiyi zina etmeye sevkeden yollar da yasaklanmıştır. Esasen bir kere bu yollara tevessül edildikten, yani insanı zina etmeye zorlayan ve cinsi arzuları kabartan bir ortama girdikten sonra, artık, bu arzuların ağır baskısı karşısında iradenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinadan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zafını dikkate alan Kur’an-ı Kerim, prensip olarak insanı kötülüklere sevkedici sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Bu sebeple bir başka ayette ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammed! Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Böyle davranmak onlar için daha temiz ve daha hayırlıdır.”(2)
Hadis kitaplarında bir delikanlının, Resûl-i Ekrem (sav)’in huzuruna çıkarak, "Ey Allah'ın Elçisi! Zina etmeme izin ver!" dediği nakledilir. Sahabiler ona ayıplar tarzda tepki gösterince Peygamber Efendimiz delikanlıyı "Hele şöyle gel!" diye yanına çağırarak ona şunları söyledi: “Bir kimsenin annenle, kızınla, kız kardeşinle, halanla yahut teyzenle senin yapmak istediğin şeyleri yapmasına razı olur muydun?” Bunun üzerine delikanlı: “Canım sana feda olsun Ey Allah’ın Rasulü, hayır razı olmazdım” cevabını verdi. Allah Rasülü (sav) ise “buna kimse razı olmaz” buyurdular ve ona şöyle dua ettiler: "Allah'ım, bunun günahını bağışla! Kalbini temizle! İffetini koru!"(3) Bu olay üzerine o delikanlının bir daha gayrı meşru bir istekte bulunmadığını bize yine sahabeler nakletmektedir.
Kuran ve Sünnete kulak verdiğimizde görürüz ki; iffet ve namusu korumanın yolu, zinadan ve zinaya götüren yollardan uzak durmaktan geçer. Çünkü zinanın ahiretteki cezasının yanı sıra dünyevi zararlarını da gözardı edemeyiz. Zira günümüzde insanlığı tehdit eden birçok hastalığının yayılmasında ana sebebin, evlilik dışı, gayrı meşru yaşantılar olduğu bilinmektedir. Yine kurulan yuvaların dağılmasına, günahsız çocukların kürtajla alınmasına veya sokağa terk edilerek kendi hallerine bırakılmasına neden olmaktadır.
Yüce Rabbimiz bizi iffetini ve namusunu koruyanlardan ve başkasının da iffet ve namusuna dokunmayanlardan eylesin
(1) İsra, 32
(2) Nur, 30
(3) Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 256257














