PİRİM HZ. MEVLÂNA
- Ayrıntılar
Hz . Bedreddin Bir gün bir kimyager,
Ziyaret amaçlı Konya ya gelir .
Mevlâna'yı duymuştur,
Evvela Sultan Veled'e gelir.
"Ben altın,gümüş yaparım,
Talebelerine dağıtırım "demiş.
Bir kaç gün geçmiş,
Hz. Mevlâna çıkmış gelmiş yanına.
"Hoş geldin ya Bedreddin" der.
Tanışmadılar henüz için için ağlar Bedreddin;
"Altın gümüş yaparım
Talebelerine yardım ederim," der.
Mevlâna;
"Ne yapacaksın sen bunları
Rabbimin yanında kimya mühendisi ol,
Bunları bırak,ilime gel,
İnsanlara faydalı ol."
TEKÂLİF-İ MİLLİYE EMİRLERİ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ahmet Urfalı
Tekâlif-i Milliye, Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın kanunla kendisine verilen yasama yetkisini kullanarak yayınladığı emirlerdir. 7 Ağustos 1921'de yayınlanan emirler, on maddeden ibarettir.
İnönü muharebelerinde Yunan işgalcilere darbe vuran Türk ordusu Sakarya Savaşı’na hazırlanırken Mustafa Kemal Paşa, 5 Ağustos 1921’de ‘Başkomutan’ sıfatıyla bizzat ordunun başına geçmişti. Büyük Millet Meclisi 3 aylık süreyle bütün yasama yetkilerini de Başkomutan’a devretmişti. Başkomutan bu yetkilere dayanarak 7-8 Ağustos’ta Tekâlif-i Milliye emirlerini yayımladı. Milli Yükümlülük anlamına gelen bu emirlerle her Türk göreve çağrılmıştır.
Böylece, Başkomutan Mustafa Kemal, ‘topyekün mücadele-sathı müdafaa’ stratejisini de hayata geçiriyordu. Gazi Paşa, Nutuk’ta bu konuyu şöyle belirtir: ‘Millet fertleri, yalnız düşman karşısında bulunanlar değil, köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes silâhla vuruşan savaşçı gibi, kendini vazifeli sayarak bütün varlığını yalnız mücadeleye verecekti...’
Bu emirlerin yayınlanmasından 15 gün sonra Sakarya Savaşı başlamıştır. Emirlerin yayınlanmasından büyük savaşın başlamasına kadar geçen 15 günlük süre içinde Türk milleti, varını yoğunu Milli Ordu’ya bağışlamıştır.
Tekâlif-i Milliye toplam on emirden oluşmaktadır. Bunlar;
Kapalı Pazar Yeri 7 Aralık'ta açılıyor
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
Mart Ayında yapılan ihale sonucunda başlanan Kapalı pazar yeri vs yöresel ürünler pazarı tamamlandı. Bu süre zarfında Emirdağ Atatürk Ortaokulu yanında dere kenarına kurulan Salı pazarı 7 Aralık Salı gününden itibaren eski yerinde hizmet vermeye devam edecek. Aynı şekilde yöresel ürünlerin satıldığı bulgur vs gibi bakliyat ve Yoğurt Pazarı satıcıların içinde yer tahsis edilerek ihale yoluyla vatandaşlara tahsis edilmişti. Onlar bu salı da yerlerinde satışlarını yapacaklar. Emirdağ Belediye başkanlığı sosyal medya üzerinde yaptığı paylaşımla Vatandaşlarımıza Hayırlı Olsun mesajını verdi.
Hz.Mevlana
- Ayrıntılar
Hz. Mevlana sohbet veriyor,
Kendinden geçmiş şekilde.
Hz. Musa ve Hızır AS,
Kıssasını anlatıyor.
Dinleyen cemaaatten birisi
Mırın kırın ediyor.
Sen de kimsin dedim,
Bana bir baktı, sen de Hızır AS. mısın dedim.
Bana dua et dedim.
“Ben dua etmem!
Hz.Mevlanamın yanında
Denize maya çalma gibidir.” dedi.
Hz. Mevlanamın yanına vardım.
“Ey talebem, Hızır AS. dediğine
Çok mu hayret ettin?”
Bu kadar da bilmiyordum doğrusu dedim.
BABAM YUSUF AĞA
- Ayrıntılar
Dünyada insan çok, adam az.
Adam bulursan altın kalemle yaz!
Bugün size, 8. vefat yıldönümünde babam Yusuf Ziya Boz’u anlatmak istiyorum. 1929 doğumlu, kökü Urfa, 160 yıllık geçmiş atası Urfa'dan gelmiş, Emirdağ'a yerleşmiş. Evlenmiş, nesilleri gelmiş.
Yedi kardeşler, kardeşlerin beşincisi. Dedem ismini Yusuf koymuş, büyük oğluna Yakup koyduğu için. Alnındaki ışıktan dolayı Ziya denmiş.
İlkokulu bitirmiş, zamanın şartlarından dolayı eğitimine devam edememiş, babasının yanında ticarete atılmış, küçük kardeşini, yüksek mühendis olması için desteklemiş, okutmuş, babasıyla birlikte ticaret için küçük yaşlarda İstanbul ve Eskişehir'e kadar gitmiş, oralarda işler öğrenmiş.
