SEYYİDET NEFİSE (R.A)
- Ayrıntılar
Zühre,takva sahibi,
Tefsir hadis,
Başka ilimlerde alim,
Peygamber soyundan.
Allah-u Teâlâ onu,
Gönlünün nuruyla,
Zatının ışığıyla,
Aydınlatmıştı.
"Nefiset-ü'l ilm " denmişti.
Mısır'ın Nilüfer çiçeği idi,
Ahlakı melekleri geride bırakırdı,
Zerafet timsali,
Sevgi dolu,şefkatliydi.
Dertliler derman bulur,
Hastalar şifa bulur,
Nuruyla gönüller aydınlanır,
Mısır'ın kıymetli cevheriydi.
EV HANIMLIĞINDAN CENNETE
- Ayrıntılar
Medineli sahabe ev hanımları, Efendimize (s.a.s) herhangi bir konuda bir şey sormak istedikleri zaman cesareti, özgüveni ve kendini güzel ifade edebilmesi nedeniyle Esmâ binti Yezid’e (r.anhâ) ricada bulunurlardı.
Yine bir gün sahabelerin ev hanımları, oldukça önemli bir konuyu sorması için onu Efendimize (s.a.s) gönderdiler. Esmâ binti Yezid (r.anhâ) Efendimizin (s.a.s) huzuruna çıktı ve şöyle dedi: “Anam babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Ben sana hanımların elçisi olarak geldim. Allah seni bütün erkek ve kadınlara peygamber göndermiştir. Biz de sana ve senin Rabbine iman ettik. Biz kadınlar, evlerimizde oturmakta, beylerimizin isteklerini yerine getirmekte ve çocuklarımızı büyütmekteyiz. Siz erkekler ise Cuma namazı kılmak, camiye ve cemaate gitmek, hastaları ziyaret etmek, cenazelerde bulunmak, birden fazla hacca gitmek gibi hususlarda bize üstün kılındınız. Daha önemlisi de Allah yolunda cihat etmek gibi sevaplara ve fazîletlere sahip oldunuz. Bir erkek hac veya umre için yahut düşmanla savaşmak ve cihad etmek için yola çıktığı vakit, biz mallarını korur, iplik eğirip elbiselerini temizler ve dikeriz. Çocuklarını büyütürüz. Bu hizmetlerimizle biz de erkeklerin kazandığı hayır ve sevaba ortak olamaz mıyız, veya onlar gibi bizde sevap kazanabilir miyiz?” diye sordu.
Rasûlullah (s.a.s) Esmâ binti Yezid’i (r.anhâ) dinledikten sonra etrafındakilere dönerek;”Siz bir kadından, sorduğu bir soruda muradını bundan daha güzel ifade edenini işittiniz mi?” buyurarak, onu sorduğu bu önemli sorudan dolayı tebrik etti ve onun şahsında bütün hanımlarına şu müjdeyi verdi;“Ey hanım, dinle ve seni buraya temsilci gönderen hanımlara da iyice anlat! Bir kadın kocasının isteklerini yerine getirerek, güzel geçinip onun hoşnutluğunu, rızasını kazanırsa, bu saydığın üstün amellerin
Ümmetin Firavunu
- Ayrıntılar
Bedir savaşı…
Bütün hararetiyle devam ederken,
Abdurrahman b. Avf,
İki gencin arasında,cihad etmekte.
Gençler Afra’nın oğulları,
Muâz ve Muavviz lerdi.
Birisi eliyle dokunarak ;
“Amca Ebu Cehil’i tanıyor musun?” Dedi.
“Evet ,Ne yapacaksın?”dedim.
“Duydum ki Allah Resulüne (s.a.v)
Olmadık sözler söylüyormuş.
Allah’a yemin ederim ki
Bu dünyayı terk etmeden,
Bedenim onun bedeninden ayrılmayacak.!”
Allahın öyle erleri var ki ,
Melekler dahi imrenirler onlara,
Ben kendimde güç hissettim,
Gençlerin arasında olmaktan.
Çok geçmeden iri cüssesiyle,
Ebu Cehil’i gördüm.
Hamleler yapıyor,
Savaşçıların arasında geziyor.
Gençlere döndüm
“”Şu adamı görüyor musunuz?
İşte aradığınız adam bu!”
İşaretimle gençler yerlerinden fırladılar.
Sanki kartal misali.
Avının peşine düşmüş aslan gibi,
Çık geçmeden Ebu Cehil ‘in
Üzerine atladılar.
Ebu Cehil yere serildi.
Neye uğradığını şaşırdı,
Mağrur,kibir dolu benlik,
Yerlere serildi cüssesi.
İki genç kardeş,
Ebu Cehil’i yere sermiş.
Abdullah b.Mes’ûd,
Onu bu durumda buldu.