Askerlik zamanı gelince önce Polatlı Topçu Okulu’na, oradan da Diyarbakır'a iki yıl askerliğe gitmiş. Çalışkanlığı, titizliği, dürüstlüğü ve cesaretinden dolayı çavuş yapmışlar. Polatlı’da iken Kore'ye asker gönderilmiş, babamın bölüğüne sıra gelince göndermeler durmuş, giden arkadaşlarından dönen pek olmamış, hepsi şehit olmuşlar.
Diyarbakır hatıralarından hatırladığım, koğuş yoklamasında sıraya dizilmişler, temizlik yoklaması yapılıyor, tek babamda bit çıkmıyor. 1949-1950’li yıllar. Komutanından babama takdir edici sözler duyuyor.
Namazına düşkündü çocukluğundan beri kılmış askerlikte de bırakmamıştı.
Asker dönüşünde annemi yolda görmüş âşık olmuş. Annem 15 yaşında çifte belikli, boylu gösterişli güzel bir kızmış. Dünür göndermiş, evlenmişler.
Emirdağ, Türkmen boyu soyundan gelmektedir. Yüzden fazla soy vardır. Anne ve babam evlenince soyların çoğu bizde çocuklarında birleşmektedir. Geçmiş tarihimizden, tarihçilerimiz yazıp söylerler.
Babam gençliğinde bir müddet kasaplık yapmış, daha sonra adliyeye girmiş kâtip olmuş baş katiplik, noter vekilliği, icra müdürlüğü yapmıştır. Önce Afyon’un ilçesi Bayat'a sonra da Emirdağ da çalışmıştır.
Annemle birlikte 6 çocuğu olmuş, dördü erkek, ikisi kız. İlk oğlu vefat etmiş en son gülleri de benim.
Buraya kadar herkes gibi normal bir hayat.
TEK VÜCUT
- Ayrıntılar
Müslümanlar tarağın dişleri gibidirler, bir arada olursak güçlü oluruz. Hepimiz kardeşiz. Mülteciler din kardeşlerimiz, komşularımız kimlere gidip sığınacaklardı?! Suud’a mı, Irak’a mı, İran’a mı, Mısır ‘a mı?
Görmedik mi muhacir oldu Allah Resulü ve müslümanlar, ne yaptı Medineliler; Kucak açtı Ensar oldu. Bu bize rol model değil mi?
Bu necip millet misafirperverdir, paylaşır bölüşür ekmeğini. Ne yapsaydık ,bıraksaydık da öldürülseler miydi?
Elim yetmiyor, uzanamıyor Myanmar’a, Arakan’a,görmüyor muyuz!?
Doğu Türkistan’ı görmüyor muyuz?
Onlar oralar da katledilirlerken ben burada rahat içinde olmamalıyım.
Bir vücut gibiyiz çünkü.
“Mü’minler bir vücut gibidir”
Hadis-i şerifini hatırlayalım.
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)
Mevlânâ Hazretleri buyurur:
“Şems -kuddise sirruh- bana bir şey öğretti:
EMİRDAĞ YÖRESİNDE ASAYİŞİN SAĞLANMASI
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ahmet Urfalı
Mondros Mütarekesi sonrasında Türk ordusu dağıtılmıştı. İşgal kuvvetlerine karşı duracak düzenli bir ordunun olmaması sebebiyle düşmanın ilerlemesi hızla genişliyordu. Bu durum karşısında milliyetçi insanların önderliğinde yerel birlikler kurulmaya başlamıştı. Bunlar, Kuvva-yi Milliye olarak adlandırılıyordu. Ancak bu birliklerle düşmanın durdurulması ve vatan toprağı Misak-ı Milli’den atlması mümkün görülmüyordu. Bu yüzden Meclis tarafından düzenli ordunun kurulması için karar alındı. Bazı yerel birlikler bu karara uymamakla birlikte sonunda bertaraf edilerek düzenli orduya geçildi. Kaybolan asayiş yeniden tesis edildi
Bununla birlikte devlet otoritesinin bozulması sebebiyle muhtelif yöreler çeteler kurulmuştu. Bu çeteler, büyük bir asayiş sorunu meydana getiriyordu. Mal ve cana karşı zorbalığa başvuran bu çeteler, kendilerini bulundukları yörelerin tek hakimi olarak görüyorlardı.
Emirdağ yöresinde de Kara Hüseyin ve Gül Ahmet çeteleri, kendilerine egemenlik alanı seçerek ilan etmişlerdi. Özellikle Kara Hüseyin Çetesi, on köyden oluşan mıntıkadan kendinden izinsiz kimsenin girmemesi konusunda beyanda bulunmuştu.
Oysa Arif Bey, Emirdağ halkını toplayarak yaptığı konuşmada; ‘’ Aziziyeliler, bu bölgenin Kuva-yı Milliye kumandanı olarak bir şey daha söyleyeyim. Benim bölgemde irtikap, rüşvet, gasp, hırsızlık, zina gibi kötü işler olmaması iktiza eder. Bunları irtikap edenler behemahal en ağır bir şekilde cezalandırılırlar. Bunu herkes böyle bilecektir.’’ diyerek konuya son noktayı koymuştu.
Olaylar sonunda Kara Hüseyin, Koca Mustafa, Kel Recep, Gede Durmuş öldürülerek ‘’mermer direklere sardırıldı.’’ Böylece yöredeki asayiş sorunu kökenden halledildi.