ALTINEL'İN HUZUREVİ’NİN AÇILIŞI VE KURULUŞU İLE İLGİLİ HİZMETLERİ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
Emirdağ Huzurevinin temeli, 1992 yılında Emirdağ Huzurevi Yaptırma ve Yaşatma Derneği tarafından atıldı. Yapımıı 1995 yılında başlanılan huzurevi, 2005 yılında bitirildi ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’na devredildi. Huzurevinin açılması için yoğun gayretler ve çaba sarf eden Emirdağ Huzurevi Kuruluş Müdürü Ertuğrul Altınel konu ile ilgili olarak şunları söyledi: “Daha önceleri Emirdağ ilçesi’nde çeşitli okullarda İlköğretim Okulu Müdürü olarak görev yaptım. 34 yıllık meslek hayatımı Emirdağ Huzurevi Müdürlüğü’nde noktaladım. Daha önce Emirdağ’da Cumhuriyet ve Fatih İlköğretim Okullar’ında müdürlük yaptım. Müdürlüğüm süresince okullarımı bilgi yarışmalarında birinciliklere taşıdım. Daha sonra Emirdağ Huzurevi Müdürlüğüne atandım. Şu anda huzurevinde 60’ın üzerinde yaşlı kalmaktadır. Huzurevi 60 yatak kapasiteli olup 3600 m2 saha üzerine inşa edildi. Kuruluşu açmak için devletin ve derneğin katkılarından sonra şahsi çabalarım da çok oldu. Kısaca şahsi çabalarımı şu şekilde sıralayabilirim: Emirdağ Huzurevinin daha önce 21000 m2 olan arazisini, 2 aylık bir çalışma sonunda devletin arazisinin mera vasfını kaldırarak 26.000 m2 daha dahil edilmesini sağladım. Böylece Emirdağ Huzurevi’nin toplam arazisi 47.000 m2 ye ulaştı. Emirdağlıların Adaçal mevkisine rahat çıkmalarını temin etmek amacıyla, Askeriyenin bahçe tel örgüleriyle huzurevinin bahçe duvarları bitişikti. Şahsi girişimlerimle Askeriye ile Huzurevi arasında 15 metrelik eninde ayrı bir yol açtırdım. Bu yolun üzerindeki taşları temizlettirerek Emirdağ ilçe halkının gezinti amacıyla Adaçalı’ya rahat çıkmalarını sağladım’’ dedi.
Emirdağ Huzurevi Kuruluş Müdürü Ertuğrul Altınel, ‘’Çevre illerindeki huzurevlerine giderek oradaki fiziki çalışmaların aynısını Emirdağ Huzurevine yansıttım. Bina içerisindeki bütün odaları düzenlenmesini yaparak kullanıma hazır vaziyete getirdim. Kuruluşumuzun tabelasını yaptırarak binaya monte ettirdim. Bina içindeki tüm odalara mali imkanlar dahili nde telefon çektirdim. Telefon santralini telesekreterli hale getirdim. Bina içindeki her kata çamaşır makinesi kurdurdum. Her odaya boy aynası
Devamını oku: ALTINEL'İN HUZUREVİ’NİN AÇILIŞI VE KURULUŞU İLE İLGİLİ HİZMETLERİ
Rebiül evvel ayı 12. Gecesi Hz Muhammed(S.A.V)
- Ayrıntılar
Muhteşem bir gece.Allah-u Teala nın emriyle dünyaya teşrif ettiler.Nurunu Allah-u Teala ,Adem babamıza ,bütün peygamberlerine ,İbrahim (a.s) ma ,dedesine, oradan babasına,oradan da hamile kalınca annesine nurunu taşıdı.Allah-u Teala nın emriyle bu nur soyunda ,neslinde devam edecektir.
Onun için Cenab-ı Allah Efendimizi cennetle müjdeleyici,cehennemle korkutucu olarak ,o karamtrak dünyaya teşrif ettirmiştir.
O gece öyle ki; Yüce Allah dünyaya geleceğinde Hz Amine annemizde öyle bir aşk, öyle bir nur olmuş ki ,işte o anda kendinden geçmiş ve Allah-u Teala iki melek göndermiştir.Ona;”Korkma!
Öyle güzel bebek geliyor ki,ahir zaman son Nebisi dünyaya geliyor,korkma!” dediğini duymuştur.Bütün alem nura gark olup Efendimiz (s.a.v) 18 bin alemi bütün gezdirilmiştir.Öyle gezdiriliyor ki,öyle gezdiriliyor.
Amine annemizde zaman ve mekan olayını yaşamış bu olaylara şahit olmuştur.Bebek olmasına rağmen
Yüce Allah O’na her şeyi bildirmiştir.
Öyle her taraf anlatılmış.Dünyaya gelir gelmezde ayrı anlatılmıştır.
Ne kadar yahudilerin putları varsa kırılıyor.Onların ne taptıkları varsa hepsi perişan oluyor.Evleri binaları altüst oluyor. Kramtrak dünya aydın oluyor aydınlaşıyor.
Allah-u Teala’nın nuru öyle bir ışık oluyor ki güzel müslümanlar “Nur doğdu,Muhammed geldi,nur doğdu” diyerekten bütün alem kuşların cıvıldaması ,bütün nehirlerin Allah Allah diye coşması,kelime-i tevhit çekişleri ayrı ismi celâl çekişi,kapıların gıcır gıcır Allah deyişi.Bütün ağaçların Allah Allah diyerekten ,bütün ismi celâl çekişleri.Dağların Allah Allah diye inlemesi ..Bütün yeryüzünde ne varsa Allahın emriyle hepsi , her şeyin meydana gelmesi.
Devamını oku: Rebiül evvel ayı 12. Gecesi Hz Muhammed(S.A.V)
Prof Dr. Cüneyt Akın
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler
1982 yılında Afyon ili EMİRDAĞ ilçesine bağlı Gözeli Köyü’nde doğdu. İlkokulu Gözeli Köyü İlkokulu’nda, ortaokulu Eskişehir Osmangazi Ortaokulu’nda ve lise öğrenimini Eskişehir TCDD Meslek Lisesi’nde tamamladı.1998 yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazandı. Lisans öğrenimini 2002 yılında bitirdi.
1999 yılında TCDD Afyon Gar Müdürlüğü’nde Hareket Memuru olarak işe başladı. 2005 yılında İstasyon Şefi unvanıyla TCDD’deki görevinden ayrıldı. 2002 yılında, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalında yüksek lisans öğrenimine başlayarak, 2005 yılında mezun oldu. 2005 yılında, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Eski Türk Dili Anabilim Dalı’na Araştırma Görevlisi olarak atandı.
2006 yılında, Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalında, Tezsiz Yüksek Lisans öğrenimini tamamladı.
2006 yılında, Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Türk Dili ve Lehçeleri Bölümünde doktora öğretimime başladı. 2011 yılında doktora öğrenimini tamamladı.
2007 yılında, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümüne görevlendirildi. Aynı yıl, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından Kırgızistan’ın Celalabat şehrindeki İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi Türk Dünyası Kırgız-Türk Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde görevlendirilerek, 2007-2009 tarihleri arasında Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. Bu süreçte, alanıyla ilgili araştırmalarda bulundu ve öğretim faaliyetlerine katıldı. Ayrıca, Kırgız Türkçesi ve Rusça öğrendi.2011 yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, Kuzey-Batı (Kıpçak) Türk Lehçeleri Bilim Dalı’nda Yardımcı Doçent oldu.
EMİRDAĞ’IN 36 UZUN GÜNÜ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ahmet Urfalı
Ağustos, yaz mevsiminin son ayıdır. Orak ayıdır, alın terinin damladığı ,emeğin devşirildiği harman yeridir. Olgun başak tanelerinin toplandığı, hasadın, bolluk ve bereketin ayıdır. Rabbimin bağışıyla toprağın cömertliğini sunduğu bu ayda bin bir zenginlik insanın emrine verilir.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplumların emek verip sonucunu bekledikleri ümitlerin ayıdır, ‘’harman sonu’’nda yapılan düğünlerin, ödenen borçların vaktidir. Yiğitlerin şükür niyetine toprağa diz vurup emek nasırlı avuçlarını Tanrı’ya açmalarıdır.
Az olanın çoğaldığı, zayıf olanın güçlendiği zamanın adıdır Ağustos.
Yıl, yıldan kötü gelmeye başladı. Tarlaları karasabanıyla deşeleyen oğullar uzak memleketlere gitti. Analar dövündü, babalar acılarını içlerine akıttı.
Şimdi takvimler 1921 yılını gösterirken bu karanlık istila ufuklara niçin çökmektedir? Oysa oğullar uzak vatanları kurtarmaya, savunmaya gideli beri bozkır yalnızlığındaydı yürekler ve o yüreklerden taşan türküler, ağıtlar…
16 Ağustos 1921 günü Kurban Bayramı’nın ilk günüydü. Bayram, sevinçlerin paylaşıldığı günlerdi. Oysa bugün sadece acılar vardı gözyaşlarında. Çaresizlik, umutsuzluk kol geziyordu Aziziye’nin tozlu yollarında.
Kara Yunan topuyla tüfeğiyle gelmişti kara günde. Dağlar yastaydı, ovalar suskunlukta. Koca vatan baştan başa bir ham hayâlin esiri yapılmak istiyordu.
Bu zulme baş eğemezdi Aziziye’nin yiğit halkı, razı olamazdı esaretin kanlı zincirlerini boynunda taşımaya. Silkindi, titredi kahraman halk. Emir dağlarından indi Mürettep Tümen, Karakeçili serdengeçtileri.
Bu topraklarda yabancı bir soluk dolaşamazdı. Özgürlük ve bağımsızlık bu halkın temel değerlerindendi. 16 Ağustos 1921’di o gün, yiğitliğin Oğuz savaşçılarından miras alındığı emanetin gereğini yerine getirmenin vaktiydi.














